Ana Sayfa arrow Sosyoloji arrow Postmodernizm
Postmodernizm PDF Yazdır E-posta

Modern kelimesi ilk olarak Latince modernus biçimiyle 5.yüzyilda Romali ve Pagan geçmis ile Hiristiyan dönemi ayirmak için kullanildi. Içerikleri sürekli degisse de modernlik hep bir eskiden yeniye geçis olarak algilandi. Bazilarina göre ise modernlik, Rönesans ile sinirlanir. Aslinda bu çok dar bir tanimdir; zira Avrupa'da modern terimi, hep yeni bir dönem bilincinin, antik çaglarla kendisi arasinda yeniden gözden geçirilmis bir iliski kurdugu dönemlerde ortaya çikmaktaydi; hatta bu dönemlerde, hep antik çag, belli bir takim taklitlerle yeniden olusturulmasi gereken bir model olarak görülmekteydi.

Modern diye kabul edilen ürünlerin ayirdedici özelligi yeni olmasidir; bir sonraki stilin yeniligi ile onun modasi geçecektir. Ama modaya uygun olanin kisa zamanda modasi geçse de, modern olan, klasikle gizli bagini hep sürdürmüstür. Dogaldir ki, zamana karsi dayanan ne olursa olsun daima klasik olarak degerlendirilmistir. Ama, açikça modern olan belgeler, bir klasik olma gücünü, geçmis bir dönemin otoritesinden almiyorlar; tam aksine, modern bir çalisma, bir zamanlar gerçekten modern oldugu için klasik oluyor.

Modernlik anlayisimiz, kendisine ait klasik olma ölçüsünü yaratiyor. Bu durumda, klasik modernlikten bahsediyoruz. Modern ve klasik arasindaki iliski, sabit bir tarihsel referans noktasini tamamen yitirmistir. Modernlik, gelenegin normallestirici fonksiyonlarina karsi bir baskaldiridir. Modernlik normatif olan her seye karsi isyan deneyimi ile yasar.

Postmodernizm, post önekinden de anlasilacagi üzere bir sonralik, bir asmislik, bir baskaldiri boyutu tasimaktadir. Hatta genel yapi itibari ile bir tanima indirgenemeyecek bir karmasikliga, düzensizlige sahipse de öncelikle modernlikle bir hesaplasma, onu asma, belki de ondan öncesini barindirma özelliklerine sahip bir akimdir.

Tarihsel olarak bakildiginda, postmodernizm, askeri ve iktisadi Amerikan hakimiyeti akiminin üstyapisal ifadesi yada en azindan Avrupa-merkezciliginin sonu olarak görülebilir. Bu iddiada dogruluk payi bulunmakla birlikte böyle bir dönemsellestirme mutlak degildir. Zira modernlik Eflatun'a kadar götürülebiliyorsa, postmodernlik de Sofistlere kadar baglanabilir. Bu bakis açisinda da modern-postmodern ayirimi daha çok felsefi veya metafizik bir ayirim olarak kalmaktadir.

Postmodernizme bir bütünlük, birlik kazandirmak imkansizdir. Heterojenlik, çokseslilik, bölünmüslük kadar, bunlarin beraberinde getirecegi yanlis anlamalari, yanilgilari da onaylayan ve genis bir mesruluk zemini olusturan bir tavirdir. Kati yaklasimlarin olusturdugu ideolojik kaliplara karsi olan postmodernist akim, bilgi kuramini tekdüzelikten ve katiliktan kurtarip daha hosgörülü ve açik hale getirme ugrasidir.

Postmodernistler hiçbir seyin kesin ve tam olarak bilinemeyecegini, ilerleme fikrinin hiç bir seklinin savunulamayacagini ve ekolojik kaygilarin öneminin giderek artigini vurgulamaktadirlar. Postmodernizmin gözle görülür bir yapiya büründügü, belki de en kesin çizgilerle ayriminin belirginlestigi alan mimarliktir. Geleneksel mimarligin dogmatizmine karsi çikis olan modern mimarinin kendisi de zamanla bir dogma halini almisti.

Modern mimari, süslemeden, tarihsel göndermelerden arindirilmis, soyut formlar üzerine kurulu, islevsellik ve teknolojinin geregi olma amaçlarina sahip bir mimarliktir. Modern mimari, pozitivist bir bakis açisiyla tarihi, irrasyonel geçmis ve rasyonel gelecek diye ikiye bölüyordu.

Postmodernizme göre modernlik, bitmis bir mükemmellik, netlik, kesinlik ve çeliskisizlik arayisidir. Modernizm, mimariyi toplumu düzene sokmak için bir araç olarak görüyordu; sonuçta ise, çirkin çagdas kentler, beton yiginlari çikti ortaya. Postmodernizm ile çogulculugun kapisi açildi; tarih, gelenek içeri alindi. Bunun yanina ilkesizligin ilke olarak benimsenmesi de eklenince, ortaya kurallarla oynayip zenginlestirmeye dayali bir yaraticilik, demokratik bir perspektif genisligi çikti.

Postmodernizmde, siradan olandan, karmasadan, hatta gündelik hayat görünümlerinden korku duymayan bir rahatlik söz konusudur. Böylece, kahraman, kurtarici, topluma biçim verici önderlik hegemonyasinin egemen oldugu bir imaj yerine, oportünist veya alçakgönüllü, toplumun hakli veya haksiz olmasini sorgulamakla görevli olmadiginin bilincinde, "ya öyle ya böyle"cilikten, "hem öyle hem böyle" mantigina geçmis, çogulcu bir ahlak anlayisini savunan bir bakis açisi belirginlesir.

Popülist kültüre bir kirlenme olarak bakan modernist perspektife zit olarak, post modernizm komplekslerden siyrilmis, tarihe ve halka önem veren, "istedigini yap" tavrina sahip bir anlayistir. Postmodernizmin en revaçta görülmeye basladigi yillar, sanayi sonrasi toplum, bilgi çagi, iletisim ideolojisi, gibi kavramlarin da ortaya çikisi ile çakisiyor. Artik bilime teknoloji öncülük ediyor.

Cümlelerin kodlanabilen, desifre edilebilen, mesajlara indirgendigi, dilin basitlestirme ve saydamlastirma çabalariyla teknolojinin bir araci haline geldigi bir baglamda, bu yeni çagda dilin yeri de büyük degisiklige ugruyor. Bilgi, bir enformasyon yigini olarak görülmeye baslaniyor. Modernlikte bilimin iki temel islevi oldugu söylenebilirdi. Ilki bilimin insanlik yada halk adina yapildigi savinin çevresinde öbeklesen anlayis. Buna göre bilim insanlarin esitlikçi sekilde mutlulugunu saglamaya yönelik bir araç olarak görüldü.

Ikinci ekol ise, bilimin bilim için yapildigi, onun spekülatif evrensel bir olusum oldugunu iddia eden yaklasimdir. Yavas yavas bu iki anlayisinda gerçegi pek yansitmadigi görülmeye basladi. Bilimin kendi basina mutluluk veya esitlik saglamadigi ortaya çikti önce. Egitim alaninda da aydinlanmis, vatandaslik bilincine sahip insanlar yetistirmek, savaslari önlemek gibi soylu amaçlar giderek gözden düstü.

Ideallerin yerini giderek daha iyi bir meslek sahibi olmak yada beceri elde etme özlemi aliyor. Üniversitelerde feodal disiplin ayrimlari yavas yavas ortadan kalkiyor. Daha genelde, cahillikten suçluluk duyanlar pek çikmiyor artik. Ilk bakista Amerikanlasma olarak adlandirilabilecek olan bu yaklasim, modernligin çikmazi olarak da görülebilir. Modernizmin bunalimi ile birlikte, insanlik, ulus, halk, vatan, ploreterya, v.s. gibi tinsel bir degeri vücuda getiren bir özne ile kendini özlestirerek yada böyle bir varliktan yola çikarak düsünen ve hareket eden "aydin"in ölümü, hiç degilse, evrensellik, tümellik, bütünsellik fikri kadar özne ideolojisinin de darbe yedigi bir ortamda, bir daha gelmemek üzere aydinin iktidarinin sonunu getirecek gibi görünüyor.

Postmodernizm, modernligin melankolisi veya sinik eklektizmden öte, bütünlük baskisindan, bir üst-söylemin otoritesi altinda senteze varma baskisindan kurtularak, daha da ileri gitme istegi; esitlikçi anlatinin ve sistem teorisyenlerinin konsensusa varma çabalarini, saglam, istikrarli düzen arayislarini reddeden bir tavir.

Her tartismanin sonu, anlasma veya uzlasma degildir artik. Dogmaci ve pozitivist pragmatik baskiya karsi önerilen, paradoks ve çatismalarin içsellestirildigi bir mantik. Modernlik temelinde, devlet ile toplumun, akilci dogal hukuk ile siyasal ekonominin, bilme ile inanmanin ayristirilmalari ve sinirlar koyma ve sinirlari tanima projesidir.

Modernizmde ayristirma yaninda bu ayriliklar korunur. Örnegin, bilim, felsefe ve sanat arasinda keskin çizgiler vardir. Iste postmodernizm, mevcut sinirlari, duvarlari ayirimlari tanimayan bir yapidir. Modernizm, toplum ile kültürün ayrismasina yol açmistir. modernist kültür, akilci yasamin ahlaki temelleriyle taban tabana bir uyumsuzluk olusturur. Kültür, bu modern biçiminde, ekonomik ve idari zorunluluklarin baskisi altinda rasyonellestirilen gündelik hayatin alisilmisligina ve erdemlerine karsi nefret hissi uyandirmaktadir.

Uzmanligin ve isbölümünün belirginlestigi modernist akimda, kültürün her alani, problemlerin uzmanlarin isi olarak ele alinabildigi kültürel mesleklere göre ayarlanabilirdi. Kültürel geleneklerin profesyonellik alanlarina bölünerek ele alinisi, kültürün her üç boyutunun da (bilim, ahlak ve sanat) esas yapilarini ön plana çikartir. Böylece her biri bu belirli alanlarda mantikli olma konusunda diger insanlardan daha usta görünen uzmanlarin denetimi altinda, bilim, ahlak ve sanat dallarinda aklin yapilari ortaya çikar.

Sonuç olarak uzmanlarin kültürü ile daha genis olan toplumun kültürü arasindaki mesafe giderek artar. Uzmanlasmis yaklasim ve düsünce yoluyla kültüre dahil edilen seyler, hemen ve zorunlu olarak gündelik hayata mal olmazlar. Bu türden bir kültürel rasyonellesme sonucu, gelenekselin zaten degerden düsürülmüs oldugu bir kültür dünyasinin giderek daha yoksullasmasi ortaya çikar. 18.yüzyil aydinlanma filozoflari tarafindan formüle edilen modernlik projesi, nesnel bilimi, evrensel ahlak ve yasayi ve kendi iç mantigi çerçevesinde sanatin özerkligini gelistirme çabalarindan olusuyordu.

Modernligin basarisizligi belki de, hayatinin bütünlügünü, uzmanlarin kesin etkisine terkedilmis alanlarla parçalamasiydi. Modern estetigin sordugu soru "güzel nedir?" degil "sanatsal olan nedir?" sorusudur. Iktidar siyasi bir partinin elinde bulundugunda, gerçekçilik, deneysel öncü sanatçi veya bilim adamlari üzerindeki zaferini iftira ve yasaklama yoluyla elde eder. Ancak yine de partinin istedigi, seçtigi ve uygun gördügü anlati, imaj ve formlari talep edecek bir izleyici kitlesine ihtiyaç vardir.

Sanatsal denemelere karsi saldiri politik merci tarafindan yürütüldügünde tamamiyla gericidir: estetik yargi, su yada bu yapitin, güzelin yerlesik kurallara uygunlugu üstüne karar vermekten baska bir sey yapmaz. Yapitin, kendini bir sanat eseri kilan özelliklerde ve amatörlerle bulusabilme olasiligindan kaygilanmasi gerekliliginin yerini, yapitlari ve aliciyi bir defada ve her zaman için önceden belirleyen ve bunlari empoze eden otorite alir.

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?