Ana Sayfa arrow Sosyoloji arrow Modernizm ve postmodernizm
Modernizm ve postmodernizm PDF Yazdır E-posta

Modernlik tasarisi,onsekizinci yüzyilda yasayan aydinlanma filozoflarinin nesnel bir bilim,evrensel bir ahlak,evrensel bir yasa,özerk bir sanat gelistirme amaci güden çalismalariyla biçimlendirilmistir. Condorcet gibi kimi filozoflar, bu özellesmis kültür birikimini gündelik yasami zenginlestirmek adina kullanmak istemislerdir. Sanatlarin ve bilimlerin yalnizca doga güçlerinin denetim altina alinmasina degil; ayni zamanda bütün olarak dünyanin, ben’in, ahlaksal ilerlemenin ve hatta insan mutlulugunun anlasilmasina da önayak olacagini ummuslardir.Ne var ki;tüm olup bitenler Aydinlanmanin ümit ve ideallerinin tersi bir yönde gelismistir (Sarup,1997). Surasi çok açiktir ki; modernlige bir tepki olarak gelisen postmodernizm, modernligin basarisizliklarin üzerine kurulan elestirilerden temel almaktadir. Postmodernizmin modern düsünceye yönelttigi en temel elestiri modernligin akil ve rasyonalite üzerine olan vurgusudur.
Modern bilim, epistemoloji ve metodolojinin çogu versiyonu akla ve rasyonaliteye büyük güven duyar. Oysa sadece toplumbilimlerinde degil, toplumun her yaninda bu güven asiniyor gibi görünmektedir. Postmodernizm bu genis asinma duygusunun bir ifadesi olarak görülebilir. Akla yönelik postmodern elestirinin bir çok güdüsü vardir:Ilk olarak,modern akil evrenselligi,birlik ve bütünlügü, ayni kurallarin her yerde geçerli oldugu görüsünü gerektirir. Postmodernizm ise aksine her durumun farkli oldugunu ve özel bir biçimde anlasilmasi gerektigini ileri sürer. Her biri kendine ait bir mantiga sahip oldugu için bütün paradigmalarin esit oldugu(birbirlerine göre hiyerarsik bir üstünlükleri olmamasi anlaminda) postmodern bir dünyada evrensel akla yer yoktur.Ikinci olarak, akil aydinlanmanin, modern bilimin ve Bati’nin bir ürünüdür. Modern bilim gibi, akil da tahakküm edici ve baskici ve totaliter bir sey olarak görülür. Son olarak akil ve rasyonalite, postmodernizmin duyguya, içebakis ve sezgiye, özerklige, yaraticiliga, hayal gücüne ve fantaziye duydugu güvenle bagdasmamaktadir (Rosenau,1998).

Bu çalismanin amaci modernizm ve postmodernizm arasindaki iliski/geçis ve süreklilikleri arastirmaktir. Diger bir ifadeyle postmodern ve modern olanin hangi yollarla birbirine baglanip ,birbirinden ayrilabilecegini irdelemektir. Bu amaçla, Postmodern teoriyle ilgili yazinda siklikla referans alinan Lyotard, Harvey, Baudrillard ve Giddens’in düsünceleri incelenecektir.

Lyotard:meta anlatilarin sonu
Lyotard’in postmodernizm kavrayisi, modern ve postmodern arasindaki gelgitlere dayanmaktadir. Ona göre, aklin ilerlemesi, özgürlük, tinin özgürlesimi türünden meta anlatilar birakilip yerel/mikro anlatilar yeglenmelidir.Postmodernizmin ona göre tanimi meta anlatilara yönelik inanmazlik durumudur. Bu inanmazlik bilimlerdeki ilerlemenin ürünüdür.Ancak bu ilerlemedir ki; akabinde inanmazligi ön görür.(Lyotard,1994). Lyotard’in burada söz konusu ettigi ilerleme, modernitenin meta söylemlerinde yer alan belli bir amaca yönelik, olumlu bir anlam içeren ilerleme fikriyle ayni sey degildir. Zira Lyotard modernlige iliskin yakinmalarinda Auschwitzden bahsetmektedir (aktaran, Mouffe). Dolayisiyla ilerleme sözü burada gelinen noktayi belirtmek üzre kullanilmaktadir.

Lyotard’a göre toplumlar postendüstriyel,kültürel olarak postmodern çaga girdikçe bilginin konumu degismektedir. Ona göre postmodern bilgi otoritenin basit bir araci degildir. Postmodernizmin ilkesi uzmanin homolojisi degil, yenilikçinin paralojisidir (Lyotard,1994).
Lyotard’in bu ifadelerinde iki nokta dikkat çekicidir.Birincisi,postendüstriyel/postmodern bir çaga girildigini söyleyerek, açik veya örtük olarak belli bir dönemsellestirmeyi ve ilerleme diyalektigini kabul etmis gibi görünmektedir. Buna göre postendüstriyel/postmodern olanla, endüstriyel ve modern arasinda bir köprü kurulmus olmaktadir. Ancak bu durumu ‘Kurallar, Paradokslar ve Narin Ilave’ de adeta tekzip eder.Lyotard,bu yazisinda söyle demektedir:
‘Tarihsel bir dönemlestirme düsüncesini barindirmasindan ötürü ‘postmodern’ muhtemelen çok kötü bir terim. Gelgelelim, ‘dönemlestirme’ hala klasik ya da modern bir idealdir. Postmodern yalnizca bir ruh halini ya da zihinsel durumu gösterir’ (aktaran,Featherstone,1996). Ikincisi, postmodrenizmin ilkesini uzmanin homoloji olarak degil de yenilikçinin paralojisi olarak görmesi, modernizmin rasyollesmeyi ve standartlasmayi ön plana çikaran bakisina bir tepki olarak okunabilir.

Lyotard’a göre postmodern sanatçi veya yazar,felsefeci konumundadir. Yazdigi metin ürettigi çalisma ilke olarak daha önceden yerlesmis kurallar tarafindan yönetilemez (Lyotard,1994). Buna göre modernitenin önceden detayli olarak belirlenmis pozitivist metodolojisi, Lyotard için farkliliklari ezen baskici bir usluba denk düsmektedir. Nitekim,ona göre postmodern, modernin içerisinde sunulamayanin pesindedir. Modernite içerisinde sunulamayani verebilmek ancak,bilimsel bilginin hegemonik gücünün yerini anlati çogulluguna ve yöntem serbestisine birakmasiyla mümkün olabilecektir. Zira bilimsel bilgi onun için dil oyunu içerisinde yer alan bir mesrulastirim aracindan öte bir sey degildir.

Harvey, Postmodernitenin iktisadi arkaplani olarak postfordizm:kapitalizmin yeni ugragi
Harvey’e göre kültürel planda postmodernizmin ortaya çikisi, kapitalist süreçte iki ayri dönemi temsil eden fordist üretimden postfordist üretime geçisle ilgildir (Harvey,1997; Albertsen,1988).

Buna göre Harvey (Jameson vd.gibi) için postmodern durum, modernizmin kapitalizmle esitlenmesi durumunda bir kopus degildir. Jameson’un deyimiyle geç kapitalizmin kültürel mantigi olan postmodernizm, en azindan dayandigi ekonomik temel bakimindan moderndir. Her ne kadar tüm modern dönem için fordist üretimden bahsetmek mümkün olmasa da, yürüyen bantlarla sembolize edilen fordist üretimin modern bilimsellik ilkelerine göre yapilandigi bilinmektedir. Fordist üretim sistemi, bilindigi gibi, kitle üretimine ve kitle tüketimine dayalidir.

Standart biçimlerin üretimine imkan taniyan bu üretim biçimi, merkezilesmeyi ve büyük miktarda sabit sermaye yatirimini gerektirmektedir. 30’lu yillardan 70’lerde yasanan ekonomik buhrana kadar (postfordist üretime geçilmeye baslandigi döneme kadar) uygulanan Keynezyen politikalar ve refah devleti anlayisi fordist üretimin devamliligini saglamistir. Fordist üretim dönemi örgütlü emegin güçlü oldugu bir dömemdir. Zira bu dönem kitlesel üretimin devami için tam güne yayilan ve vardiyalarla sürdürülen çalisma saatlerini gerektirmektedir. 70’li yillarda yasanan iktisadi kriz, 60’li yillaradan itibaren zaten düsmekte olan kar hadlerini ve üretimi tükenme noktasina getirmistir. Kapitalist sistemim bu krizden çikis için buldugu formül esnek üretim olarak da adlandirilan Post-Fordist üretimdir. Postfordizm, kitlesel üretim yerine farklillasmis üretimi getirmistir. Farklilastirilmis üretim bir yandan belli bir merkezde toplanma zorunlulugunu ortadan kaldirmis, diger yandan da tüketici yelpazesini genisletmeye yaramistir.

Üretimin parçalara ayrilip farkli cografyalarda gerçeklestirilebilmesi örgütlü emegin gücünü kirmistir. Zira üretimin parçalanarak farkli cografyalara tasinabilmesi ucuz yerel isgücünü kullanabilmeyi olanakli kilmistir. Iktisadi arkaplan olarak ortaya konan postfordizmin kültürel vizyondaki ifadesi, postmodern durumdur.

Postmodern durumda gözlenen parçalanma, yeniden eklemlenme, eski ile yeninin, popüler olanla elit olanin iç içe geçmeleri, gelip geçicilik ve süreksizlik yeni kapitalist düzenin karliligini arttirarak sürdürmesi için gerekli olan kosullardir. Zira üretimde ve tüketimde devir hizinin artmasi gerekmektedir. Postmodern durumda üretim ve tüketim, mal üretiminden ve tüketimininden çok, devir hizi daha yüksek olan ve daha geçici olan imaj üretimine dayalidir.

Birlesik devletlerde üretim yapan bir sirket araç telefonuna benzer imitasyonlar üreterek bunlari kitlelere pazarlamistir. Harvey’in bildirdigine göre bu sirket, im degerinin disinda hiçbir kullanim yada mübadele degeri olmayan bu üretimi dolayisiyla büyük karlar elde etmistir (Harvey;1997). Bu örnek de göstermektedir ki, postmodern dönemde insanlara medya araciligiyla empoze edilen ve adeta bir tüketim çilginligina varan gelisim, kapitalist pazarin hammadde ve benzeri sikintiya düsmeksizin üretimine devam edebilecegi ortami saglamaktadir.

Sonuç olarak, Albertsen, Harvey ve Jameson’in postmodernligi salt ekonomi temelli kavrayislari her ne kadar kendi içinde tutarli görünse de tek belirlenimci olma gibi bir tehlikeyle karsi karsiyadir. Nitekim Jameson’un Mandel’den devraldigi geç kapitalizm düsüncesini postmodernizmle esitlemesi gereksiz biçimde indirgemeci bulunmaktadir (Cooke,1988).

Baudrillard, Imaj ve toplumsalin sonu
Baudrillard’a göre eger modernlik kodlari endüstri burjuvazisi tarafindan belirlenen üretim çagi ise, postmodernlik sibernetik tarafindan yönetilen bir enformasyon ve göstergeler çagidir. Ona göre postmodern dünyada imaj, simülasyon ve gerçeklik arasindaki sinir inflak edip içe göçmüstür. Ayrica postmodern medya ortaminda enformasyon ve eglence, imaj ve politika arasindaki sinirlarda kalkmistir. Baudrillard, kitlelerin devamli mesaj bombardimanina tutulmalarindan dolayi bezginleserek sessizlestiklerini söylemektedir. Bu durum toplumsalin sonu anlamina gelmektedir. Toplumsalin yok olmasiyla birlikte, siniflar, ideolojiler, kültürler ve bizzat gerçek arasindaki ayrimlar infilak edip içe göçmüstür. Baudrillard’a göre postmodern dünyanin anlamdan yoksunlugundan(her tür verili anlamin esit derecede kabul edilebilir veya esit derecede saçma bulunabileceginden veya anlamin gerçekle kurulmus bir baginin bulunmasi zorunlulugu olmadigindan) ve toplumsalin sonuna gelinmesinden dolayi içinde bulundugumuz dönem modernlikten, tamamiyla kopusu temsil etmektedir (Aktaran,Best&Kellner,1998)

Giddens, Modernligin düsünümselligi
Giddens’in postmodernligi, ancak modernligin içinden bakarak kavradigi söylenebilir. Ona göre modern dönemin modern olmayan veya geleneksel dönemden ayiran kesin süreksizlikler vardir.Ancak ayni kopusu (süreksizligi) postmodern ve modern arasinda sözkonusu etmek zordur.

Giddens’a göre içinde bulundugumuz dönem bir postmodernlik durumunu degil, modernligin etkilerinin radikallestigi bir dönemi isaret etmektedir. Bu noktada içinde bulundugumuz dönemi modernlikten bir kopus olarak gören Baudrillard’la hemfikir olmadigi gözlenebilir. Giddens’in postmoderniteye iliskin bakisinin bir miktar alayci oldugu bile iddia edilebilir. Nitekim, Modernligin Sonuçlari’nda söyle demektedir:

‘’Postmodernizm, eger bir anlami varsa, (bu ifadesinde, postmodernizmin bir anlaminin oldugundan süphe ettigini ima eder gibidir.D.B) en iyi biçimde resim,plastik sanatlar ve mimarideki stil ve akimlara isaret etmeyle sinirlandirilmalidir....Eger bir postmodernlik dönemine dogru gidiyorsak, bunun anlami, toplumsal gelisimin yörüngesinin bizi modernligin kurumlarindan uzaklastirip, yeni ve farkli bir düzene dogru götürdügüdür.Postmodernizm, o da eger inandirici bir biçim içindeyse, bu tür bir geçisin farkinda olundugunu anlatabilir, ancak varoldugunu göstermez.’’
 
Yukaridaki kisa alintidan da anlasildigi gibi, Giddens’in postmoderniteye olan durusu oldukça çekincelidir. Baska bir ifadeyle belirtecek olursak, postmodern olarak ifade edilen durumun, modernligin kurumlarini asmis (geride birakmis ) ve ondan tamamen kopuk olarak ortaya çikan bir tarihsellige tekabul ettigi inancinda degildir. Ona göre içinde bulundugumuz dönem geç modernlik kosullariyla tanimlanabilir.(Giddens,1994)
Giddens’in düsüncesinde modernligin kurumsal unsurlarindan olan düsünümsellik, modernligin kendisine üzerine elestirel olarak düsünebilmesini ve bu sayede kendisini revize etmesini mümkün kilmaktadir. Düsünümsellik bir bakima modernligi sabitlikten kurtarip hareket veren bir enerji olarak düsünülmektedir. Modernligin adeta kendi kendisini onaran bir proglamla (düsünümsellikle) kendisini korudugu düsüncesine bizce ihtiyatli yaklasilmalidir. Söyle ki; bu düsünceye baglanilmasi, modernligin disinda kalan alterrnatif pradigmalari kolayca dislayabilmeyi veya her yeni durumun anlamlandirilisinda yalnizca modern paradigma içinden bakilmasini dayatabilecektir. Baska bir ifadeyle belirtecek olursak, ortaya çikan her yeni fenomenin (durumun) ‘modernligin bir sonucu’ oldugu yorumlanabilmesini mesrulastirabilir.

Sonuç:
Postmodernizm, kelime kurgusu olarak modernizm sonrasi gibi bir anlam tasisa da,bu dogru bir anlamlandirma biçimi degildir. Postmodernizm, içerik olarak, modernlige yönelttigi (özellikle yüksek modernlige) elestirilerden dolayi bir Anti-modern okumadir.Yani modernligin elestirisine dayandirilmadan ortaya konan özerk bir postmodern teoriden bahsedilmesi güçtür. Bir düsüncenin elestirilebilir bir çok yönünün olmasi, onun tüm kurumlariyla asildigini iddia etmek için yeterli degildir .Nitekim, Ashley’in de belirttigi gibi modernligin tamamiyla asilip geride birakilmasi söz konusu degildir (Ashley,1991)Hatti zatinda, postmodernizmin modernligin yerine konacak alternatif bir projesi yoktur.Olamaz da. Çünkü, alternatif bir proje önermek demek,reddettigi bir totalite yerine kendi totalitesini koymak anlamina gelir. Sonuç olarak Postmodernizm, modernitenin kötü resmini izleyicilere göstermekte basarili olmustur; ancak kendi adina nihilizmden fazla bir sunusu var gibi görünmemektedir.

Aras.Gör. Dogan BIÇKI

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?