|
Saldirganlikla ilgili bu çalismanin altinda yatan ana düsünce, eger toplum bir tehdit altindaysa, bunun insandaki saldirganliktan degil, bireylerdeki kisisel saldirganligin bastirilmasindan kaynaklandigidir. Saldirganlik psikolojisini inceleyen ögrenci su nedenle ciddi bir zorlukla karsi karsiyadir: Bütünsel bir psikolojide, çalmakla çalinmak ayni seydir ve ikisi de ayni derecede saldirgandir. Güçsüz olmak güçlünün güçsüze saldirmasi kadar saldirgandir. Cinayet ile intihar temelde ayni seydir. Belki de en zoru, sahip olmak tamahkârca elde etmek kadar saldirgandir; gerçekten de elde etmek ile sahip olmak psikolojik bir birim olusturur, biri olmadan öteki eksik kalir. Elde etme ve sahip olma iyidir veya kötüdür demek degildir bu. Bu düsünceler sikinti vericidir çünkü geçerli toplumsal kabulün ardinda gizlenen çözülmelere dikkati çekerler; saldirganligi konu alan bir çalismanin disinda birakilamazlar. Ayrica, fiili saldirganligin incelenmesi, saldirganligin altinda yatan niyetin kökenleri irdeleyen bir çalisma ile temellendirilmelidir. Kisiligin bütünlesmesinden önce saldirganlik vardir . Bebek rahim içinde tekme atar; buradan, disari çikmak için tekme attigi sonucunu çikartamayiz. Birkaç haftalik bebek kollarini oynatir; buradan, vurmak istedigi sonucunu çikartamayiz. Bebek disetleriyle meme ucunu çigner; buradan, yikmak veya can acitmak amaci güttünü çikartamayiz. Baslangiçta saldirganlik etkinlikle neredeyse ayni anlama gelir; kismi-islevle iliskilidir. Çocuk bir kisi haline geldikçe, bu kismi islevler onun tarafindan saldirganlik biçiminde düzenlenir. Hasta bir kisi, kastini asan etkinlikler ve saldirganliklarda bulunabilir. Kisiligin bütünlesmesi belli bir gün, belli bir saatte oluvermez. Gelip gider, hatta bütünlesme iyice gerçeklestiginde bile, çevreyle iliskili beklenmedik talihsiz durumlar sonucunda kaybedilebilir. Bununla birlikte, saglikta, eninde sonunda niyetli davranisa ulasilir. Davranis niyetli oldugu ölçüde, saldirganlik kastidir. Burada hemen saldirganligin ana kaynagi dürtüsel deneyim gündeme gelir. Saldirganlik sevginin ilkel ifade biçiminin bir parçasidir. Ele alinan ilk ask dürtüleri (impulsion) olduguna göre, oral terimlerle betimlenmesi uygun olur. Oral erotizm saldirgan bilesenleri kendinde toplar ve saglikta, fiili saldirganliklarin -yani kisinin niyetli olarak ortaya koydugu ve etrafindakiler tarafindan da saldirganlik olarak hissedilen saldirganliklarin- büyük kisminin temeli oral aska dayanir. Her deneyim hem fizikseldir hem degildir. Düsünceler bedensel islevlere eslik edip onlari zenginlestirir, bedensel isleyis de düsünce olusumuna (ideation) eslik edip gerçeklesmesini saglar. Ayrica düsünce ve anilar toplami ile ilgili olarak sunu söylemek gerekir: Bunlar, bilince ulasabilenler, sadece bazi sartlarda bilince ulasabilenler ve tahammül edilemeyen duygulanim yüzünden bilinçdisina bastirilan ve ulasilamayanlar olmak üzere yavas yavas birbirinden ayrilir. Fiili (actual) saldirganlik temasi ile saldirgan dürtü temasini birbirine kattigimin farkindayim. Ancak biri olmadan ötekinin ele alinamayacagina inaniyorum. Soyutlanmis bir olgu olarak ele alinirsa, hiçbir saldirganlik edimi tam anlamiyla anlasilamaz ve bir çocugun herhangi bir edimi incelenirken asagidakiler göz önünde bulundurulmalidir: Kendisine bakim veren eriskinlerden olusan çevre içerisindeki çocuk. Kronolojik ve duygusal yasina göre olgun çocuk. Yasina göre olgun olsa da, içinde birincil evreye dek uzanan bütün olgunlasmamislik derecelerini barindiran çocuk. Olgunlasmamis seviyelerde saplanmalari bulunan hasta bir kisi olarak çocuk. Nispeten örgütlenmemis bir duygusal seviyede olan ve halen kolayca gerileyip kendiliginden gerileme durumundan çikabilen çocuk. Çesitli Evrelerde Saldirganlik Bireyin yasaminin baslangicindan baslayabilseydik iyi olurdu ancak bu evreye ait kesin olarak bilemedigimiz seyler çok fazladir. Kapsamli bir çalismadan beklentimiz, saldirganligi benlik gelisiminin çesitli evrelerinde boy gösterdigi biçimiyle betimlesidir: Ilk evre........ Bütünlesme öncesi Kaygi gütmeyen amaç Ara evre....... Bütünlesme Kaygi güden amaç Suçluluk Bütünsel kisilik evresi...... Kisiler arasi iliskiler Üçgen iliski durumlari vb. Çatisma �bilinçli ve bilinçdisi Ben burada esas olarak bu temalardan ikincisi olan ara evrenin gelisimini ele almak istiyorum . Kaygi öncesi evre Çocugun kisi olarak var oldugu ve bir amaç tasidigi, fakat bunun sonuçlarini dert etmedigi kuramsal bir kaygisizlik veya insafsizlik evresi betimlemek gerekir. Çocuk henüz bu asamada, uyarilma esnasinda tahrip ettigi sey ile uyarilmalar arasindaki sakinlesme zamanlarinda deger verdiginin ayni sey oldugunu idrak edemez. Çocugun uyarilma halindeki sevgisi anne bedenine hayali saldiriyi da içerir. Burada saldiri sevginin bir parçasidir . Bunun bir kisminin, kisiligin sakin ve uyarilmis yönleri arasidaki bir çözülme biçiminde ortaya çiktigi görülebilir, bu durumda, genelde iyi ve tatli olan çocuk �tabiatina aykiri davranarak', kendini tam sorumlu hissetmeksizin, sevdigi kisilere saldirganlikta bulunur. Bu duygusal gelisim evresinde saldirganlik kaybedilirse, sevme yetisi, yani nesnelerle iliski kurma yetisi de bir ölçüde kaybedilir. Kaygi Evresi Simdi Melanie Klein'in duygusal gelisimde �depresif konum' olarak betimledigi evre geliyor. Kendi amacima uygun olarak bu evreye Kaygi Evresi adini verecegim. Kisinin benlik bütünlügü anne figürünün kisiselligini idrak edecek kadar gelismistir ve bunun son derece önemli bir sonucu olarak, dürtüsel deneyiminin (fiziksel olsun, düsüncelestirmeye dair (ideational) olsun) sonuçlariyla ilgili kaygisi vardir. Kaygi evresi beraberinde suçluluk duyma yetisini getirir. Bundan böyle saldirganligin bir kismi, klinik olarak keder veya suçluluk duygusuyla veya sözgelimi kusma gibi, fiziksel bir muadili ile kendini gösterir. Suçluluk, bebegin uyarilmis iliskide sevilen kisiye zarar verdigini hissetmesiyle baglantilidir. Saglik durumunda bebek suçlulugu tasiyabilir ve böylece (zaman faktörünü de içeren) kisisel ve canli bir annenin yardimiyla, kendi verme, insa etme ve onarma dürtüsünü kesfetmesi mümkün olur. Bu yolla saldirganligin büyük kismi toplumsal islevlere dönüsüp kendini bu sekilde gösterir. Çaresizlik anlarinda (sözgelimi bir hediyeyi kabul edecek veya onarma çabalarina taniklik edecek kimse bulunmadiginda) bu dönüsüm sekteye ugrar ve saldirganlik tekrar boy gösterir. Toplumsal etkinligin doyurucu olmasi için, saldirganlikla iliskili kisisel bir suçluluk duygusu üzerinde temellendirilmis olmasi gerekir. Öfke Simdi sira yoksunlugun yol açtigi öfkeye geldi. Her deneyimde bir dereceye kadar kaçinilmaz olan yoksunluk, bir dikotomiye yol açar: 1) yoksunluk hissi veren nesnelere karsi masum saldirgan dürtüler, 2) iyi nesnelere karsi suçluluk üreten saldirgan dürtüler. Yoksunluk suçluluktan kaçis saglar ve bir savunma mekanizmasi dogurur: sevgi ile nefretin ayri yollara yönelmesi. Nesnelerin bu sekilde iyi ve kötü olarak bölünmesi gerçeklesirse suçluluk duygusu yatisir; buna karsilik sevgi, degerli saldirganlik bileseninden bir miktarini kaybeder, nefret ise daha bozguncu (disruptive) nitelige bürünür. Iç Dünyanin Büyümesi Bundan sonra bebegin psikolojisi daha karmasik bir hal alir. Bebek artik sadece kendi dürtülerinin annesi üzerindeki etkisiyle mesgul degildir, deneyimlerinin sonuçlarini kendiligi içinde de kaydeder. Dürtülerin doyuma ulasmasi ona kendini iyi hissettirir ve girdi ve çiktilari sadece fiziksel anlamda degil psikolojik anlamda da algilar. Içi iyi oldugunu hissettigi seyle dolar, bu da onun hem kendine olan hem de yasamdan bekleyebilecegini hissettigi seye olan güvenini tesis eder ve sürdürür. Ayni zamanda öfkeli saldirilarini da hesaba katmak zorundadir, bu saldirilar sonucunda kötü, habis veya zulmedici seyle doldugunu hisseder. Bu kötü seyler veya güçler, onun hissiyatina göre kendi içinde oldugundan, onun kendisine ve yasama karsi güveninin temelini teskil eden iyinin karsisinda içerden bir tehdit olusturur. Böylece ömür boyu sürecek olan iç dünyasini idare etme isine girisir, ancak bu ise koyulabilmesi için kendi bedenine iyice yerlesmeli, kendi içi ile disarsi, gerçekte olan ile hayalinde olan arasindaki farki koyabilmelidir. Dis dünyayi idare edebilmesi iç dünyasini idare edebilmesine baglidir. Son derece karmasik bir dizi savunma mekanizmasi gelistirir. Duygusal gelisimin bu evresine ulasmis çocuktaki saldirganligi anlayabilmek için mutlaka bunlarin incelenmesi gerekir. Burada ancak insan psikolojisinin bu konuyla iliskili kismina ait mekanizmalardan bazilarini sayabilirim. Ilk olarak içedönüklügün tersine dönmesinden bahsedecegim, çünkü fiili saldirganligin önemli ve siradan bir kaynagidir bu. Saglikta çocugun ilgisi hem dis gerçeklige hem de iç dünyaya yöneliktir ve bu ikisi arasinda köprüler vardir (rüyalar, oyunlar vb). Sagliksiz durumda çocuk iç dünyasini öyle düzenleyebilir ki, iyi içerde yogunlasir, kötü ise yansitilir. Artik çocuk iç dünyasinda yasamaktadir. Içedönük olarak nitelenebilir (veya patolojik olarak içedönük). Patolojik içedönüklügün iyilesmesi yeniden, böyle bir çocuk için zulmedici figürlerle dolu bir dis dünyaya dönmek anlamina gelir; bu noktada çocuk iyilesme sürecinde muntazaman saldirganlasir . Saldirgan davranisin önemli bir kaynagidir bu. Kendisinden sorumlu olan kisiler, içedönüklügü iyilesmekte olan çocugun bu savunma saldirisiyla iyi basa çikamadigi takdirde çocuk tekrar kolayca içedönüklüge kayar. Hastalik disinda, bir dereceye kadar her küçük çocugun yasaminda buna rastlanir, kesinlikle salt kuramsal bir kavram degildir. Uzun süre kisisel bir iste ugrasan kisi hassaslasir. Unutmayalim ki, çocukken insanlarin öznel ile nesnel arasindaki ayrimi yavas yavas yapmaya basladigi gözlemlenir. Çocugun iç dünyasindaki deneyimleri yansitmasiyla kolayca, hezeyanli delilige benzer bir durum ortaya çikar. Iki-üç yasindaki saglikli çocuk bile genelde gece uyanir ve kendini onunla paylasabilecegimiz dis dünyada degil, (bizim bakis açimizdan) kendi iç dünyasinda hisseder. Küçük çocuklar gündüz oyun oynarken hezeyana girerler, bizim dünyamizda gibi görünseler de esas olarak kendi iç dünyalarinda yasarlar. Bunun sagliksiz olmasi sart degildir fakat böyle bir çocugu idare ederken, sadece paylasilan dis dünyaya uygulanabilecek olan mantikla karsilasmayi bekleyemeyiz. Eriskinlerin büyük kismi bile hiçbir zaman güvenilir bir nesnellik yetisine ulasamaz, öte yandan en güvenilir sekilde nesnel olanlar da çogu zaman kendi iç dünyalarinin zenginligiyle nispeten temasi kesilmis kisilerdir. Saldirgan davranisi çocugun kendi iç dünyasini idare edis biçimine göre açiklamaya üç örnek daha verecegim. Çocugun hayalinde (fantasy) iç dünya öncelikle karinda veya ikincil olarak kafa veya bedenin baska belirli bir bölgesinde konumlanir. Belli bir kisilik örgütlenmesi derecesine erismis bir çocuk öyle bir deneyimle karsilasir ki, bununla özdeslesme yoluyla basa çikmak onun gücünü asar. Örnegin baska bir sorunla tamamen mesgul oldugu bir sirada anababasi önünde kavga eder. Deneyimle basa çikabilmek için, tamamini kendi içine alarak idare etme yoluna gider. Denebilir ki, anababanin kavga aninda dondurulmus bir hali onun içinde yasamaktadir ve bundan böyle belli bir miktar enerji içsellestirilmis kötü iliskinin denetlenmesi için buraya yönlendirilir. Klinik olarak yorgun olur veya çökkünlesir veyahut da fiziksel hastaliga yakalanir. Bazi anlarda içsellestirilmis kötü iliski agir basar, o zaman çocuk içine kavga eden anababanin �seytani girmis' gibi davranir. Çocugun zorlantili sekilde saldirganlastigini, kötü, yaramaz, deli gibi (deluded) oldugunu görürüz . Ya da kavga eden anababayi içsellestiren çocuk dönem dönem etrafindaki insanlar arasinda kavga çikartir, böylece disardaki gerçek kötülügü içerideki �kötü' seyin bir yansimasi olarak kullanir. Böyle bir durumda hakikaten kavga eden ses ve insan varsanilarinin oldugu delilik anlari kolayca görülebilir. Çocugun iç dünyasini idare etmesinde ve oradaki selim oldugu düsünülen seyi koruma çabasinda bazi anlar vardir ki, habis etkinin bir parçasini disari atabilse çocuk herseyin iyi oacagini hisseder. (Günah keçisi fikrinin muadili.) Klinik olarak kötülügün disari firlatilmasi dramatize edilebilir (tekmeleme, gaz çikarma, tükürme vb). Ya da çocuk kazaya yatkinlasir veya intihara tesebbüs eder � içindeki kötüyü yok etmek amaciyla; bütünsel intihar düslemi, muhakkak çocugun kötü ögeyi yok edip hayatta kaldigi durumu içermektedir, fakat hayatta kalamayabilir. Çocugun karninda (veya kafasinda vb) hissettigi içsel dünyaya ait görüngülerin idare edilmesi zaman zaman o kadar büyük bir güçlük arzeder ki çocuk top yekün bir denetim getirir � bunun klinik sonucu depresif duygudurumudur. Bu da tahammül edilmez bir içsel ölülüge yol açar. Tamamlayicisi olan manik durumun ortaya çikmasi beklenmelidir. Bu durumda iç dünyanin canliligi agir basarak çocugu etkinlestirir, görünürde dissal bir öfke uyarani olmadigi halde çocuk klinik olarak siddetli saldirganlik gösterebilir. Bu manik evreler manik savunma olarak adlandirilan durumla ayni degildir, manik savunmada içsel ölülük yapay bir etkinlikle yadsinir (depresyona karsi manik savunma olarak adlandirilan etkinlik, Klein). Manik savunmanin klinik sonucu saldirgan bir patlama degil, genel endiseli bir huzursuzluktur (restlessness), hipomanidir; daginiklik, pasaklilik (messinesse) ves asiri hassasiyetle kendini gösteren hafif bir saldirganlik görülür, yapici azme rastlanmaz. Saglikta kisi, saklamaya deger buldugu seyi tehdit eder gibi görünen dis güçlere saldirmak için kullanmak üzere kötülügü içerde saklayabilir. O zaman saldirganlik toplumsal deger kazanir. Bunun degeri (manik veya hezeyanli saldirganliga kiyasla) nesnelligin korunmus olmasindan kaynaklanir ve düsmanla karsilasmada harcanan çabadan tasarruf edilebilir. O zaman düsmana saldirmak için onu sevmek gerekmez. Özet Yukarida belirttiklerim esas olarak saldirganlik ile duygusal gelisimin ara evresi diye adlandirdigim durum arasindaki iliskiyi betimlemektedir. Bu evre, kisilerarasi iliskileri ve Oidipus kompleksinin üçgen durumlariyla bütünsel kisilik evresinden önce gelir; insafsizlik evresinin erken asamalari ile niyetlilik öncesi ve kisilik bütünlesmesi öncesi çagi takip eder. Bütünsel kisilik evresi olarak adlandirdigim evreye ait saldirganlik, Freud'un kabul gören yapiti dolayisiyla bugünkü kusaga zaten tanidik gelmektedir. Saldirganligin önemli kaynaklari insan gelisiminin çok erken evrelerine dayanir; bunlardan bazilarini gelen bölümde ele alacagiz. II SALDIRGANLIGIN ÇOK ERKEN KÖKENLERI Sordugumuz soru en basit biçimiyle sudur: Saldirganlik sonuç olarak yoksunlugun yarattigi öfkeden mi kaynaklanir, yoksa kendine ait bir kökeni mi vardir? Cevabi ister istemez gayet karmasiktir, ya da günlük analiz uygulamamizi olusturan muazzam klinik olgular yigini bile isteye kestirip atmak zorunda kaliriz. Fakat böyle yapacak olursak, aslinda kasten göz ardi ettigimiz seyin farkinda olmadigimiz zannedilebilir. Uygulamada id'in tam doyumu diye bir sey olamayacagina göre, ilkel ask dürtüsünde her zaman için tepkisel bir saldirganlik saptanabilecegini söyleyebiliriz. O zaman daha ince bir arastirmaya gerek var midir? Bence var, yoksa karisiklik çikiyor. Özellikle de, ilkel ask dürtüsünün benlik büyümesinin daha yeni basladigi bir evrede yürürlükte oldugu, örnegin bütünlesmenin henüz yerlesik bir olgu haline gelmedigi düsünülürse... Sorumluluk alma yetisinin henüz gelismedigi bir sirada etkin ilkel bir ask vardir. Bu çagda daha insafsizlik bile yoktur; merhamet- öncesi çagdir bu ve yikicilik id dürtüsünün bir parçasi ise de, bu yikicilik ancak id doyumuna bagli olarak ortaya çikar. Yikicilik ancak öfkenin ve dolayisiyla da misilleme korkusunun varolabilmesi için yeterli benlik bütünlesmesi ve benlik örgütlenmesi gerçeklestigi takdirde bir benlik sorumlulugu haline gelir. Bununla birlikte erken öfke ve korkuya da rastlanabilir, bu benlik gelismelerinin saptanmasi mümkün ise de, bunlardan önce kiside öfkeden bahsedilmesi akla yatkin degildir. Nefret nispeten daha karmasiktir ve bu ilk evrelerde varoldugu söylenemez. Dolayisiyla saldirganligi tepkisel saldirganliktan tamamen ayri incelememiz gerekir. Tepkisel saldirganlik, id dürtüsü gerçeklik ilkesi yüzünden amacina ulasamadigi için, dürtünün kaçinilmaz sonucu olarak ortaya çikar. O halde dürtü merhamet-öncesi çagda yasandigi için çocugun amaci her ne kadar yikmak degilse de, ilkel ask (id) dürtüsünün yikici bir nitelik tasidigini söylemek yerinde olur. Bu varsayimdan çikarak, ilkel ask (id) dürtüsündeki yikici ögenin kökenini irdelemek mümkündür. Meseleleri basitlestirmek için, degisken bir etken olan dogum travmasini disarda birakip, normal veya travmatik olmayan dogumu esas alabiliriz. Normalden kastim çocugun dogumu kendi çabasinin bir sonucu gibi hissetmis olmasidir. Gecikme veya erkene alma gibi durumlar söz konusu degildir (bkz. s180 [kitaptaki Dogum Anilari, Dogum Travmasi ve Endise makalesine gönderiyor] ç.n.) Erken id deneyimleri bebek için yeni bir ögeyi, dürtü buhranlarini isin içine katar; bu buhranlarin bir hazirlik dönemi, bir dorugu ve belli miktar doyumu izleyen dönemi vardir. Bu evrelerin her biri çocuga kendine özgü sorunlar yasatir. Amacimiz ilk id deneyimlerindeki (tesadüfen yikici olan) saldirganlik ögesinin tarih öncesini incelemek. Elimizde, en azindan fetüs hareketlerinin basladigi en erken dönemlere uzanan bazi ögeler -hareket yetisi (motility)- var. Duyular alaninda buna tekabül eden bir ögeyi de eklemeliyiz kuskusuz. Rahim-içi yasama dek uzanan ve bütün bebeklik (ve tüm yasam) boyunca süregiden hareket yetisi, id deneyiminin kendisinde varolan etkinlikle baglanabilir (fusion) mi? Bu etkinlik id ögesi olarak mi siniflandirilmalidir, yoksa benlik ögesi olarak mi? Yoksa benlik ile idin farklilasmadigi bir evre oldugunu kabul edip (Hartmann, 1952), hareket yetisini benlik-id farklilasmasindan önce görülmesi temelinde siniflandirmaya çalismaktan vazgeçmek daha mi iyi olur? Her bebek ilkel hareket yetisinin mümkün oldugu kadar çogunu id deneyimlerine dökmek zorundadir. Kuskusuz burada su gerçek devreye girer: Gerçekligin getirdigi yoksunluklara çocugun ihtiyaci vardir -çünkü id doyumu tam olsaydi ve hiçbir engelle karsilasmasaydi bebegin kökensel hareket yetisi doyuma ulasamadan kalirdi (Riviere, 1936). Her bebegin kendine ait id deneyimi örüntüsünde, id deneyiminin yüzde x kadarini ilkel hareket yetisi olusturur. Dolayisiyla yüzde (100-x) baska sekillerde kullanilmak üzere ayrilir �çesitli bireylerin saldirganlik ile ilgili deneyimleri arasinda büyük farkliliklar olmasinin nedenlerinden biri budur. Ayrica bir mazosizm türünün kökeni de budur (bkz ilerde). Bu hareket yetisi etrafinda gelisen örüntüleri incelemek faydali olur (Marty ve Fain, 1955). Bu örüntülerden birinde, hareket yetisinden dolayi çevre sürekli olarak tekrar tekrar kesfedilir. Birincil nasisizm çerçevesi içinde her deneyim, yeni bireyin merkezden gelismekte oldugunu vurgular; çevreyle temas bireyin bir deneyimidir (önce farklilasmamis benlik-id evresinde). Ikinci örüntüde çevre fetüse (veya bebege) baski yapar (impinge) ve bireysel deneyimler yerine baskiya tepkiler ortaya çikar. Bu durumda bireysel olarak varolabilmenin tek yolu dinlenmeye çekilmektir. O zaman hareket yetisi sadece baskiya tepki olarak yasanir. Asiri uçta yer alan üçüncü bir örüntüde bu o kadar abartilmis durumdadir ki, bireysel deneyim için bir dinlenme yeri bile yoktur, bunun sonucu, birincil narsisistik durumda bireylesememek olur. O zaman �birey' çekirdekten çok kabugun ve baski yapan çevrenin bir uzantisi olarak gelisir. Çekirdekten geriye kalan sey dipte saklanmistir; en derinlere giden analizde bile zor bulunur. Böylece birey bulunamamakla varolur. Hakiki kendilik saklanmistir ve biz de klinik olarak, islevi bu hakiki kendiligi sakli tutmak olan karmasik sahte kendilikle ugrasiriz. Sahte kendilik elverisli bir sekilde topluma-uyumlu olabilir, ancak hakiki kendiligin olmayisi istikrarsizlik yaratir, toplum sahte kendilige hakiki kendilikmis gibi kanmadikça bu istikrarsizlik daha da belirginlesir. Hasta bir bosunalik duygusundan sikayet eder. Birinci örüntü saglikli dedigimiz durumdur. Olusabilmesi için yeterince iyi annelige ve sevginin fiziksel biçimde (ilk basta olabildigi tek biçimiyle) ifade edilmesine ihtiyaç vardir. Anne bebegi (rahminde veya kollarinda) tutar ve sevgi (özdeslesme) araciligiyla benlik ihtiyaçlarina nasil uyum saglayacagini bilir. Bu kosullar altinda, ve ancak bu kosullar altinda, birey varolmaya baslayabilir ve varolmakla da id deneyimlerini yasamaya baslayabilir (YOKSA- ve id deneyimlerini yasayacak sekilde varolmaya baslayabilir �MI?). Azami hareket yetisinin id deneyimlerine katilmasi için hersey hazirdir. Hareket yetisi potansiyelinin yüzde x 'i erotik potansiyelle baglanmis durumdadir ( x nicelik olarak daha fazladir). Ancak bu durumda bile hareket yetisi potansiyelinin yüzde (100- x ) kadari baglanma örüntüsünün disinda, salt hareket yetisinin kullanimina kalir. Baglanmanin karsi koyma eylemi disinda (yoksunluga tepki disinda) bir deneyime imkân tanidigi unutulmamalidir. Erotik potansiyelle baglanmis olan kisim, dürtünün doyuma ulasmasi yoluyla doyurulur. Tersine, hareket yetisi potansiyelinin baglanmamis yüzde (100- x ) kadarinin bir karsit bulmasi gerekir . Kabaca söylersek, itecek bir seye ihtiyaci vardir, yoksa yasantiya dökülemeden kalir ve kisinin kendini iyi hissetmesine karsi tehdit olusturur. Halbuki, tanimi geregi saglikli birey etrafta uygun karsitlar aramaktan zevk alir. Ikinci ve üçüncü örüntülerde hareket yetisi potansiyeli sadece çevre baskisiyla deneyim konusu haline gelir. Sagligin bozuldugu durumdur bu. Kisinin, az ya da çok, bir karsitla karsilasmasi gerekir ; ancak bu takdirde önemli hareket yetisi kaynagina basvurabilir. Çevre tutarli biçimde baski uyguladigi takdirde doyum elde edilir fakat: Çevre baskisi sürekli olmalidir. Çevre baskisinin kendine özgü bir örüntüsü olmalidir, yoksa kisi kendisi bir örüntü gelistiremedigi için kargasalik hüküm sürer. Bu bagimlilik demektir, birey kendini bu bagimliliktan kurtaramayabilir. Geri çekilme, örüntünün temel özelliklerinden biri haline gelir. (Hakiki kendiligin saklandigi asiri derecesi haricinde; o zaman ilkel savunma olarak geri çekilme bile ise yaramaz.) Ikinci ve üçüncü örüntüler isin içinde oldugunda, sagliga yer yoktur ve ana örüntüyü ilk betimledigim örüntüye çevirmedigi müddetçe hiçbir tedavi ise yaramaz. Bununla birlikte, ikinci ve üçüncü örüntüler dogrultusunda gelismis hastalar analize gelir ve ilk bakista, hastanin hakikaten varolduguna dair hatali bir varsayimdan hareket eden analistin çalismasindan gayet iyi faydalanacakmis gibi görünürler. Bu noktada nevrotik hastadaki dirençlerin olumlu degeri hakkinda özel bir yorum getirmek istiyorum. Analiz edilebilir direnç iyi prognoz olusturur. Dirençlerin olmayisi, tanida betimledigim türden erken örüntülerdeki bir bozukluga isaret eder. Bu düsünceler bizi su sonuca götürür: Sözkonusu siniflandirma yöntemine göre normal olanlar disindaki kisilerde, erotik potansiyelin hareket yetisi potansiyeliyle daha ileri derecede baglanmasi analizle mümkün degildir. Ilk örüntünün yerlesmedigi durumda ancak ikincil bir yoldan, saldirgan ögelerin �erotiklestirilmesi'yle baglanma mümkün olur. Burada zorlantili sadist egilimlerin köklerinden birini görürüz, bu egilimler mazosizme dönüsebilir. Kisi ancak yikici ve insafsiz oldugu zaman kendini hakiki hisseder. Kendi basina saf hareket yetisinden baska bir sey olmayan saldirganlik ile baglanacak erotik bir bilesen bulup, diger bir bireyle bu sekilde etkilesime girerek, bu yolla iliski kurmaya çalisir. Burada erotik potansiyel hareket yetisiyle baglanir, halbuki saglikta hareket yetisinin erotik potansiyelle baglandigini söylemek daha dogru olur. Sapkinliklarda herhalde iki tür mazosizm ayirt edilebilir. Biri kaba bir hareket ihtiyacinin erotizasyonu olan sadizmden kaynaklanir, digeri ise etkin hareket dürtüsünün edilgin kisminin dogrudan erotizasyonudur. Ilk esin mazosist ya da sadist olmasina göre, gelisim bu yollardan birini ya da ötekini tutabilir. Hareket ögelerinin erotik yasama baglanmasi nispeten eksik kaldigindan, erotik yasam kaynakli iliskiler zayiftir, bu yüzden de eslesmenin yarattigi iliski daha degerli olur. Sahicilik hissi esas olarak hareket yetisi (ve ona tekabül eden duyu) köklerinden gelir ve hareket ögesinin zayif oldugu erotik deneyimler gerçeklik veya varolma hissini güçlendirmez. Aslinda bu tür erotik deneyimler tam da onda varolmama hissi yarattiklari için kisi bunlardan kaçinabilir; burada erken dönem örüntüleri ilk betimledigim çesitlemeye uymayan kisilerden bahsediyorum. Buradan, benlik örgütlenmesi olgunlasmamis dahi olsa, ilk beslenmeden önce pek çok seyin olup bittigi sonucunu çikariyoruz. Hareket yetisi deneyimlerinin toplami bireyin varolmaya baslama becerisine katkida bulunur; ilk özdeslesmeden sonra da kabugu birakip çekirdek haline gelmesine katkida bulunur. Yeterince iyi çevre bunu mümkün kilar. Çevre ancak yeterince iyi ise insan bebeginin erken dönem psikolojisinden bahsetmenin bir anlami olabilir, çünkü, çevre yeterince iyi olmadigi takdirde insan farklilasip, normal psikoloji terimleri dahilinde tartisabilecegimiz bir özne haline gelmez . Ancak, bireyin varoldugu noktada, artik farklilasmis olan benlik ile idin iliskiyi sürdürmesinin ve gerçeklik ilkesinin etkisinden kaynaklanan güçlüklere ragmen iliskide kalmasinin baslica yolu, birincil hareket yetisi potansiyelinin büyük kisminin erotik potansiyelle baglanmasiyla kendini gösterir. Buradan, nesnelerin dis niteligi sorununa iliskin baska düsünceler çikar. Bu konu üçüncü bölümde ele alinmistir. III NESNELERIN DIS NITELIGI Psikanalizde, birinin analizinde uzun yol katedilmisse, analist duygusal gelisimin ilk görüngüleriyle ilgili ayricalikli bir görüs sahibi olur. Klinik çalismadan çikarttigim su düsünce geçenlerde dikkatimi çekti: Hasta dürtüsel yasamin saldirgan kökenini kesfetmeye giristiginde, analist için bu süreç su ya da bu sekilde, erotik kökeni kesfetmesinden daha yorucu olmaktadir. Burada beni ilgilendiren malzemenin, kafamizda �baglarin çözülmesi' (de-fusion) terimiyle baglantilandirilan malzeme oldugu hemen görülecektir. Saglikta saldirgan ve erotik bilesenlerin baglandigini varsayariz, ancak baglanma öncesi döneme ve baglanma isine her zaman için özel bir anlam yüklemeyiz. Baglanmanin zaten gerçeklesecegine fazla güveniyor olabiliriz, o zaman bir vaka üzerinden düsünmeyi birakinca, bos tartismalar içine giebiliriz. Baglanmanin ciddi bir is oldugu, saglikta bile tamamlanmadigi ve büyük miktarlardaki baglanmamis saldirganligin, sik sik analizdeki kisinin psikopatolojisinde komplikasyona yol açtigi kabul edilmelidir. Analizde -eger hakiki bir analizse- saldirgan ve erotik bilesenlerin ayri disavurumlariyla ugrasmali ve aktarimda bunlari baglamayi basaramayan hasta adina her birini ayri tasimaliyiz. Baglama noktasinda basarisizliktan kaynaklanan ciddi rahatsizliklarda, hastanin analistle iliskisi kah saldirgan kah erotik niteliktedir. Ben de iste bu baglamda, bu kismi iliskinin ikinci degil de birinci türünün analisti yordugunu öne sürmekteyim. Bu gözlemden hemen çikarilacak sonuç, Ben ile Ben-Olmayan 'in olustugu erken evrelerde, saldirganlik bileseninin daha kesin sekilde, bireyi Ben-Olmayan 'a veya disarda hissedilen bir nesneye ihtiyaç duymaya yönelttigidir. Erotik deneyimler, nesne öznel olarak tasavvur edilir veya kisisel olarak yaratilirken, ya da kisi daha önceki bir tarihin narsisist birincil özdeslesme durumuna yakin oldugu sirada yasantilanabilir (?). Erotik deneyimler, içgüdüsel erotik dürtüyü rahatlatan herhangi bir sey araciligiyla gerçeklestirebilir; böylece ön-zevk, genel ve bölgesel uyarimda geriliminin yükselmesi, doruga çikma ve sönme (veya onun dengi olan durum) meydana gelir; bunu arzunun olmadigi bir dönem izler (arzuyla yaratilan öznel nesnenin geçici olarak yokedilmesinden dolayi, kendi basina bu da endise yaratabilir). Oysa saldirgan dürtüler bir karsi koyma olmadigi sürece hiçbir doyurucu deneyim saglamaz. Karsi koymanin çevreden, Ben 'den giderek ayirt edilen Ben-Olmayan 'dan gelmesi gerekir. Erotik deneyim kaslarda ve çabaya katilan diger dokularda vardir, fakat bu erotizm türü, belirli erojen bölgelerle baglantili içgüdüsel erotizmden farklidir. Hastalar (baglari az çok çözülmüs) saldirgan deneyimleri sahici gibi, (ayni sekilde baglari çözülmüs) erotik deneyimlerden çok daha sahici hissettiklerini söylerler. Her ikisi de hakikidir fakat saldirgan deneyimlerin verdigi sahicilik hissine daha çok deger yüklenir. Saldirganligin bir deneyimin erotik bileseniyle baglanmasi o deneyime iliskin sahicilik hissini artirir. Saldirgan dürtülerin, dis dünyadan bir karsi koyma olmaksizin, bir dereceye kadar kendilerine karsit bulabildikleri dogrudur; normal durumda bunun göstergesi omurganin dogumöncesi yasamdan kalma baliksi hareketleridir, normal disi durumda ise hasta çocuklarin yaptigi (faydasiz) gelgit hareketidir (sallanma veya içerde süregiden görünmez sihirli bir gelgit hareketini ele veren gerilim). Öne sürdügümüz bu düsüncelere ragmen, normal gelisimde disardan gelen karsi koymanin, saldirgan dürtüleri gelistirdigi söylenemez mi acaba? Normal dogumda karsilasilan karsi koyma, yasanan deneyime basin önde oldugu bir nitelik kazandirir. Dogumlar çogunlukla normal olmayip büyük komplikasyona yol açsa da, hatta bebek tersten gelse de, yine de büyük çaba göstermek ile karsi koyma-basin önde olmasi iliskisi arasinda kurulan baglantida genel bir geçerlilik var gibidir. Bu görüs beslenme gayreti içindeki bebekler üzerinde yapilacak gözlemlerde sinanabilir �benim kuramima göre baslarina tepeden bir miktar bastirarak bebeklere yardimci olunabilir. Bu düsünce genellikle söyle ifade edilir: �Ihtiyaçlarina mükemmel uyum saglamanin bebege faydasi olmaz. Bebegin arzularina en iyi sekilde uyan anne iyi anne degildir. Yoksunluk öfke dogurur ve bu da bebegin deneyimini artirir.' Hem dogru hem degil. Iki etkeni gözardi ettigi için dogru degil- biri, teorik olarak baslangiçta bebegin mükemmel bir uyuma ve daha sonra uyumun dikkatlice, yavas yavas bozulmasina ihtiyaci vardir; ikincisi, bu sözler deneyimin saldirgan ve erotik bilesenleri arasindaki baglanmanin gerçeklesmedigi durum üzerine düsünmeye imkân vermez, halbuki en azindan kuramda, baglarin çözük oldugu (veya henüz kurulmadigi) evreyi incelemek gerekir. Bu sözleri asagi yukari burada alintilandigi sekliyle dile getirenler saldirganligin yoksunluga karsi bir tepki oldugunu (yani, erotik deneyim esnasinda, dürtüsel gerilimin yükseldigi uyarilma evresindeki yoksunluga karsi bir tepki oldugunu) biraz fazla kolayca kabullenmektedirler. Bu tür evrelerde yoksunlugun öfke dogurdugu gayet açiktir, fakat bizim en erken duygu ve durumlara iliskin kuramimiza göre, dürtüsel yoksunlukta öfkeyi mümkün kilan ve erotik deneyimi deneyim yapan benlik bütünlesmesinden önceki saldirganliga hazirlikli olmak gerekir. Her bebegin erojen bölgelerde bir içgüdü potansiyeline sahip oldugu, bunun biyolojik oldugu ve bu potansiyelin asagi yukari her bebekte ayni oldugu söylenebilir. Oysa tersine saldirganlik bileseni son derece degisken olmalidir ; biz beslenmenin gecikmesi yüzünden yoksunluk hisseden bebegin öfkesini gözlemleyinceye kadar, bebegin saldirganlik potansiyelini artiran veya azaltan çok sey olmustur. Erotik potansiyele denk düsen saldirganlik anlaminda bir yere varabilmek için, fetüsü durgunluga degil harekete yönelten dürtülerine, dokularin canliligina, kassal erotizmin ilk kanitina uzanmamiz gerekir. Bu noktada yasam gücü gibi bir terime ihtiyacimiz var. Kuskusuz her bir fetüsün yasam gücü potansiyeli asagi yukari aynidir, tipki her bebegin erotik potansiyelinin oldugu gibi. Sorun su ki, bebegin tasidigi saldirganlik potansiyelinin miktari karsilastigi karsi koymanin miktarina baglidir. Baska deyisle, karsi koyma, yasam gücünün saldirganlik potansiyeline çevrilmesini etkiler. Ayrica, karsi koymadaki asirilik da komplikasyonlar yaratarak, saldirganlik potansiyeli olan bir bireyin bu potansiyeli erotik bilesenle baglamasini imkânsiz hale getirir. Bu savi daha ileriye götürebilmemiz için, (dogum öncesi) bebegin yasam gücünün akibetini ayrintisiyla gözden geçirmemiz gerekir. Saglikta, dürtüleri fetüsün çevreyi kesfetmesini saglar, çevre hareketin karsilastigi karsi koymadir ve hareket esnasinda duyumsanir. Bunun sonucu Ben-Olmayan bir dünyanin ilk taninmasi ve Ben 'in erken dönemde tesis edilmesidir (establish). (Uygulamada bunlarin asama asama gerçeklestigini, tekrar tekrar gelip gittigini, bulunup kaybedildigini tahmin edersiniz.) Sagliksiz durumda, bu çok erken evrede baskiyi uygulayan (impinge) çevredir ve yasam gücü baskiya tepki olarak kullanilir �o zaman Ben 'in erken dönemde saglam sekilde tesis edilmesinin tersi gerçeklesir. Asiri uçta, tepkiler hariç dürtüler çok az deneyimlenir, Ben yertesis deilmemistir. Bunun yerine, çevre baskisina karsi deneyimlenen tepkiye dayali bir gelisim gözlemleriz; buradan sahte dedigimiz birey ortaya çikar, sahte diyoruz çünkü kisisel dürtüselligi yoktur. Bu durumda saldirgan ve erotik bilesenler baglanmaz, çünkü erotik deneyimler meydana geldiginde Ben tesis edilmis degildir. Aslinda bebek erotik deneyim yönünde bastan çikarildigi için yasar; fakat hiç sahici gibi gelmeyen erotik yasamdan ayri bir de sirf saldirgan olan, karsi koyma deneyimine bagimli tepkisel bir yasam vardir. Burada, baglanmada belli bir yetersizlikle kendini gösteren genel durumu betimleyebilmek için iki asiri ucu tartismamiz gerekti. Kisilik üç parçadan olusur: Ben ve Ben-Olmayan 'in açik sekilde tesis edildigi ve saldirgan ve erotik ögelerin belli ölçüde baglandigi bir hakiki kendilik; erotik deneyimle kolayca bastan çikarilabilen, fakat sonuçta gerçeklik duygusunun kaybedildigi bir kendilik; bütünüyle ve insafsizca saldirganliga terkedilmis bir kendilik. Bu saldirganlik yikma hedefi etrafinda bile örgütlenmemistir, fakat kisi için degerlidir çünkü bir gerçeklik hissi ve bir iliski hissi verir, fakat ancak etkin karsi koyma oldugu takdirde veya (ilerde) zulüm oldugu takdirde kendini gösterir. Motivasyonunu benligin kendiligindenliginden alan kisisel dürtüden kaynaklanmaz. Kisi, baglari çözülmüs saf saldirganligi mazosizme çevirerek saldirgan ve erotik bilesenlerin sahte bir sekilde baglanmasini gerçeklestirebilir, ancak bunun olabilmesi için güvenilir bir zalim bulunmalidir, bu da sadist asik olur. Bu sekilde mazosizm sadizmden önce gelebilir. Oysa duygusal olarak saglikli bir insanin gelisimini izlersek sadizmin mazosizmden önce geldigini görürüz. Saglikta sadizm baglanmanin basarili oldugunu gösterir, mazosizmin dogrudan dogruya tepkisel saldirganliktan gelistigi ve baglanmanin olmadigi kosullarda böyle degildir. Bu düsüncelerden baslica su sonucu çikarabiliriz: Saldirganlik terimini bazen kendiligindenlik anlaminda kullandimiz için karisiklik çikmaktadir. Dürtüsel hareket uzanir, karsi koyma ile karsilastiginda saldirganlik haline gelir. Bu deneyimde gerçeklik vardir ve yeni dogmus bebekte hazir bekleyen erotik deneyimleri baglar. Iddiam su: Bebegin sadece doyurucu bir nesneye degil, bir dis nesneye ihtiyaç duymasina neden olan sey bu dürtüsellik ve onun dogurdugu saldirganliktir . Bununla birlikte çogu bebek çevre baskisina tepki olarak gelismis muazzam bir saldirganlik potansiyeline sahiptir, zulüm bu potansiyeli etkinlestirir: eger böyle ise, bebek zulme kucak açar ve zulme tepki olarak kendini sahici hisseder. Fakat bu hatali bir gelisme biçimi olur çünkü çocuk sürekli, zulme ihtiyaç duyar. Tepkisel potansiyelin miktari, (hareket yetisi ile erotizmi belirleyen) biyolojik etkenlere bagli degildir, erken çevre baskisinin cilvelerine baglidir, dolayisiyla çogu zaman annenin psikiyatrik anormalliklerine ve yine onun duygusal ortamina baglidir. Olgun, eriskin bireylerin cinsel iliskisinde, özgül nesne ihtiyacinin salt erotik doyumlarla baglantili olmadigi dogrudur belki de. Nesneyi seçen ve o an esin varligina, doyuma ve hayatta kalmaya duyulan ihtiyaci belirleyen sey, dürtüye baglanmis olan saldirgan veya yikici ögelerdir. Anna Freud ile sempozyum, Kraliyet Tip Cemiyeti, Psikiyatri Bölümü, 16 Ocak 1950. Anna Freud'un katkisi için bkz. Psychoanalytic Study of the Child ( Çocugun Psikanaliz Açisindan Incelenmesi ), cilt III-IV, s 37. Simdi olsa bu düsünceyi hareket yetisiyle (motility) iliskilendirirdim (bkz. Marty ve Fain, 1955). Bkz. Sechehaye'nin terimi: �Simgesel gerçeklesme'. Bu metnin II. Bölüm'ünde benlik gelisiminin erken evrelerine iliskin saldirganlik temasini irdelemeye çalisiyorum. Buna �çiftdegerlilik-öncesi' adi verilmistir fakat bu terim kismi-nesne ile tam nesnenin � meme ile tutan ve bakim verene annenin- bütünlesmesi meselesini hesaba katmaz. Simdi olsa �iyi ve kötü' yerine yüceltilmis ve kötü' demem gerekirdi (1957). Bu durum Anna Freud'un �saldirganla özdeslesme' (1937) dedigi seyle iliskilidir. Melani Klein'in çalismasi bizi içsel görüngülerin savunma amaçli tümgüçlü denetimi kavramiyla tanistirdi. Özel bir gruba sunulmus metin, Ocak 1955. Özel bir gruba sunulmus metin, Kasim 1954. D.W.Winnicott Çeviri: Nilüfer Güngörmüs-Erdem Through Paediatrics to Psycho-Analysis (Collected Papers) ( Pediyatriden Psikanalize [Toplu Yazilar]),1992, Brunner/Mazel Ed., New York
|