|
Tellürik elektrik çalismalari, her bir kayaca iliskin olarak, kendine özgü elektriksel güç potansiyeli oldugunu ortaya koymustur. Bu enerjinin gerçek kaynagi bilinmemektedir, fakat kayalardan elektriksel verim alinmasi diurnal dönüsüm, yildizsal dönüsümler ve dünyaya iliskin degisimlere bagli olarak, enerjinin kaynagi kozmik orijinli olarak görülmektedir. Son yillarda, bilim adamlari ihtimaller üzerinde spekülasyonlar yapmakta, Einstein’in tahminine göre, yer çekimi dalgalari yildiz patlamalarindan olusmakta, yildizlarin ikili dönüslerinden ve kütlesel yer çekimi çöküslerinden bosluklar olusmakta ve bu olusum “kara delik” olarak isimlendirilmektedir. Bu yerçekimsel yayilim, yepyeni bir tayf elektromanyetik tayfa esit bir tayf olusturmakta, dünyayi her istikamette adeta yikamaktadir. Bu oldukça nüfuz edici radyasyon belki de, kendi galaksimizin de içinde yer aldigi ve yer çekiminin en yogun oldugu yer çekimi merkezinden gelmektedir, buna dair bulgular mevcuttur. Genis ölçekte tamamen dünyadan geçmektedir. Toplam enerji devasa, ve hatta toplam isik ve ve isiya esit olabilir. Neden büyük kütleler ve yogun materyallerin bu radyasyonu uzaydan topladigi ve elektrik enerjisine dönüstürdügü henüz bilinmemektedir. Belki isigin analog islemle elektrik enerjisine, fotcell’de oldugu gibi, dönüsüm islemine ugradigi söylenebilir ama bu yeni bir teknolojidir ve bu konuda bilinenler çok azdir. KAYAÇLAR ELEKTRIK ÜRETMEKTEDIR
Laboratuar ölçülerinde kayaçlar dan 700 milivolt’a kadar dc akim elde edildi ve bu durum galvanik, manyetik veya bilinen diger faktörlerden bagimsizdi. Bu oldukça düsük çikis gücü kullanilabilir standartlarda iken, bunun henüz bir baslangiç oldugu mutlaka düsünülmelidir.Gelecekte nükleer füzyon ile saglanacak gelismelerle potansiyel olarak oldukça artabilir. Atomik füzyona iliskin ilk hadise 1934-1939 arasinda Enrico fermi’nin hassas katod isin osiloskopunda görüldügü hatirlanmalidir ve onu Lise Meitner ve digerleri takip etmistir. O dönemde atomun gücünün, atom bombasinda kullanilana dek farkina varmamislardir. Kayaçlardaki elektrik gücüde belki bu gün ayni durumdadir..Belkide politik kaygilardan ve çevresel tehlikelerden uzak, enerji krizine tamamen ücretsiz çözüm getirecektir. GEÇMIS
Makalenin yazari 1931-1933 yillari arasinda NAVAL RESEARCH LABORATORY’ (Deniz Arastirma laboraturi) nda Anomalous Behaviour of Massive High-K Dielectrics (Büyük Kütlesel dielektrikte anormal olusumlar) üzerine arastirmalar yapti (Bellevue, Washington DC) Bu çalismalar esnasinda günes sistemi ve yildizlardaki yogun elektriksel degisimlerin elektrik direnci üzerindeki etkilerine iliskin bulgular elde edildi. Sonuçlar tamamiyle beklentilerin ötesindeydi. Devam eden çalismalar esnasinda, Deniz Kuvvetleri sponsorlugunda Zanesville,Ohio’da, yer altinda (1937) ve Philadelphia Pennsylvania Üniversitesinde (1939) bu bulgular dogrulandi ve ilaveten Ay’in etkileri incelendi. ALTYAPI
Genis anlamda, Ay ile ilgili düzeltmelerin dikkat çekici olmasi nedeniyle gayri resmi olarak doganin yer çekiminden kaynaklandigina inaniliyordu, fakat yayinlarda bu durumun tekrar dogrulanmasi beklendi. Arastirma 2 nci dünya savasi sirasinda kesildi fakat 1944 yilinda Kaliforniya’da Townsend Brown Vakfi (Ohio’da kar amaci gütmeyen bir kurulus) biraz daha ileriye götürerek ik ayri tesiste (Laguna Beach ve Los Angeles kalifornia) özel imal edilmis korumali ve sabit isiya sahip odalarda çalismayi devam ettirdi. Önceleri sonuçlar California’da özellikle dogrulanmadi, özellikle ayin etkileri, zaman dilimleri ve jeo-fiziksel farkliliklar kafa karisikligina neden oldu. Doguda, hiçbir zaman geçmisteki sonuçlarla uyumlu oldugu hiçbir zaman düsünülmese de, otomatik kayitlar dört yildan fazla bir süre (1944-1949) devam etti. Yer çekimsel orijinli olduguna dair yorumlar bu nedenle takip edilmedi. 1950-1970 yillari arasindaki 20 yillik süreçte bu alandaki arastirmalar vakif tarafindan sürdürüldü ancak, daha çok büyük kütlelerin dielektrik elektrokinetik etkilerine yönlendirildi. (barium titanate bloklarin hareketi vs.) Bu çalismalar Fransa ve ABD’de gerçeklestirildi.
Çok yüksek voltajin (300 KV’a kadar) kullanimi yüksek vakumlu test odalarinda titizlikle kontrol edilen, karmasik test kosullarinda gerçeklesti. Bu çalismalar yer çekimi teorisini gelistirmek ve önceki uyusmazliklari çözümlemek amaciyla yapildi. Tekrar, bu konuda net bir anlayis oluncaya kadar bulgular yayinlanmadi.
1970 yilinda bilgisayar benzeri teçhizat kullanilarak, Catalina Adasi’nda, Güney kaliforniya’nin 28 mil açiginda, nisbeten izole edilmis bir alanda yerçekimsel radyasyonun tespiti ve ölçümüne yönelen çalismalara yönelindi ve otomatik kayitlara tekrar baslandi. Bu çalismalar uzaydan gelen yer çekimi dalgalarinin, muhtemel kesfedilmemis bir enerji kaynaginin var olusuna iliskin soruya cevap bulmayi amaçliyordu.Kütlesel dielektrigin direnç degisimlerini tespit için yanki olusturmayan sensörlerin dizaynina özel bir itina gösterildi. Bu durum, degisik materyallerde, agir metaller ve yari iletkenlerde olusan direnç anormalliklerinin irdelenmesini sagladi.
Degisik seviyelerde gözlemler gerçeklestirildi ve yildizlarla ilgili zamanla baglantilar tespit edilmeye çalisildi ve bu nedenle de yer çekimsel radyasyonun galaksinin tam olarak merkezinden geldigine dair süpheler olustu. 1974 yilinda otomatik kayit teçhizati yüksek irtifada gözlem yapabilmek için (10.000 feet) Havaai Jeofizik Enstitüsü’ne ait Haleakala Dagi’ndaki gözlem evine, 1975 yilinda ise Honolulu Havaii Üniversitesinde yer altina büyük kaya kütlelerine iliskin otomatik kayit tutmak amaciyla yerlestirildi ve çalismalar gece gündüz devam etti..
Bu güne kadar, bu gözlemler taslar da dahil olmak üzere, büyük kaya kütlelerinde anlik RF gürültüsü ile birlikte dirençsel degisiklikler ve olaganüstü degisimler oldugunu gösterdi. Böylece yeni enerji kaynagina iliskin kesin bulgular elde edilmis oldu. Bu enerjinin kaynaginin yer çekimsel mi, yoksa uzaydan gelen yüksek frekansli yerçekimsel radyasyon mu (veya benzeri bir enerji kaynagindan) oldugu hala belirlenemedi.
Tekrarlanan etkiler üzerinde yapilan çalismalar, birbiri ile iliskili iki fenomenin varligini gösteriyor.. Radyo frekans gürürltüsü, (spectral bandlarin genis menzili/wide range of spectral bands) kendiliginden ve gerçekten fonksiyonel olarak ve iç potansiyeli ile statik elektrik üretmektedir. Bu sonuçlar ”kayaç”taki mevcut elektrigin uzayin derinliklerindeki gelen yer çekim radyasyonundan geldigi hipotezine yönlendirmektedir. Eger kayaçlardaki elektrik RF halinden (Radyo frekansi) DC akima dönüstürülebilirse, kaya içinde (kati madde gibi-transistor gibi) yer alacaktir. Kayanin dogal kapasitesi düzeltilmis DC akimi depolayabilir, bu yolla az-çok bir çikis (güç çikisi) gözlemlenmektedir. Bir bakima, kaya quasi-sürekli elektrik dipolü, veya elektret but gibi islev yapacak, gerçekte çevreden aldigi enerjiyi sürekli dönüstürecektir.
KAYAÇLAR AYNI DEGILDIR
Çok farkli kayaçlar üzerinde çalisildi. Granit ve kesif lav kayaçlar su ana kadar en iyi güç çikisi (voltaj çikisi) saglayanlar oldu. Kursun ve agir metal içeren diger tür kayaçlarin da kütlesel islevi olduguna dair (eger yer çekimi tezinin dogrulugu kabul ediliyorsa) göstergeler mevcuttur.
Kayaçlar, keza, oldukça degisik yapisal paterne, biri digerine göre farkli bir yüzeye sahiptir. Bu olgunun yorumu, kayaçlarin yer çekimi dalgalaraina ve spectral band’lara (RF=radyo frekans) her birisinin gösterdigi farkli uyum gösterdigi seklindedir. Böylece, her kaya genis bir spectrumda uzaydan gelen sürekli degisimleri kendine göre algilar. Bu, radyo alicisinin degisik dalgalara ayarlanmasina çok benzer bir durumdur. BIR DEPREM HABERCISI OLARAK
Bu arastirmanin bir baska ilginç yönü, jeofizik ile olan iliskisi, daha da özel olarak, dünyanin kabugunu olusturan kabugunun elektriksel olusumlari, yarilmadan önceki tektonik strestir. Öyle görünüyor ki, tehlikeli depremler öncesinde önemli elektriksel degisimler (pariltilar) görülmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu çalismalara Kaliforniya’da devam edilmektedir.
SONUÇ
Dünya enerji açligi çekerken, yeni bir muhtemel enerji kaynagi, nükleer enerjide oldugu gibi tehlikesi olmadan, “kayaç elektrigi” son çözüm olabilir. Oldukça önemli miktarda teorik ve deneysel çalisma pozitif bir sonuca ulasmadan önce tamamlanmalidir. Bu bir ugrastir.
|