Ana Sayfa arrow Jeoloji arrow Levha Tektonigi Teorisi
Levha Tektonigi Teorisi PDF Yazdır E-posta
Insanoglu düsünmeye basladigi andan itibaren çevresindeki yersekillerin nedenlerini merak etmis, bunlarin binlerce yil sabit ve sarsilmaz kabul edilmesinden sonra, aslinda sürekli bir haraket ve evrim içinde olduklarini anlayinca da bu hareketi idame ettiren kuvvetin dogasini ve kökenini arastirmaya baslamistir (Sengör, 1983). Sayilari oldukça kabarik olan jeotektonik hipotezlerin veya teorilerin baslicalari “Kontarksiyon Teorisi” , “Ekspansiyon Teorisi” , “Magmatik Yükselme -Kabarma Teorisi”; “Konveksiyon Akimlari Teorisi”, “Kitalarin Kayma Teorisi” ve nihayet “Levha Tektonigi Teorisi” dir (Ketin, 1983).

Kontraksiyon Teorisinin ana fikri, yani yerküre’nin baslangiçta sicak-ergimis bir kütle halinde bulundugu, zamanla soguyarak büzüldügü, hacminin küçüldügü ve dis kisminda kati bir kabugun olustugu daha 17. yüzyilda Descartes (1664) ve Newton (1681) tarafindan benimsenmis, ilk kez yer bilimlerine uygulanmasi ise , James Hall tarafindan gerçeklestiilmistir. Fakat teorinin tüm jeoojik yönleri ile genis anlamda kurucusu ünlü fransiz yer bilimci Elie de Beamont olmustur (1829-1852). Özellikle Avusturyali büyük yer bilimci Ed. Sues (1831-1909) “Yeryuvarinin Çehresi” adli ünlü eserinde teoriyi yer bilimleri alaninda “bir dünya görüsü” niteligine yükseltmistir.

Kontraksiyon Teorisi yirminci yüzyilda Jefreys ve Guttenberg gibi ünlü jeofizikçiler tarafindan degisik biçimde de olsa desteklenmistir.

Ekspansiyon veya Genisleme Büyüme Teorisine göre, yeryuvarinin hacminin büyüme nedeni esas itibariyla isisal genislemedir. Diger bir neden yer içindeki yogunlugu fazla yüksek basinç fazindaki maddelerin yogunlugu daha az düsük basinç fazindaki türlerine dönü?mesidir.

Konveksiyon akimlari teorisinin dayandigi ana görüs yer içinde kabuk altinda cereyan eden isi degis tokusudur. Teoriye göre yerin içi ile yeryüzünün sicakligi arasindaki isi farki yerin manto kesiminde yilda bir kaç santimetre hizla hareket eden bir konveksiyon akimi olusturmaktadir ve bu hareket sürtünme dolayisyla yerkabuguna intikal etmektedir. Diger bir degisle derinlerde manto kesiminde çok yavas akan maddeler yerkabugundaki hareketlere aktif olarak katilmakta büyük tektonik yapilarin meydana gelmesinde katkida bulunmaktadir.

Özetle konveksiyon akimini besleyen onu sürekli olarak hareket halinde tutan enrji kaynagi yerin sicakligi (Holmes) ve gravitasyon (van Bemmeln) etkisidir.

Kitalarin kayma teorisi, alman jeofizikçi Alfred Wegener tarafindan 1912’de ortaya konmus ve E. Argand (1922), Du Toit (1921) gibi dönemin ünlü jeologlari ile Beniof (1954) Runcorn (1962), Sykes (1968) ve Bullard (1969) gibi yeni zamanlarin taninmis jeofizikçileri tarafindan benimsenmis ve desteklenmistir. Bu teoriye göre;

Kitalar okyanus tabanlarindan farkli yapidadirlar. Onlara simsiki bagli da degillerdir. Aksine buzdaglarinin denizde yüzdükleri gibi kitalar da derin deniz diplerinde-okyanus tabanlarinda- açiga çikan ve yogunluklari kendilerinkinden fazla olan agir maddeler üzerinde yüzerler kayarlar.

Levha Tektonigi , büyük ölçüde okyanuslardan elde edilen verielr üzerine kurulmus bir teoridir. Bu özelligi ile kendinden önceki teorilerden ayrilir.

Ikinci dünya savasi esnasinda özellikle denizlti savaslari için gelistirilen son derece hassas batimetrik harita alma yöntemleri savastan sonra Ingiltere’de Sir Edward Bullard (cambridge Üniversitesi) ve Amerika’da Hary Hess (Princeton Üniversitesi) ve Maurice Ewing (Colombia Üniversitesi) gibi hükümetler nezdinde söz sahibi ciddi bilim adamlari tarafindan okyanus tabanlariin ayrintili haritalanmasinda kullanildi. Özellikle Ewing’in yönetiminde bulunan Lamont Jeofizik rasathanesi gemileri sadece batimetrik degil magnetik ve gravite verilerini de topluyordu, deniz tabanlarindan tortu örnekleri aliyorlardi.

Bu faaliyet okyanuslarda devam ederken, ABD, soguk savasin bir sonucu olarak Sovyetler Birliginin yaptigi zannedilen nükleer silah deneylerini izleyebilmek amaciyla dünyanin dört bir yanina uzanan saglikli bir sismograf agi olusturdu. WWSSN olarak bilinen bu ag sayesinde magnetidü 4 ve yukarisindaki depremler büyük bir hassasiyetle kaydedilmeye baslandi. Episantir tayinindeki hatalarin genellikle bir kç kmnin içine alinmasi özellikle okyanusal alanlarda depremlerin son derece dar kusaklarda olmasi ve bu kusaklarin çvreledigi devasa alanlarin hemen hemen asismik kusaklar oldugunu gösterdi.

1940’li yillarin sonlarina dogru Amerikali jeofizikçi Hugo Benioff derin deniz hendeklerinden manto içine sarkan egimli deprem zonlarinin aslinda devasa bindirmeler oldugu ve bu bindirmeler boyunca okyanus tabaninin pasifigi çevreleyen kitalarin altina daldigini iddia etti. 1952’de alman tektonikçi Hans Stille bu egimli deprem zonlarinin hemen üstlerinde Pasifigia deta kusatan meshur “ates çemberi”ni olusturan volkanlarin varligina dikkati çekti ve bunklar arasinda jenetik bir iliski olmasi gerektigini vurguladi.

Bu gelismeler olurken Amerikali petrolog Harry Hess savas yillarinda donanmada edindigideneyimler isiginda okyanuslarin tarihi ile ilgileniyordu. Özellikle Ewing ekibinin okyanuslarin sanilanin tersine genç olmalari gerektigini göstermisti.

Öte yandan Hess, Amerikali jeologlarin ezici çogunlugunun tersine, kitalarin kaymasina inanmaktaydi ama o da jeofizikte biraz bilgisi olan herkes gibi; Sir Harold Jefreys’in sialin sima üzerinde yüzen bir sal gibi hareket edemeyecegini, simanin sialden daha kuvvetli oldugunu tarisma götürmez bir açiklikla kanitlamis oldugunu biliyordu. Sial simadan bagimsiz hareket edmezdi.

Acaba sial ile sima birlikte hareket edemez miydi ? 1960 yilinda yayinlanan makalesinde Hess, mantoda büyük ölçüde konveksiyon akmlari olamsi lazim geldigi varsayimindan hareketle, okyanus litosferinin bu konvektif sistemin sinir kondüksiyon tabakasi oldugunu ileri sürdü. Ayni yil Robert Dietz, bu mekanizmaya deniz tabani yayilmasi adini verdi.

Hess ve Dietz’in makalelerinin yayinlanmasinin hemenn akabinde Kanada’da Morley, Ingiltere’de Cambridge’de henüz bir doktora ögrencisi olan Fred Vine, Hess’in düsüncesini kontrol edebilmek için dahiyane bir yöntem önerdiler. Bu yöntemin esasi suydu: Yer’in jeomanyetik kutuplarinin Senezoik esnasinda düzensiz araliklarla terslendigi yapilan paleomanyetik çalismalardan biliniyordu. Deniz tabani yayilmasi yayilma eksenine dik yönde ve bilateral simetrik olarak okyanus tabani ürettigine göre jeomanyetik kutuplardaki terslenmeler de yayilma merkezinin her iki yanina simetrik olarak kaydedilmis olmalilardir, çünkü okyanus tabakalarinin üst tabakalari ferromanyetik mineral içeren bazaltlardan olusur. yayilma ekseninde sivi halde bulunan bazalt lavlari içerisindeki mineraller püskürdükleri andaki jeomanyetik alanin etkisinde belirli bir yönde dizilirler. Yayilma devam ettikçe yayilma merkezinden uzaklasan bazalt beraberinde püskürdügü zamanki jeomanyetik alanin yönünün de sabit bir kaydini tasir. Sürekli jeomanyetik alan terslenmeleri yayilma merkezinin iki yaninda ve ona paralel uzanan ters ve normal yönde manyetize olmus seritler meydana getirirler.

Iste Morley ve Fred Vine ile o zamanki tez hocasi Drumont Matthews, bu fikri ileri sürerek özellikle Ewing grubu tarafindan yillardir toplanmakta olan Lamont Jeofizik Rasathanesi’nin veri bankalarinda birikmis olan manyetik verilerin bu görüsler isigi altinda tekrar gözden geçirilmesi gerektigini önerdiler. Vine ve Matthews’un makalesi 1963 yilinda Nature dergisinde yayinlandi.

Kanadali olan John Tuzo Wilson 1960’li yillarin ilk yarisinda o zamana kadar gerek Kanada kalkani üzerinde ve gerekse Kanada’daki buzullasma hakkinda yaptigi çalismalarla kendine hakli bir söhret yapmis bir jeofizikçiydi. ayni siralarda Lamont Jeofizik Rasathanesinde New york’ta radyoculuk yapmaktan biktigi için bir gecikmis bir doktora ögrencisi olarak gelen Walter C. Pitman ise sadece fizik egitimi görmüs olup kendi deyimiyle kayalari kaldirim tasindan ayiracak kadar dahi jeoloji bilmiyordu.

Pitman’in jeoloji konusundaki bilgisizligi aslinda kendisinin en büyük avantaji oldu. Pitman, Vine ve Matews’un makalesini tesadüf eseri okudugu zaman jeolojide bilgi sahibi arkadaslrinin tersine o makalede ileri sürülen fikirleri son derece akla yatkin buldu. Bunun sonucu olarak Lamont’un veri bankalarinda bulunan manyetik verileri kontrol ederek Vine ve Matews’un dolaysiyla Hess’in hakli oldugunu gösterdi. Sadece kitalar degil okyanus tabanlari da küre sathinda binlerce ve binlerce kilometrelik mesafeler katediyorlar orta okyanus sirtinda dogup derin deniz hendekleri boyunca tekrar mantoya dönüyorlardi.

Bu arada T. Wilson probleme tamamen degisik bir açidan yaklasiyordu. Wilson, Hess’den sonraki en önemli adimi atti ve orta okyanus sirtlari ile hendeklerin bittikleri yerlerde aslinda haraketin büyük yanal atimli faylarla baska bir sekle “transforme” edilerek devam ettigini gösterdi. Böyle sirtlari ve hendekleri birbirine baglayarak hareketin devamini saglayan yanal atimli faylara Wilson, hareketi transforme ettikleri için transform fay adini verdi. Wison 1965’de tüm sirtlari ve hendekleri birbirine baglayan küre üzerindeki hareketli kusaklari ilk defa tam olarak tasvir etti ve bu kusaklar boyunca birbirlerine göre hareket etmekte olan dahili olarak asismik ve yüksek bir burulma rijitidesine sahip olan litosfer parçalarina “Levha” adini verdi. Bu suretle levha tektonigi tüm ögeleriyle ortaya çikmis oluyordu.

Levha tektoniginin gelismesinde, 1967 yilinda yayinlanan iki makale çok önemli bir roloynadi. Bunlardan biri Lamont’un jeofizikçilerinden Lynn R. Sykes tarafindan yayinlandi. Sykes, o zamanlar hayli gelismis olan depremlerin fay meknizmalarinin çözümleri yönteminden yararlanarak Wilson’un transform fay kavramini ve onunla birlikte Hess’in deniz tabani yayilmasi hipotezini kontrol etmek niyetiyle orta Atlantik sirtini öteleyen kirik zonlari boyunca bir seri fay düzlemi sonucu elde etti. Sykes yaptigi bütün çözümlerde kesinlikle Wilson’un yorumunun dogru oldugunu buldu.

Levha tektonigi bu sekilde her tabi tutuldugu testden basariyla çikinca bu teoriyi tüm küre üzerinde ve ayrintili bir sekilde kontoletmek lüzumu dogdu. Önce 1967’de genç jeofizikçi Dan McKenzie ile uygulamali mtematikçi Robert Parker levha tektoniginin küre üzerinde nasil uygulanmasi gerektigini göstererek levha hareketlerinin kinematiginin türetilmesinde deprem kayma vektörlerinin önemine dikkati çektiler.

1969 yilinda dar anlamda levha tektoniginin son önemli ögesini olusturan üçlü eklem sorunu da McKenzie ve Morgan tarafindan ortaya atilip çözülerek bu teorinin kendi içinde tutarli ve tamamlanmis bir sistem haline gelmesini sagladilar.

1969 yilindan itibaren levha tektonigi, ada yaylari, kenar denizleri, orejenik kusaklar, geçmisteki fauna vefloranin dagilimi, mantonun evrimi ve konveksiyon ve yer bilimleri kapsamina giren pek çok konuda bu prensiplere dayali veya bu prensiplere dayandigini iddia eden pek çok hipotezin atilmasina neden olmus ve onlarla birlikte dünyaçapinda yeni bir tektonik model olusturmaya baslamistir.

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?