Ekonomi bazi ana bölümlere ayrilabilir. Mikro iktisat tüketiciler, sirketler, tüccarlar ve çiftçiler gibi ekonomik birimlerin tekil davranislarini ele alir. Makro iktisat ise bir ekonomideki gelir düzeyi, toplam çalisan sayisi ve toplam yatirim miktari gibi büyüklükler üzerinde durur. Iktisadin bir baska dah olan kalkinma iktisadinda, iktisadi etkinligin zaman içindeki degisimi ve belli bir dönemdeki örgütlenmesi ele alinir, iktisadi gelismeyi sürekli kilacak kurumlar incelenir. Bu bölümlerin içinde kamu maliyesi, para ve bankacilik, uluslararasi ticaret, emek, sanayi örgütlenmesi, tarimsal iktisat gibi iktisadin özel ilgi alanlari yer alir. iktisadin arastirma alanlari öbür toplumsal bilimlerin, özellikle de siyaset biliminin ilgi alaniyla kesisir, ama iktisat temelde mallarin üretimi, degisimi ve tüketimiyle ilgili sorunlar üzerinde yogunlasir.
Genellikle iktisadin, Iskoçyali düsünür Adam Smith'in An Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations ( 1776; Uluslarin Zenginligi, 1985) adli yapitini yayimlamasindan sonra ayri bilim haline geldigi kabul edilir. Bununla birlikte iktisadi olgular Smith'den önce de tartisma konusu olmus. Eski Yunanlilar ve ortaçag skolastik düsünürleri bu konuda önemli katkilarda bulunmuslardir. 15. yüzyil 18. yüzyillar arasinda, bugün merkantilizm olarak bilinen ve ekonomik milliyetçiligi temel alan ögreti yayginlik kazandi. 18. yüzyilda Fransiz fizyokratlari oldukça ileri düzeyde bir iktisadi model gelistirdiler. Ama iktisat üzerine ilk kapsamli incelemeyi kaleme alan ve sonraki kusaklarin klasik iktisat okulu olarak adlandiracaklari ögretiyi gelistiren A. Smith oldu. Smith, Uluslarin Zenginligi adli yapitinda, iktisadi gelismeyi hizlandiran ya da engelleyen etkenleri ele alarak merkantilistlerin görüslerine karsi serbest ticareti savunmus, özgür girisim sisteminin isleyisini incelemistir. Ona göre rekabetçi bir piyasada bireylerin fiyatlar üzerinde son derece küçük bir etkisi vardir; fiyatlari veri olarak almak zorunda oldugundan yalnizca bu fiyatlarla alacagi ya da satacagi mallarin miktarlarini degistirebilir. Ama tek tek bireylerin eylemlerinin toplami fiyati belirler. A. Smith'in sikça kullandigi deyimle piyasanin "görünmez eli", bireylerin amaçlarindan bagimsiz bir toplumsal sonuca yol açarak piyasada dengeyi saglar. A. Smith'in yapitinda basit düzeyde ele alinan deger (ya da fiyat), bölüsüm, uluslararasi ticaret ve para kuramlari, bütün eksikliklerine karsin, klasik ve modern iktisadin temel taslarini olusturur.
David Ricardo'nun Principles of Political Economy and Taxation ( 1817; Siyasal Iktisadin ve Vergilendirmenin Ilkeleri) adli yapiti, bir yönüyle Uluslarin Zenginligi üzerine basit bir elestirel yorum olmakla birlikte, baska bir açidan, gelismekte olan siyasal iktisat bilimine önemli katkilarda bulundu. Ricardo'nun gelistirdigi sistemin temelinde, sinirli topraklar üzerinde yetistirilen tarimsal ürünlerin maliyetlerinin sürekli artmasindan dolayi iktisadi büyümenin er geç duracagi düsüncesi yatar. Bu düsüncenin önemli bir ögesini, Thomas Robert Malthus'un Essay on Population ( 1798; Nüfus Üzerine Deneme) adli yapitinda açikladigi nüfus kurami olusturur. Ricardo'ya göre, isgücü arttikça, büyüyen nüfusu beslemek için gerekli tarimsal ürünler, ancak daha verimsiz topraklar islenerek ya da ekilmekte olan topraklarda daha fazla sermaye ve emek kullanilarak elde edilebiliri Ücretlerin düsük tutulmasina karsin, rantlarin sürekli olarak yükselmesinden dolayi, kârlar ayni oranda artmaz. Ekonomik gelismeden yarar saglayanlar toprak sahipleridir. Ricardo bu soruna çözüm olarak Ingiltere'nin baska ülkelerden ucuz bugday ithal etmesini önermis, belirli bir sanayi dalinda uzmanlasip ihracata yönelmesinin Ingiltere'ye yarar saglayacagini kanitlamak amaciyla "karsilastirmali maliyetler yasasi"ni gelistirmistir. Ona göre, ticaretten saglanan yaran ülkeler arasindaki maliyet farklari degil, her ülkenin ekonomisinin farkli dallari arasindaki maliyet farklari belirler. Göreli olarak daha ucuz üretebildigi mallarin üretiminde uzmanlasan ve öbür mallan ithal eden bir ülke bundan yarar saglar. Böylece, örnegin, Hindistan oldukça ucuz bir biçimde üretebildigi dokumacilikta uzmanlasmali ve Ingiltere'den sermaye mallan ithal etmelidir. Ricardo'nun bu yasasi 19. yüzyilin serbest ticaret
19. yüzyilin ortalannda KarlMarx kapitalist sistemin çeliskileri üzerinde durarak rekabetçi piyasa kuramlanna köklü elestiriler yöneltti. Olusturdugu bilimsel sosyalizm ögretisinin bir parçasi olarak Marksist iktisat kuramini gelistirdi. Ona göre, siyasal iktisadin temel konusunu, üretim sirasinda insanlar arasinda kurulan ve üretim iliskileri denen toplumsal iliskiler olusturur. Deger ise, mallar arasindaki niceliksel bir iliski degil, tarihsel kosullarin, biçimlendirdigi toplumsal bir kategoridir. Iktisadi anlamda degerin tek yaraticisi insan emegidir, dolayisiyla kapitalist düzende kâhn kaynagini, isçilerin yarattiktan degerle kendilerine ödenen ücret arasindaki fark olan arti deger olusturur. Marx, kapitalizmin temel yasasi olarak adlandirdigi bu kurama dayanarak isçilerin kapitalistlerce sömürüldügünü savunmustur. Marx'a göre bu yasa ayni zamanda sermaye birikimi ve üretimin genislemesinin kaynagidir. Bu yasanin islemesiyle üretici güçler gelisecek ve kapitalizmin çeliskileri büyüyecektir. Ayrica Das Kapital (Kapital, 1936, 1. cilt 3. bas. 1986, 3. cilt 2. bas. 1990) adli yapitinda belirttigi gibi kapitalist düzenin iç dinamikleri sonucu isçi sinifi giderek yoksullasacak, kâr orani düsecek ve iktisadi dalgalanmalar siklasacaktir. Ona göre, bu dinamikler nedeniyle kapitalizmin yikilmasi ve yerine sosyalist bir toplumun kurulmasi kaçinilmazdir.
1870'lerden sonra birçok iktisatçi tam rekabet kosullarinda kaynak dagilimi sorununu incelemeye basladi. Aralannda Ingiliz iktisatçi Stanley Jevons, Avusturyali iktisatçi Karl Menger ve Fransiz iktisatçi Leon Mvalras'in bulundugu ve marjinalistler olarak adlandirilan bu iktisatçilar emek deger kuraminin yerine marjinal fayda kuramini gelistirdiler. Bir malin degerini sagladigi faydaya dayandirarak, fiyatlann olusumunu, mal ve hizmetlerin artan büyüklükleri arasinda seçim yapan tüketici davranisina indirgediler. Bu yaklasim, klasik kuramla modern iktisat arasindaki aynmi olusturdu. Klasik iktisatçilar, arastirmalanni emek ve sermaye miktanndaki degismenin ülke ekonomisi üzerindeki etkisi konusunda yogun-lastinrlarken, marjinal fayda yaklasimini benimsemis olanlar üretim faktörlerinin, tüketicilerin tatminini en yüksek düzeye çikaracak biçimde dagilimi konusuyla ilgilendiler. Avusturya iktisat okulu degerin belirlenmesinde son tüketici açisindan saglanan faydanin önemini vurgulayarak klasik iktisadin tümüyle geçersiz oldugunu öne sürdü. Alfred Marshall'in önderligindeki Ingiliz iktisat okuluysa klasik iktisatçilarin ögretileriyle bir uzlasma arayisina girdi. Marshall'a göre klasik iktisatçilar çabalanni arz üzerinde yogunlastinrlarken, marjinal fayda kurami talep üzerinde durmustu; ama fiyatlar hem talep, hem de arz tarafindan belirlendiginden her iki kuram da yetersiz kaliyordu. Marshall, gelistirdigi "kismi denge analizini" belirli piyasalara ve sanayilere uygulamaya çalisti. Fransiz iktisat okulunun önde gelen ismi Leon Walras ise iktisadi sistemi genel matematiksel formüllerle açiklayarak marjinal yaklasimi en uç noktasina götürdü. Walras'a göre her malin, kendi fiyatina, baska mallarin fiyatlarina, tüketicilerin gelirine ve zevklerine bagli olarak degisen bir "talep fonksiyonu" ile üretim maliyetlerine, üretici hizmetlerin fiyatlarina ve teknik bilgi düzeyine bagli olarak degisen bir "arz fonksiyonu" vardir. Piyasada her mal için hem tüketicileri, hem de üreticileri tatmin edecek bir "denge" fiyati olusur. Modern bir ekonomide milyonlarca piyasa oldugundan "genel denge" her piyasadaki kismi dengenin esanli belirlenmesini içerecektir.
Marshall'in Principles of Economics ( 1890; Iktisadin Ilkeleri) adli yapitinin yayimlanmasindan 1929'daki Büyük Bunalim'a kadar geçen dönemde, marjinal fayda kuramini savunan degisik okullarin kaynasmasiyla neo-klasik iktisat okulu olustu. Fayda kurami, tüketici davranisini gelir ya da fiyat gibi degiskenlere bagli olarak ele alan aksiyomatik bir sisteme indirgendi. Marjinal kavraminin üretime de uygulanmasi "marjinal verimlilik" düsüncesini dogurdu. Böylece ücretlerin, kârlarin, faizin ve rantlann düzeyini, üretim faktörlerinin marjinal verimliligine dayandiran yeni bir bölüsüm kurami gelistirildi. Marshall'in "dissal ekonomiler" kavramini gelistiren ögrencisi Arthur Pigou kisisel maliyetlerle toplumsal maliyetler arasinda ayrim yaparak iktisadin ayn bir dali olan refah kuraminin temelini atti. Özellikle Isveçli iktisatçi Knut Wicksell'in katkilariyla da tek tek mallann fiyatlannin belirlenmesinden ayri olarak genel fiyat düzeyinin belirlenmesi sürecini açiklayan para kurami gelistirildi.
1930'larin iki yeniligini ise tekelci (ya da eksik) rekabet kuramiyla Keynesçi iktisat olusturdu. Tekelci rekabet kurami, bir malin tüm piyasasini tek bir saticinin denetledigi "saf tekel" ile tek bir standart mal ve çok sayida saticiyla nitelenen "saf rekabet" arasinda kalan bir dizi farkli piyasa yapisini ele alir. Gelismis ülkelerin çogunda az sayida büyük sirket piyasaya egemen durumdadir. Bu sirketler tam rekabet kosullarinda uygulamak zorunda kalacaklari fiyattan daha yüksek bir fiyati dayatma gücüne sahiptir. Eksik rekabet kurami, fiyat kurami üzerinde, tartismasi günümüze degin uzanan etkiler yaratmistir. Ingiliz iktisatçi John Maynard Keynes ise firma dengesi ya da kaynak-lann dagilimi yerine ulusal gelir ve istihdam düzeyini ele aldi. Sorun gene bir arz ve talep sorunu olmakla birlikte, Keynes talebi ekonomideki toplam efektif talep düzeyi, arzi da ülkenin üretim kapasitesi olarak tanimliyordu. Efektif talep üretim kapasitesinin altinda kalirsa issizlik ve durgunluk, üzerine çikarsa enflasyon doguyordu. Keynesçi iktisadin temel ilgi alani efektif talebin Ögeleri olan tüketim, yatinm ve kamu harcamalariyla ilgili çözümlemelerdir. Çalismalanni toplam tüketim ve toplam yatinm harcamalari gibi makro ekonomik büyüklükler üzerinde yogunlastiran Keynes, bu iktisadi degiskenler arasindaki iliskileri bilinçli olarak basitlestirerek bir dizi pratik soruna uygulanabilecek etkili bir model gelistirmistir.
II. Dünya Savasi sonrasinda iktisatta önemli bazi degisiklikler ortaya çikti. Önceleri diferansiyel ve integral hesabi disinda matematikten hemen hiç yararlanilmazken, savastan sonra matematik iktisadi arastirmalarin temelini olusturmaya basladi. Girdî-çikti analizinin gelismesiyle birlikte matris cebiri önem kazandi. Iktisatçilari ilk kez kesin denklemler yerine esitsizlikler matematigiyle yüz yüze birakan ve birçok isletme sorununa sayisal çözümler getiren dogrusal programlama gibi teknikler gelistirildi. Matematiksel iktisadin pratik sorunlara uygulanmasiyla birlikte matematiksel modeller ve ekonometri gelisti. Savas sonrasi yillarda azgelismis ülkelere olan ilginin artmasi sonucunda kalkinma iktisadi iktisat kuraminin önemli bir bölümünü olusturdu. Ayrica bölgesel iktisat, kentsel iktisat, saglik iktisadi, egitim iktisadi gibi yeni dallar ortaya çikti. 1960'larin sonlari Bati'da iktisadin niteligiyle ilgili elestirilerin yogunlastigi yillar oldu. Bu elestirileri yöneltenler, iktisadin insan haklari, açlik, emperyalizm ve nükleer savas gibi günün büyük sorunlanni da ele almasi gerektigini öne sürdüler. ögretisinin temelini olusturmustur.
|