Ana Sayfa arrow Sosyoloji arrow Avrupa Birligi ve Üniversitelerimiz
Avrupa Birligi ve Üniversitelerimiz PDF Yazdır E-posta

1963 Ankara Antlasmasi Türkiye’yi Avrupali statüsüne sokmayi amaçlayan tarihsel bir sürecin baslangicidir. Birbirleriyle tarihsel savas geçmisi olan Avrupa ülkelerinin neden bir “Birlik” çatisi altinda toplanmaya karar verdiklerini anlayabilmek, belki de Türk toplumunun bu çatiya uyum saglayabilmesindeki tutarsizligini bir ölçüde açiklayabilmeye yardimci olabilir.
Hangi kosulda olursa olsun, belli kültürel altyapiyi olusturmada çekilen sancilara ragmen, Avrupa-Birliginin Türkiye’yi bu birligin ne disinda ne de içinde tutmaktaki çekincelerini, yalnizca Türkiye’nin iyi bir pazar olmasindaki insan potansiyeline ya da küresellesme modeline baglamak, hatali bir yaklasim olacaktir. Avrupa, Türkiye’nin azinlikta kalan çagdas yüzüne baktiginda kendinde birtakim benzerliklerin oldugunun farkindadir, ancak, Türkiye’nin bir de diger yüzü vardir ve bu yüz bazen, ister istemez ürkütücü bile görünüyor olabilir. Türkiye’nin ikinci yüzünü olusturan toplumsal kesim ne yazik ki çogunluktadir. Türk toplumunun henüz göçebe mantigindan tam kurtulamamasinin verdigi çeliskiler, zaten kendi içinde sorunlarinlarin birikmesine neden olmaktadir. Birleserek kendi ortak sorunlarini minimize etmeye çalisan bir Avrupa’nin daha büyük bir sorunla ugrasmasi, beklenemez. Türkiye’den Avrupa’ya giden isçilerimizin karistigi uyum sorunlari, 1963 Ankara Antlasmasinin yapilmasinda Avrupa’ya “sütten agzinin yanmasi” degimini açikça hatirlatmaktadir. Baslangiçta yapilan tecrübesizlik, günümüzde Avrupa’nin belli kesimlerimizi kizdiran tavrinin belirginlesmesine neden olmustur. Bunu yadirgayamayiz.

Belki Türkiye, hala geçmise duydugu özlemin pesinde ve Viyana kapilarindan geri dönmesinin ezikligini üzerinden atmaya çalisirken, kültürel anlamda haketmedigi bir modeli Avrupa Birligi toplumu içerisinde nasil özümsemeye çalisacaktir? Buna uyum saglamada kendi toplumumuzun hangi kriterlere güvenerek ortaya çikmasi beklenebilir? Henüz temel sektörlerdeki sorunlarini çözememis bir ülkenin Avrupa toplumu olma hevesi, 3-5 Avrupa görmüs kisinin ya da Paris modasini takip eden azinliklarin, toplumun %90’ini görmezden gelen tutumlariyla, ne sekilde organize olabilecektir? Avrupa’nin bilinçli olarak sürdürdügü ve Türk toplumunu belli dayatmalara sürükleyerek kosullandirmaya çalistigi bir ortamda, bizlerin hala bu uyumsal faktörleri görmemezlikten gelmemizin ve bizi AB’ye almiyorlar hamasi edebiyatina siginmamizin, kendi kendimizce komik bir tutarsizliga düstügümüzün göstergesi olarak algiliyoruz.

Türkiye’nin gelismesi için AB’ye girmesi sart midir? Bizim herseyden önce kendi toplumumuzun egitilmesi, gelistirilmesi konusunda yol almamiz gereken pek çok süreç söz konusudur. Kendi toplumunu egitme yerine o toplumu sömürme egilimi içine girildiginde; bunu demokrasi kilifina sokarak hamasi edebiyatin kisvesi altinda toplumu kandirmanin gelenek oldugu bir ortam düsünülürse, kendi kendimizi aldatmamizin, sonunda Avrupa kapilarinda para dilenmeye kadar varan küçültücü bir durumla karsi karsiya kalmamiz dogal bir durumdur. Türk toplumu öncelikle kendi özgüvenini kazanmali ve bütün yurt çapinda kendi toplumunun egitimini belli standartlarda yayginlastirabilecegi bir düzeni kurmalidir. Bizler, gelecegimiz için insanlarimizi sevmek zorundayiz. Bu sevginin en büyük göstergelerinden biri olan Köy Enstitülerini kapatmamizin verdigi boslugu ancak buna uygun modelleri planlayarak yapabiliriz. 1980’lerin basinda teknolojik atilimlarimizi elimizin tersiyle ittigimiz ve Prof. Dr. Nimet Özdas’in hazirladigi Türk Bilim Politikasinda yitirdigimiz firsatlari yeniden canlandirmamiz gerekmektedir.

Türk toplumu üreten bir toplum olma sürecinde ne yazik ki çok gerilerde kalmistir. Teknolojiyi tüketmekle çagdas bir toplum oldugumuzu sanmamiz, yanilgilarimizin basinda gelmektedir. Pek çok dogal kaynaklarimizin bulunmasina ragmen bunlari ilkel mentalitelerle, hala, degerlendirmekte gösterdigimiz beceriksizlikler, tarihsel imajlardaki yerimizi henüz korudugumuzu göstermektedir. Insan gücümüz ve zeka potansiyelimizin üstünlügüne ragmen bireysel kural tanimamazligimiz ve toplumsal organizasyon bozukluklarimiz nedeniyle geçmiste kendine güven duymayan bir toplumun karsilastigi organize dissal yönetimlerin farkina dahi varamadigimizi, anlayamiyoruz. Bilimsel gelismeyi reddeden bir toplum olarak kendi kendimizi algiladigimiz için atalarimizin bize miras olarak biraktigi degerlerde bile düsülen noktayi toplumsal olarak hazmettigimizi görememenin çeliskisini yasiyoruz. Bu soruyu tekrar tekrar kendimize sormamiz gerekmektedir. Uygar bir toplum olabilmek için Avrupa Birligine girmek zorunda miyiz? Kendi toplumumuzu egitme yolunda ya da refah bir toplum olusturma yolunda neden türlü engellerin konuldugunu anlayabilecek toplumsal bilincin olusmasi, istemiyoruz. Kendi insanimiza hayati zorlastiran tutumlari sürdürmeyi bir gelenek haline getirmemizin nedenini nasil açiklayabiliriz? Hangi kuruma gidersek gidelim, insanlarin önüne çikartilan zorluklarin bilinç altimizdaki ezilmisligin bir göstergesi olarak disa vurulmasini nasil engelleyebiliriz. Kendi insanina yardimci olmayan ve onu her türlü kosulda zora sokan bir sistemi olusturmamizin gerekçeleri nelerdir. Kendi kurumunda insanlari zora kosan bir kisinin bir baska kurumda benzer zorluklarin kendisine uygulandiginda gösterdigi isyankar tavirlari anlayabilmesinde içine düstügü aczin, zincirleme gelisimdeki uç noktalari kaçirmasi, egitimsel eksiklikle, ancak açiklayabiliyoruz. Toplumun birbirini sevmesi ögrenilebilen duygulardir ve bizler de kendi insanimizi sevmeyi ögrenmek zorundayiz. Bunu basaramadigimiz sürece Avrupa Birligi ya da baska uygar birlikler içerisinde yer almamizin bir yarari olmayacaktir. Bir diger önemli nokta da, neden baskalarinin önerileriyle ya da dolayli baskilariyla toplumu düzeltmeye çalisiyoruz, Kendi kendimize çagdasligi ve uygar bir toplumun gerektirdigi yasam degerlerini kurmakta zorlaniyoruz. Baska toplumlarin bize entegre etmeye çalistigi çagdas degerleri bizler neden gerçeklestiremiyoruz ve en önemlisi bunu nasil oluyor da içimize sindirebiliyoruz.

Avrupa Birligi Türkiye’yi zora kosmaktadir. Bu sartlar altinda bu birlik içinde yer alabilmemiz mümkün görülmemektedir. Bu demek degildir ki, Türk toplumunun çagdas uygarlik düzeyine erisme çabalari askiya alinmalidir. Aksine, kendi içimizde uyanarak, hem kisisel bazda, hem de toplum bazinda asagilanma sürecine son vererek, kendine güveni yüksek bir toplum olma bilincinde davranmamiz gerekmektedir. Bu yazinin basliginda kullanilan Üniversite sözcügü bu anlamda çok sey ifade etmektedir. Biz Türk üniversitelerinin Avrupa akredizasyonuna kalkisacagimiza, Anadolu üniversitelerinin örnegin bir ODTÜ düzeyine, mentalitesine nasil ulasacagini tartismamiz gerekmektedir. Bu düzeyi tamamen yurt sathina yaymadigimiz sürece, ne Avrupa’nin bizi kabul etmesi, ne de bizim kendimizi küçük durumlara düsmekten alikoymamiz, mümkün olacaktir. IMF nin ayagina 17 kez giden bir toplumun insanlari olarak bu utanilacak durumdan kendimizi nasil oluyor da kurtarmamiz gerekliligini düsünemiyoruz; anlamak gerçekten çok zor geliyor. Japonya’nin Avrupa Topluluguna girme gibi bir kaygisi yok, bizse bu topluluga girememekten korkuyoruz. Türk Toplumunun her kesiminin kültür ve mentalitesinin Avrupa Toplumlari ile özdeslesmis kabul etmek, en büyük yanilgilari beraberinde getirir. Eger bir model alinacaksa, Japonya bu modelin en güzel örneklerinden birini temsil etmektedir.

Bilgi toplumu olmak yolunda yalnizca Istanbul, Ankara gibi büyük sehirlerimizi degil, basta köy ve kasabalarimiz olmak üzere tüm Anadolu sehirlerimizi düsünmek zorundayiz. Bugün Istanbul ve Ankara’nin çok yakinindaki yerler de bile egitimsizligin vermis oldugu kirlenmenin sorunlari ile karsi karsiyayiz. Amerika’yi gördük, Avrupa’yi gördük diye toplumumuzu begenmemezlik edemeyiz. Eger bu toplum içerisinde yasamayi tercih ediyorsak, bu toplumun egitimsizlikten kaynaklanan açiklarini da kullanmamiz son derece hatalidir. Toplumun egitilmesinde üniversitelere son derece büyük görevler düsmektedir. Ancak, bu görevlerin bilinçli bir organizasyon içinde toplanmasi ve yurt sathinda yayginlastirilmasi, önemlidir. Bugün YÖK’ün bu islevi ne ölçüde basarabildigi, tartisilabilir, ancak, üniversitelerdeki akademisyenlerin de hangi toplumsal baskilarla YÖK’e bu islevini hatirlattigi da, meçhuldur. Akademisyenleri birbirne düsürebilecek sistem içinde yer almak, birbirleriyle ugrasmalarini körüklemek, elbette ki akademik toplumun Türk insanini egitmede gösterecegi atilimlari, daraltacaktir. Anadolu’yu gezdigimiz zaman karsimiza çikan insan manzaralari, sabahin köründe ucuz ekmek alabilmek için olusturulan kuyruklar, kirli derelerde yikanan çamasirlar hangi Avrupa Toplumunu animsatmaktadir?

Türkiye her alanda degismek zorundadir. Kendini yenilemesi, birakin Avrupa Birligine girmesini, herseyden öte kendi toplumu için gereklidir. Eger degisim için gerekli asamalari benimseyemezse, geçmiste yitirdiklerini tekrardan yasamak zorunda kalacaktir ki, bu da artik bu küresel döngü içinde ya itaatkar toplum olmayi kabullenmek ya da bir diger degisle adi demokrasi olan ve her alanda disa-bagimli ve halkini fazlasiyla düsünmeyen bir sistemi içimize sindirmek gibi bir durumla karsilasmamiz demektir.

Türkiye-Avrupa Birligi iliskileri, 8 Kasim 2000 tarihinde Brüksel’de Avrupa Birligi Komisyonu tarafindan açiklanan ve Türkiye’nin tam üyelik sürecinde yapmasi gerekenlerin özet olarak yer aldigi “Katilim Ortakligi Belgesi” ile yeni bir döneme girmis bulunmaktadir. Avrupa Konseyi tarafindan onaylanmasi halinde tam resmi bir döküman haline gelecek olan bu belgeyle Avrupa Birligi, tam üyelik müzakerelerine baslamadan önce Türkiye’nin yapmasi gerektigi düzenlemeleri kisa ve orta vadeli olarak açiklamistir. Bu metin baglayici pek çok faktör içermektedir. Henüz temel fonksiyonlarini halledememis bir toplum olarak Avrupa Birligine nasil uyum saglayacagimiz konusunda gelecekte bizleri bekleyen traji-komik olaylari ne sekilde tartisacagimiz, merak konusudur. Yine de herseye ragmen ve madem ki bizler kendiligimizden çagdas toplumsal degerleri tartisamiyoruz, Katilim Ortakligi Belgesinin, en azindan fikir verici özelliklerini düsünmemiz gerekmektedir. Asla ve asla Türk Toplumu Avrupa Birligini bir kurtarici olarak görmemeli ve girememekten korkmamalidir. Avrupa Birligi bizim için bir kurtarici degildir. Türk Toplumunu yine Türkler kurtaracaktir ve Dünya toplumlari arasinda saygin yerini kazandiracaklardir.

Umuyoruz ki, Devleti yönetenler Türk Toplumunun çagdas, uygar ve kendine güveni tam olan bir toplum olusturmada basta ilkögretim düzeyi olmak üzere egitim kurumlarimiza gereken önemi verirler ve üniversite sistemi bilim ve teknoloji üretmeye olanak saglayan bir düzen içinde ve Türkiye sathinda yapilanma boyutlarina erisir.

SONUÇ: Avrupa Birligi asamasindaki Türkiye’de saglik, egitim, ulasim, ekonomi, bilim ve teknoloji gibi temel konularda henüz sorunlar çözülememistir. Toplumun büyük çogunlugu kültür ve egitim açisindan Avrupa Birligi mentalitesine hazir degildir. Üniversitelerde teknolojik üretime yönelik olarak yapilmayan bilimsel çalismalar, fazlaca bir anlam tasimamaktadir. Türk üniversiteleri bilimsel arastirma anlaminda disa bagimlidirlar. Bilimsel çalismalari ve teknoloji üretimini destekleyecek sanayinin çok yetersiz kalmasi, sanayi devrimini gerçeklestiremeyen bir ülkedeki tipik sorunlari beraberinde tasimaktadir. Türkiye, bir sanayi toplumu mu olacak yoksa tarimsal agirlik mi kazanacak sorusu bile yanitsiz kalmaktadir. Henüz Dünyanin tahil ambari olarak bile kendine yer edinememis bir ülkede çiftçilikteki teknolojik faktörlerden yararlanilmasi konusunda bilinçli bir yaklasim olamiyorsa, Avrupa Birligi bunu nasil saglayacaktir? Üniversitelerdeki bilimsel çalismalar tamamen disa bagimli teknolojilerle gerçeklestiriliyorsa ve ülkedeki üniversitelerin egim-ögretim kapasiteleri büyük zitliklari içeriyorsa, Avrupa Birligi bu derin farkliligi ortadan kaldirabilecek midir? Türk Toplumu, herseyden önce çagdas ve uygar yasam kosullarini bilinçli bir sekilde yurt düzeyine yaymak zorundadir. Egitim kurumlarimiz da bu bilincin en önemli unsurlaridir. Çünkü, toplumu kalkindiracak ve kültür seviyesini yükseltecek olan yaklasim egitimden geçmektedir. Bu saglanamadigi sürece Türkiye’nin Avrupa Birligine üye olmasi beklenemez. Zaten Avrupa Birligi ile ortaya konulan süreç bunu göstermektedir. Toplumun büyük çogunlugunun ezilmislik göstergeleri ile yüklü olmasi, bu toplumun Avrupa Birligine henüz hazir olmadigini vurgulamaktadir. Türk Toplumu olarak bizim herseyden önce kendi degerlerimizi kendimiz tartismamiz ve toplumunu seven ama sömürmeyen egitim sürecini baslatmamiz gerekmektedir.

Kaynak:
Prof. Dr. Erdem Büyükbingöl
Ankara Üniversitesi, Eczacilik Fakültesi (Ankara University, Faculty of Pharmacy, Ankara)

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?