Ana Sayfa arrow Sosyoloji arrow Algilar ve Zihniyet Yapilari
Algilar ve Zihniyet Yapilari PDF Yazdır E-posta

Cinsiyet iliskilerine dair algi ve zihniyet yapilarini ortaya koymaya çalistigimiz bu arastirmanin baslangicindaki varsayimimiz, cinsiyet iliskilerine dair norm ve kaliplarin muhafazakâr ve anti demokratik oldugu, ancak kadin ve erkeklerin gündelik yasam deneyimleri içinde bu norm ve kaliplari yeniden yorumladiklari, esnettikleri ve kendilerine bir hareket alani açtiklari idi. Kisilerin öznelik kapasitesine bagli olarak bu hareket alaninin sinirlarinin degisebilecegini öngörüyorduk.

Sorularimizin bir bölümü, öznelik kapasitesini belirleyen degiskenlerin ve deneyimlerin neler oldugunu ortaya çikarmaya yönelikti. Cinsiyet, yas, sinif ya da egitim gibi özelliklerle hakim norm ve degerlerin yeniden yorumlanmasi ve deneyimlenmesi arasindaki iliskileri görmeye çalistik.
Arastirmanin bize gösterdigi, öngördügümüz hareket alaninin kisisel özellikleri ne olursa olsun, görüstügümüz hemen herkes için son derece dar olduguydu. Bunu “öznelik kapasitesinin örselenmesi” olarak analiz ettik.

Öznelik kapasitesinin örselenmesine yol açan en güçlü etki, görüsmelerin hemen tamaminda karsimiza çikan çesitli siddet biçimleriydi. Çocukluktan baslayarak maruz kalinan fiziksel, duygusal ve cinsel siddet, çesitli engelleme ve baski mekanizmalariyla birlikte çalisiyor ve kisilerin hareket
alanini, kendilerine iliskin algilarini, hatta hayal ve arzularini bile belirliyor.

Kadin ve erkeklerin karsilastiklari siddet ve bu siddeti algilama/anlamlandirma biçimleri farkli. Kadinlar için bu konuyu konusmak nispeten daha kolayken, erkekler ancak soyut ve genel bir deneyim olarak anlatabildiler. Onlar için aile içinde yasanan degil fakat okul ve askerlik gibi
kamusal ortamlardaki siddet daha konusulabilir bir deneyim olarak görünüyor. Çünkü bunlarin genellenmesi ve bir tür “erkeklige geçis töreni” olarak anlamlandirilmasi mümkün.

Ailelerin uyguladigi engelleme ve baski, öznelik kapasitesini daraltan araçlardan bir baskasi. Aile denetimi erkekler için “yetiskin” olmayla birlikte hafiflese de kadinlar yasamlarinin sonuna kadar bu denetimi yasiyorlar. Ailelerin denetimi hem hareket alaninin mekânsal kisitlanmasi, hem de
sosyal kisitlamalar biçiminde gerçeklesiyor.

Denetimin en görünür alani, beden. Namus ve giyim-kusam yoluyla, bu kez münhasiran kadinlar denetleniyor. Namusa iliskin algi, tamamiyla bekâret normu üzerinden kuruluyor. Evlilik öncesi ve evlilik disi cinsel iliskinin yasaklanmasi olarak algilanan namus, hem kadinlar hem de erkekler için
tabu niteliginde bir konu. Cinsellige iliskin deneyimler de bekâret tabusunun gücünün bir uzantisi niteliginde. Kadin ve erkeklerin cinsellik deneyimleri, bilgisizlik, utanç, korku ve güvensizlikle çevrelenmis görünüyor. Evlilik ve cinsellik basliklarini birlikte degerlendirdigimizde, öznelik kapasitesindeki örselenmenin hem kadinlar hem de erkekler için yalnizca güçsüzlük degil, ayni zamanda mutsuzluk ve yalnizlikla da sonuçlandigini söylemek zor degil. Hem evlilik hem de cinsellik, kisisel doyumun ve mutlulugun degil, hayal kirikliginin ve iletisimsizligin alani olarak yasaniyor.

Öznelik kapasitesinin örselenmesi, kadin ve erkeklerin dünyayi ve toplumu algilamalarini da belirliyor. Asil olarak kendilerinin müdahil olamayacagi, tehlikelerle dolu bir dünya algisi var. Bunun bir disa vurumu da ayrimcilikla ilgili ifadeler.

Cinsiyet farkliliklari, özel alanda kuruluyor ve bu farkliliklarin ortadan kalkabilecegine iliskin her türlü ihtimal, tepkiyle karsilaniyor. Örnegin annelik-babalik rolleri, kadinliga ve erkeklige iliskin kaliplar ve kodlar, bu farkliliklarin kuruldugu yerler olarak karsimiza çikiyor (homofobinin yayginligi da bu çerçevede degerlendirilebilir kanisindayiz). Buna mukabil, cinsiyet esitliginin de yaygin bir ideal haline geldigini söylemek mümkün. Ancak esitlik, tamamen ve münhasiran kamusal alana ait bir ideal olarak ortaya çikiyor. Bu ikisi arasindaki baglantilari kuranlar, kamusal
esitligin ancak özel alandaki degisimlerle mümkün olabilecegini söyleyenler, istisnasiz olarak yetiskin ve orta yasin üzerindeki kadinlar. Onlar, esitsizlik deneyimleri üzerinden gelistirdikleri içgörüyü ve algiyi genç kadinlardan ve erkeklerden farkli bir durusun ifadesi olarak ortaya koyuyorlar.

Öznelik kapasitesinin örselenmesinin bir baska boyutu, anlam çerçevelerinin disina düsmek. Kisilerin içinde hareket ettikleri, dünyayi ve kendilerini anlamlandirdiklari, gündelik deneyimlerinde esnetip genislettikleri çerçevelerin büyük ölçüde güçten düstügünü, hatta dagildigini söyleyebiliriz. Dindarlik, muhafazakârlik yahut çagdaslik türünden dünya görüslerinin bütünlüklü ve güçlü çerçeveler olarak is görmedigini, bütün bunlarin ciddi bir “bireysellesme” sürecine tabi tutuldugunu iddia ediyoruz. Bu süreci “yersiz yurtsuzlasma” olarak adlandirdik.

Çünkü hem pratik hem de zihinsel aidiyet mekânlarinin ortadan kalktigi, yakin iliskilerin çözüldügü, anlamlandirma çerçevelerinin islevsizlestigi bir sürece dikkat çekmek istedik. Bu süreç, kisilerin kendilerini daha güçlü ve özgür hissettikleri bireysellesmeden çok, yalitilmaya, güçsüzlesmeye ve korku/kaygi duygularinin artisina yol açan atomizasyona benziyor.

Yersizyurtsuzlasma süreci elbette demokratiklesme ve özgürlesmeye dogru evrilebilir, bunun nüvelerini tasir. Ancak bizim baktigimiz yerden, yani cinsiyet rejimi açisindan, böyle ipuçlari bulmak mümkün görünmüyor. Özellikle bedenin denetimine ve kadinlik/erkeklik normlarina iliskin anlatilarin isaret ettigi sey, özgürlesmeden çok güçsüzlük.

Bununla birlikte, özellikle siyasal iki kimlik, Müslümanlik ve Kürtlük kimlikleri, görüstügümüz kisiler kendilerini siyasal özneler olarak tanimlamasalar da, önemli bir güçlenme araci olarak isgörüyor gibi görünüyor. Bir yandan kendilerini ait hissedebilecekleri anlam çerçeveleri sunmalari önemli bir güçlenme imkâni sagliyor. Öte yandan, bu anlam çerçevelerinin niteligine baktigimizda, genel “bireysellesme” sürecinden etkilendiklerini görüyoruz. Bu anlamda, kisilerin uymasi gereken kurallar, üstlenmesi gereken görevler yahut oynamasi gereken roller dayatmaktan çok, içinde
hareket edebilecekleri, dünyayi ve kendilerini anlamlandirabilecekleri bir zemin islevi görüyorlar. Dolayisiyla, kisilerin kendilerini içinde kistirilmis hissetmesine degil, tersine, hareket edebilmelerine imkân taniyor gibi görünüyorlar.

Kadinlar açisindan bakildiginda, öznelik kapasitesinin örselenmesi yeni bir deneyim degil. Fiziksel siddet, engelleme ve baski yoluyla çok dar yasam alanlarina hapsedilme tecrübeleri olan kadinlarin bu alanlari genisletmek için kullandiklari araçlarin basinda, ücretli çalisma geliyor.

Görüstügümüz pek çok kadin, para kazanmanin ve kazandigi para üzerinde kendisinin söz sahibi olmasinin verdigi özgürlük duygusundan ve güçten söz etti. Bunun gibi, kamusal etkinlikler, yani dernek, vakif, siyaset gibi çalismalar da kadinlarin kisisel güçlenmelerinde önemli bir yer tutabiliyor.
Ancak, pek çok anlatida karsimiza çikan bir sinir, namus tabusu, güçlenmenin özgürlesmeye evrilmesinin çok kolay olmadigini hatirlatiyor. Bir baska sinir, ücretli çalisma alt bölümünde belirttigimiz gibi, ücretli çalismanin meslek sahibi egitimli kadinlar için bir hak olarak taninmasina
karsin, egitimsiz ve “vasifsiz” kadinlarin ücretli çalismasinin hala geçim sikintisi kosuluna bagli olarak kabul edilmesi. Dolayisiyla, kamusal etkinliklerden güçlenme imkâni, bütün kadinlar için ve ayni biçimde geçerli görünmüyor.

Kadinlarin kisisel güçlenmelerinin cinsiyet rejiminde demokratik açilimlara yol açabilmesi, bu sinirlari sorun eden, güçlenmeyle birlikte özgürlesmeyi de perspektifine yerlestiren yeni anlam çerçevelerinin kurulabilmesine bagli.

Arastirmacilar: Aksu Bora ve Ilknur Üstün
Algilar ve Zihniyet Yapilari / Cinsiyet Rejimi Ekseni Projesi Arastirma Özeti  TESEV, 2005

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?