Tarih boyunca yönetim biçimleri, yönetim elemanlari ve bunlarin kullandiklari argümanlar, sosyal hayatin ve toplumlarin kültür, yasam düzeyi, beklentileri ve güç dengesi gibi etkenlerin etkisiyle tümden merkezi yönetim veya merkeze yerel katkinin güçlendirilmesi arasinda sürekli bir degisim göstermistir. Islam öncesi Türk Topluluklarinda önemli yer tutan sivil toplum olgusu, Islamla birlikte geliserek devam etmis ve dünya çapinda zirveye çikmistir. Tarihten gelen bu essiz medeniyet ve kültür anlayisinda yerel birimlerin, bu günkü adiyla Sivil Toplum Kuruluslarinin etkisi, önemi ve toplumda sosyal adaletin tesekkülünde üstlendigi misyon büyük yer tutmaktadir.
Daha açik bir deyisle sivil toplum Islam ve Türk tarihinde merkezi yönetime katkida, sosyal dengeyi saglamada kilit sayilabilecek bir konum arz etmektedir. Sivil toplum ve yerel unsurlarin tarih boyunca kurulus, örgütlenme ve gelisim asamalarini irdeledigimizde daha da ileri bir seviye ile bu iliskinin birbirini tamamladigi, birbirine destek oldugu, insan unsurunu fert ve toplum bazinda ön plana çikardigi ve dogal bir kontrol mekanizmasini dünya kültür ve yönetim hayatina hediye ettigi bir manzara ile karsilasiriz. Islam öncesi Türk Boylarinda göze çarpan en büyük özellik, gerek boy, klan, kabile asamasinda, gerekse devlet tesekkülünde sürekli bir elbirligidir. Hatta göçebe kültürde bile imece türü bir hayat tarzi mevcuttur.Bu anlayis yerlesik yasama geçildiginde ve ilk Türk Devletleri ortaya çiktiginda bütün safligi ile kurumsal alana tasinmis ve günümüze kadar gerek resmi gerek sivil unsurlarda özünü korumustur.Islamin yönetim, kültür ve toplum anlayisi da Türk Kavimlerinin özündeki birlik ve yardimlasma olgusu ile paralellik arz etmis ve bu özellik Islamin kabulünden sonra Türklerde daha da geliserek bizi dünya tarihinde en büyük sivil örgütlenmenin öncüsü yapmistir.
Tarih boyunca süregelen sivil toplum anlayisinda gözlerden kaçan bir nokta vardir.O da merkez ile sivil örgütlenmenin iki ayri kutup ya da rakip degil birbirini tamamlayici, destekleyici bir gelisim göstermesidir. Islamin en kutsal argümanlarindan olan devlet malinin korunmasi anlayisi merkezi idarenin sinirlarini çizmedeki en büyük etken olurken, sivil toplum bu kaynagi ferdi ve toplumsal alanda insan unsuruna en mükemmel bir sekilde paylastirmanin yollarini arastirmis ve örgütlenmesini bu yönde gelistirmistir.
Konu resmi ve sivil unsurlari ile “Bütün Toplum” olunca örgütlenme boyutu ve sekli de ona göre olmus ve mükemmel kavramini ifade edebilecegimiz bir teskilatlanma yardimlasma ve destek unsurlariyla ülke çapinda sosyal adaleti tesekkül ettiren bir sivil toplum örgütlenmesinin kurulmasi ve gelistirilmesi ile milletçe iftihar edebiliriz. Merkezi unsur da öncelikle devlet malinin önemini ve sorumlulugunu azami ölçüde özümsemis olarak, kitalarin öbür ucundaki bir köylüye verilecek yük hayvanini o zamanki bakanlar kurulunda görüsecek kadar mükemmel bir yönetim hassasiyeti ve anlayisi ile üzerine düseni ifa etmistir.
Daha 1700’ lü yillarin sonlarinda Avrupa ülkelerinde ve dünyanin diger bölgelerinde yeni yeni yerel yönetim ve sivil toplum söylemleri baslatilirken ve Avrupa; sistem arayislari içinde iken biz asirlardan beri süregelen mükemmel toplum ve sosyal adalet anlayisinin zirvesinde yasama konumunda idik. Her zirvenin bir inisi ve her inisin de bir zirvesi vardir peygamber sözünün geregi olarak biz son birkaç asir içinde öz dinamiklerimizi, üstün özelliklerimizi kalbimizin derinliklerine gömdük ve alçak gönüllükten öte asagilik duygusuna kapilarak kendisini arayan Avrupa, Rusya ve ABD’ nin pesine takildik. Onlarin üç yüz yildan beri sancili ve eksik özelliklerle insa ederek günümüze tasidiklari sivil toplum anlayisini ve argümanlarini kendi mükemmelimizin yerine geçirdik. Bir çok yerli ve yabanci bilim adaminin tespiti üzere; bu süreç titiz bir analize tabi tutulmak ve kültürel bütünlügümüze, degerlerimize uygun bir sekilde ayristirilmak suretiyle geçirilmeli idi.Avrupadan ve digerlerinden edebiyat, kültür, ilim, teknoloji, sanat ve felsefe ile diger bütün alanlarda bir seyler almali, aldiklarimizi öz kültürümüzle yeniden yapilandirarak geri bildirime çevirebilmeli idik. Geçmisten gelen birikimi dünya kültürüne yeni versiyonu ile hediye edebilmeli idik. Onlar bizden aldiklari mükemmel toplum, sosyal adalet anlayisini tahlil ederek dogruya dogru güçsüzce bir adim yaklastilar, biz ise bu bir adimin yansimasi olan bir yudum lezzetin aldatici cezbesine kapilip kendi elimizdeki hazineyi reddettik, küçümsedik.
Daha sonra bizzat Avrupa, ABD ve digerleri tarafindan mükemmel topluma giden yolda atilan bu adim da geri çekildi ve tarihin yeni bir kirilma noktasina kadar sürecek bir kisir döngüye dönüstü. Hem de eski dönemin aksine vahsete medenilik, kiyama insan haklari, korku, aci ve nefrete sevgi denilerek…! Yüzyilin sonunda ayni essiz hazinenin bir tecellisi olarak tekrar sahlandik. Canimiza, hürriyetimize ve namusumuza göz dikenlere karsi tek vücut olduk.
Atamizin dedigi gibi “Makus Talihimizi Yendik!” sonra tekrar asama asama kabugumuza çekilerek asagilik kompleksine büründük.Çünkü ayni hedef ve plan sahiplerinin uzun soluklu ve taktik degistiren bir oyunu ile karsi karsiya idik.Artik yüzler maskeli, düsman gizli ve tehlikeli idi. Bu gün üçüncü rauntta yine birlikteyiz. Hesaplar ve planlar ayni, taktik ve maskeler degisik.
Biz ise hala ayni saflik ve teslimiyetle kurtulusun onlarin her dedigini harfiyen uygulamakta oldugunu sayikliyoruz. Bizim önümüze sunduklari kriterlerin milyon kat daha mükemmelini bir zamanlar bizim anayasamiza uyguladigimizi ve halkimizin ruhunda yasattigimizi hatirladigimiz zaman büyüyecegiz. Hazinelerimizi ortaya çikarip tüm dünyaya örnek teskil edecek bir hayat tarzi ile modern topluma adapte ettigimiz zaman egri – dogru ortaya çikacak, onlar da yaptiklarindan utanacaklardir.
Bu tarihi degerlendirmeler isiginda sivil örgütlenme, yerel yönetimin merkeze olan konumu ile ilgili gelismelere göz atacak olursak; Avrupada gelisen yerel yönetim ve sivil örgütlenme asamalarina paralel olarak bizde de ayni yönde gelismeler yasandi. Ancak Avrupa ve ABD’ nin sivil örgütlenme anlayisi, kökten gelen isyan, baskaldiri ve mücadele anlayisinin yansimasi olarak merkezi devlet ile sivil toplumun iki kutup olmasini, mücadele etmesini, ayrismasini gerekli kildi.
Duygudan, sevgiden, ruh dinginliginden, huzurdan asirlar boyu uzak kalmis bir toplumlar blogunun ortaya koydugu etik kurallar zinciri de kadük kaldi. Anneler günü, babalar günü, çocuklar günü, insan haklari haftasi, çevre haftasi türü günler ve haftalar icad ederek bir ömür ihmal ettigi ve gücendirdigi degerleri bir günde hatirlamayi ve hatalari telafi etmeyi ümit eden bir insanlik anlayisi ile dag fare dogurdu.
Tarihin realitesine tamamen zit bir egilimle bu yanlis, üzerine maske geçirilerek sirinlestirildi. Avrupa, ABD, Siyonizm ve hatta Rusya’ nin açik denizlere inme hayal ve hegamonyalarina kadar inen “Biz ve Ötekiler” adli klasik bakis açisi sekil, renk ve yöntem degistirerek yoluna devam etti. Hem de daha siddetli, daha yikicibir sekilde. Insan haklari dediler hiç kimsenin yapmadigi zulüm ve haksizligi bir çok millete reva gördüler. Küresellesme slogani ile savassiz sömürü, hakka karsi el birligi yöntemi ile tarihin en büyük ve en yikici sömürü devrini baslattilar.Bir anlamda sömürüyü otomatige bagladilar.
Bilim, kültür, felsefe, edebiyat, teknoloji ve bir çok alanda Türk, Islam ve bir çok medeniyetten sayisiz intikaller ve hirsizliklar yaparak hem kendilerini gelistirdiler, hem de uzun geçmisten gelen bir “Ütopya Medeniyeti” olduklari hissini yayarak, sömürdükleri halklarin ve ülkelerin; onlarin yenilmez, asilmaz birer efendi olduklari hissine kapilarak uzun seneler sadakatle hizmet etmeye devam etmelerini temin etmek istediler. Siyasi ve beseri alanda dönülen vaatler, yalandan verilen sözler, unutulan degerler ve zulüm çizmeleri altinda ezilen insanlara ve ülkelere uygulanan çifte standart hiç degismeden edebiyat, bilim, kültür alaninda da uygulandi.
Nobel ödülünden en sasaali bilimsel tez yarislarina kadar her alanda iyi, faydali, mükemmel olan degil öncelikle Bati aleminin çikarlarina en uygun olan kazandi, ödüle layik görüldü, bilimsel ilan edildi. Biz ve ötekiler anlayisi dünyayi ekonomide de ayni kisir döngüye soktu. Islam ve Türk medeniyetinin “Allah’ in nimetleri sinirsizdir.Bu nimetlerin israfa yol açmadan adaletle paylastirilmasi gerekir.” Anlayisi bati toplumunda ve onun etkisiyle dünyada yerini; “Doganin kaynaklari kittir. Kit kaynaklari etkin bir sekilde kullanmaliyiz” anlayisina ve bunun dogal bir sonucu olarak insanlarin iç dünyasinda da Kit olan kaynaklar benim olmali” anlayisina, tüketim çilginligina ve global bazda sömürüye birakti.
Bütün bu hengamenin içerisinde iç hazinelerini bir kenara birakarak AB ve digerlerinin süslü söz, fikir ve propagandalarina inanan, özgüvenini yitiren toplumlar, sihirli bir degnekle dokunularak nötr hale getirilmis ya da hipnotize edilmis bir sekilde yeni diye önüne konan her seyi arastirma eve analize tabi tutma cesaretinden bile yoksun bir halde uygulamaya koymakla ayni kisir döngüye hizmet etmislerdir. Ancak zulümle hiçbir yer ve ülke abat olmaz gerçekliginin tecellisi olarak bu aci süreç te tükenmis ve bati aleminin gerçek yüzü tüm izdirabi ile ortaya çikmaya baslamistir. Takke düsmüs kel görünmüstür.
Bu aci gerçek bati alemince yalniz ötekiler addedilen, sömürülen, aldatilan toplumlar ve devletler için degil, kendi toplumlari ve fertleri için de önü alinamaz bir kimlik arayisina dönüsmüstür.Degerler, bakis açilari, egilimler bir bir sorgulanmaya baslamis, yüzyillar öncesinin mükemmel toplumunun en belirgin özelligi ve dünya çapindaki etik kurallar zincirinin anayasasi sayilabilecek nitelikte; “Yalan Söylememe, Sözünde Durma, Emanete Hiyanet Etmeme, Düsmanla Dahi Yapilan anlasma ve ahde bagli kalma ve ifa etme” gibi dört basit kural gibi gözüken evrensel kurallar zincirine dogru dönüs baslamistir.
Yukarida da belirttigimiz gibi analiz, arastirma ve özümsemeden yoksun bir sekilde toplumsal bünyelere dayatilan sistemler karsisinda en acikli ve haksiz bedeli batinin ötekiler addettigi ve küresellesme safsatalari ile bir nevi beyinlerini yikadigi, kölelestirdigi toplumlar ve devletler ödemistir.Dört bir yandan ekonomik ve teknolojik kusatma, öz benligin paralanmasi, dejenerasyon olgularinin yani sira, geçmise yönelik intikal ve kültür hirsizligi ile kendine mal etme faaliyetlerinin yani sira, biçare ülkelerin kendi kisitli imkanlari ile yetistirdikleri beyinleri ayni süfli süfli amaç ve idealleri dogrultusunda kullanmak üzere parlak istikbal vaadiyle tekellerine alma yolunu seçen batinin gelebildigi son nokta yalanlarinin ifsa olmasi, gerçeklerin apaçik ortaya çikmasi ve kendi toplumlari da dahil olmak üzere bütün sistemleri, araçlariyla iflas ettiginin yüzüne çarpilmasidir.
Bu gün dünyanin dört bir yaninda cereyan eden savaslar, ayaklanmalar, icra edilen zulümler bu sona gelindiginin en güzel göstergesidir. Insanlik küresellesme adiyla önüne sunulan zulüm, iki yüzlülük, yalan ve sömürü malzemeleri ile pisirilen yemegin kendisine yarar degil zarar veren bir zehir oldugunu anlamistir. Bir anda bütün hamasi sözlerin, reklamlarin ve hayal mahsulü propaganda araçlarinin silinip, cephe gerisine çekilip yerini savas, bomba, aci, kan, zulüm ve nefretin almasinin yegane sebebi budur.Iki üç asirlik maske düsmüs ve bu düsüsün sancilari yasanmaktadir. Bati alemi, kendi olusturdugu kisir döngünün devami için direnmektedir. Ancak bu döngü salt menfaat zinciri çerçevesinde olusturuldugu için kendi toplumlari da bu döngünün kirilma noktasinda yer almaktadir.
Bu gün dünyanin ve bati aleminin önünde büyük bir sinav vardir. Geçmisi analiz etmek, acisiyla tatlisiyla hatadan dönüp yola devam etmek, bu yönde bir birlik olusturmak ve geçmisi telafiye çalismak ya da bu kirilma noktasini dogal sürecine terk ederek zulüm, sömürü, aldatma ve aldanma çarkinin içinde ardinda sadece nefret ve gözyasi birakarak tarih sahnesinden çekilip gitmektir. Görünüs odur ki, asirlardir adalet, sevgi, birlik, merhamet olgularinda birligi saglayamayan bati alemi ikinci seçenegi uygulamaya koyacaktir.
|