|
|
Ana Sayfa Sosyoloji Ekonomik sistem
Dünyada iktisadi örgütlenme degisik biçimlerde olmaktadir. Yöntem farkliliklarina ragmen, amacin tek oldugunu söylemek mümkündür. Ortak amaç “insan oglunun sonsuz ihtiyaç ve taleplerini sinirli olanaklarla karsilamak”tir. Amaçlara ulasabilmek için basvurulan araçlar ise zaman ve mekan içinde degismislerdir. Ekonomik sistemlerin bir ucunda bireyci görüs vardir. Bu görüs savunucularina göre, toplumu meydana getiren herkes tutarlidir, kisisel yararlar üstüne kurulu sistemde en verimli kesimler bulunup çikarilacak, bu da toplumun bir bütün olarak kalkinmasini saglayacaktir.‘Kapitalizm’ adi verilen bu sistemin bugünkü örnegi AMERIKA BIRLESIK DEVLETLERI’dir. Yelpazenin öteki ucunda toplum çikarlarinin kisisel çikarlar üstünde tutuldugu sistem vardir. Orada ekonomik yasamin örgütlenmesi, planlanmasi ve yürütülmesi toplumun elindedir. Birey, geçimini toplumsal bir kurumda çalisarak saglar. Söz konusu sistemin en son asamasinda birey toplumsal, ürüne yetenekleri oraninda katilacak ve bunun karsiliginda toplumsal ürünlerden ihtiyaçlari oraninda payini alacaktir. Bu asamaya gelindigi zaman ‘komünizme’ de varilmis olmaktadir. Henüz bu son asamaya varamamis olmakla birlikte bu ekonomik sistemin uygulamadaki önderi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birligi’dir. Ekonomik sistemleri biçimlendiren toplum için güçler söyle siralanabilir: toplumu meydana getiren kisilerin istek ve davranislarina biçim veren tarihsel ve kültürel geçmis, dogal kaynaklar ve iklim, halk çogunlugunun benimsedigi ve savundugu felsefi görüsler geçmis dönemlerde belirli hedeflere ulasmak için halkin basvurdugu araçlar önceden karsilasilmis ekonomik sorunlara getirilen çözüm yollari basari ya da basarisizlik oranlari.
SOSYALIZM Sosyalizm gerek ekonomik bir doktrin olarak gerek bir ideoloji olarak tanimlanmasi son derece güç bir kavramdir. Zira çaglar boyunca çok farkli kural ve uygulamalar sosyalizm olarak isimlendirildigi gibi günümüzdeki birbirinden çok farkli uygulamalar da ayni biçimde isimlendirilmekte, ya da en azindan sosyalizm olduklari iddiasini tasimaktadirlar. “toplumculuk”, “sosyal-demokratlik”, “demokratik solculuk”, “komünistlik”, “sosyalistlik” vb... bir dizi kavramin ifade etmek istedikleri seyin ne oldugu ancak uygulamanin gözlenmesiyle anlasilabilmektedir. Üretim araçlarinin (ya da en azindan temel endüstrinin önemli bir bölümünün) devlet tekelinde (ya da en azindan denetiminde) bulundugu ve söz konusu bu devletin çalisan kitleler tarafindan denetlendigi ülkelerdeki ekonomik sisteme sosyalizm denilebilir. Ancak yukaridaki tanimlamamizda da eksiklikler ve tartisma götürebilecek birçok noktalar vardir. Örnegin: Devlet üretimi denetledigi gibi tüketimi de denetleyebilecek midir? Hangi temel endüstri alanlari devlet elinde yada denetiminde olacaktir? Bu ekonomi içinde fiyatlar neye göre ve nasil belirlenecektir, nasil karar verilecektir? Çalisan kitlelerin devleti denetlemesi nasil olacaktir, hangi sinirlar içinde kalinacaktir? Vs.... Iste tüm yukaridaki hususlarda herkesin anlasabilecegi ortak tanimlara varmak mümkün olmadigi için sosyalizmi doyurucu bir biçimde tanimlamakta mümkün olmamaktadir. Aslinda sosyalizm hemen hemen her ülkede farkli uygulandigi için tek bir sosyalizmden söz etmek yerine farkli ‘sosyalizmlerden’ söz etmek daha dogru olur.
KAPITALIZM Sermaye ve kapitalizm kavramlari zaman zaman esanlamda dolayisiyla yanlis kullanilir. Sermaye insanlarin ihtiyaçlarini tek basina ve dolaysiz olarak karsilamaz. Tüketiciler tarafindan kullanilan mallarin üretimine yardimci olur. Sermaye, insan veya doga yapisi olabilir. Makineler, aletler, sanayi araçlari, fabrika binalari, madenler, ekilebilir topraklar, ham ve yari mamul mallar ‘sermaye’ kavraminin sadece birkaç örnegidir. Kisacasi sermaye, üretim sürecinde kullanilan araçlarin tümüne verilen addir. Kapitalizm ise bu üretim araçlari üzerinde bir mülkiyet, bir isletme biçimidir. Kapitalizmi su sekilde de tanimlayabiliriz: Insan veya doga yapisi sermayenin özel ellerde (özel mülkiyet altinda) bulundugu ve kisisel kazanç için kullanildigi bir ekonomik örgütlenme biçimidir. Kapitalizmin görüsleri sunlardir:
1) ÖZEL MÜLKIYET: ‘Özel Mülkiyet’, kapitalist ekonomilerin en önemli temel kurumlarindandir. Özel mülkiyet kavraminin anlami kisaca sudur: Mal sahibine, sahibi oldugu mallar üzerinde tam bir denetleme ve kullanma yetkisi ve hakki verilmesi, taninan bu hakkin da toplum tarafindan korunmasi. Daha kesin çizgilerle diyebiliriz ki, özel mülkiyet, deger tasiyan nesneleri alma, saklama, kullanma ve elden çikarma hakkidir. Ayrica mal sahibine, malini bizzat kullanma hakkinin yani sira, o mali baskalarinin kullanabilmesi için gerekli sartlari koyma yetkisi de verilmektedir. Özel mülkiyet ortadan kalktigi zaman-ki böyle bir durumda ekonomik kararlarin kaynagi özel mülkiyet- disi bir kurum olacaktir. Kapitalist düzen de varligini yitirecektir.
VERASET: Genellikle özel mülkiyetin bir kesiti olarak görülen veraset,hiç degilse kurumsal açidan bakildigi zaman ayri bir incelemeyi gerektirmektedir. “Mal tevarüsü” ya da miras yoluyla mal edinmek olarakta adlandirilabilecek bu kurumda iki ayri hak dizisi görüyoruz: Bunlardan birincisi vasiyet etme hakki, ikincisi de miras hakkidir. Veraset kurumu kapitalizmin önemli temel taslarindan biridir.Ortadan kalkmasi üretim mallari mülkiyetinin tedrici bir sekilde kamulastirilmasina yol açacaktir. Zira gayet kesin bir sekilde zenginlik (sermaye) birikimini tesvik etmektedir. Fakat veraset hiçbir sekilde dogal bir kurum degildir.veraset insanin mutlak yada dogal haklari ararsinda görülmez. Özel mülkiyet gibi veraset hakki da toplum tarafindan degisik biçim yada kaliplara sokulabilir. Hatta toplum tarafindan insanlara taninan haklar arasinda da çikabilir. Bu kurumlar insan yapisidir.Nasil kapitalist sistem dogal yada mutlak bir sistem degilse kapitalizmi meydana getiren bu kurumlarda ayni sekilde mutlak yada dogal degildir. Sadece sistemin (kapitalizm) dogasindandir. Bir baska degisle kapitalist düzen sürdükçe özel mülkiyet veraset kurumlari da devam edecektir.
Özel tesebbüs (girisim) özgürlügü: Tesebbüs özgürlügü kapitalist ekonomiler için büyük önem tasir.Mütesebbisin görevi belirli mal ve hizmetlerin piyasaya arz edilmesi gerekli nitelik ve nicelikteki üretim araçlarinin bir araya getirilmesi ve esgüdüm içindeki çalismalarinin saglanmasidir.Mütesebbis üretim araçlarinin kiralanmasi alinmasi ve üretimde kullanilmasi da Bir fayda görmedigi sürece o araçlar belirli alanlarda kullanmak özgürlügünü tanimak gerekir. Üretim süreci bu sekilde yürütülmedigi taktirde kapitalist bir düzen altinda baska türlüde üretilemez. “Özel tesebbüs özgürlügü” kapitalist ekonomilere özgü bir kurumdur.
REKABET: Rekabetin sayisiz biçim ve görünümleri de kapitalist ekonomik düzenlerede damgasini vurmustur.Rekabet kurumunun ilk ve en önemli görevi kapitalizmin en önemli unsurlarindan biri olan deger biçme süreci ile ilgilidir. Kapitalist ekonomilerde rekabet yada serbest pazarlar yada rekabet yoluyla fiyat belirlenmesi mekenizmasininda aksamadan düzgün bir sekilde islemesi gerekir.Kapitalist ekonomilerde rekabetin en önemli görevlerinden biride mal üretiminde yüksek verimlilik saglamak ve kurumlarin yoklugunda hiçbir ekonomik örgütlenme biçiminin uzun ömürlü olmasi beklenemez.
Kar Amaci: Kar güdüsünün kapitalist ekonomilerdeki yerini ve görevini degisik sekillerde anlatmak mümkündür.Bir açidan bakarsak diyebiliriz ki kar güdüsü kapitalist ekonomilerin merkezi denetim organidir.Kar güdüsünün mütesebbisi üretim araçlarini en verimli üretim süreçlerinde kullanmak üzere harekete geçmesi beklenir. Bu kar güdüsü mütesebbisi üretim araçlarini daha az önemli olan yerlerden daha önemli olanlarina aktarmasi için uyanik tutar.
KARMA EKONOMI: Karma ekonomi iki evrensel ekonomik sistem olan “Kapitalizm” ve “Sosyalizm” arasinda yer alan fakat özü itibariyle kapitalist sistemin özelliklerini tasiyan bir ekonomik düzendir.Karma ekonomi düzeninin çagdas kapitalizmin uygulamada varligi yeni bir asama degil tamamen bagimsiz üçüncü bir sistem oldugunu savunan görüslerde vardir. Karma ekonomi düzenini benimseyenlere göre kapitalist düzen libarelizme dayanmaktadir.bu toplumsal görüste kisinin haklari ve çikarlari ihmal edilmektedir. Kapitalizmin karsisinda yer alan “Sosyalizm” de ise toplumun çikarlari her türlü kisisel çikarin üstünde tutulmaktadir. Oysa “karma ekonomi” düzeninde anilan iki sistemin tasidigi temel çeliskiler çözülmüs yani kamu yararina kisisel çikar bagdastirilmistir.Ancak kisisel çatismasi halinde toplumun çikarlari öncelik kazanmakta ve kisisel bazi temel haklari kisitlanmaktadir.
MERKANTALIZM: Merkantilizm bir politik iktisat sistemi olarak yaklasik 300 yil (1450-1750) ulusal devletlerin iktisat politikasi ilkelerini belirlemistir. Ortaçagin sonlarina dogru denizasiri ülkelerdeki kesiflerle ticaret genislemisti. Bunu izleyerek Avrupa’ya akan altinlar ticari kapitali büyütüyor ve tüccarlara yeni is alanlari açiyordu. Ikinci olarak tarimda üretim teknigi degismesi, tarimsal üretimi piyasaya yöneltmis, piyasa kanunlariyla beraber ticari kapitale bagli hale gelmisti. Ticari sermaye toptan ticarette ve dis ticarette de tekele sahipti. Dis ticarette tüccarlara devlet eliyle tekel verilmesinin nedenleri vardi: Yeni ulusal devletler için ticaret bir gelir kaynagiydi. Denizasiri ülkelerde ticaretin yüksek rizikosu ise tekeli gerekli kiliyordu. Diger yandan rizikoyu azaltmak için sömürgelestirmede önemli bir araç haline geldi ve ilksel kapital birikiminin kaynagi oldu. Ticaretin gelismesi degisik ülkelerdeki tüccarlarin çikarlarini çalisir hale getiriyor, kendilerini rakiplerine karsi koruyacak bir merkezi güce ihtiyaç yaratiyordu. Merkantilisler tüccarin karinin ulusal çikarla özdes oldugunu, ülkenin gücünü olusturdugunu öne sürüyorlardi. Merkantilizm paraya ve dis ticarete ön planda yer verdi. Bir dis ticaret fazlasi elde edilmesi nihai amaç sayiliyordu. Bir ülkenin kazandigini diger ülke kaybediyordu. Merkantilistler bundan ötürü ülkelerin çikarlarinin çatistigini kabul ettiler. Dis ticarette koruma, savunduklari ve uyguladiklari dis ticaret politikasi oldu. Söz konusu çagda para birimi altin ve gümüs gibi kiymetli madenlerdi. Bu sartlar altinda ülke içinde degerli maden arzini arttirmanin tek yolu degerli madenler ülke içinde üretilmedigi sürece ticaret bilançosu fazlasi sayesinde ülkeye degerli maden girisini saglamakti. Çagin sartlarinda ticari çikarlar para arzinin genisletilmesini gerektirmekteydi. Ayni ekonomiden para ekonomisine geçis, ulusal devletlerin gücünü devam ettirmeleri için ordu besleme, artan üretimi fiyatlar düsmeden satabilme bunu gerektiriyordu. Diger yandan para arzinin genislemesi enflasyonist bir ortam yaratiyor ve genel olarak borçlularin kazandigi bir gelir kategorisi olarak karin daha hizli yükselmesini sagliyordu. Çünkü tüccar ve girisimciler toprak mülkiyetine dayanan soylulardan borçlanarak faaliyetlerine girismekteydiler. Ancak enflasyon borçluya borcunu degeri azalmis bir para ile ödeme olanagi vermekte, yani borç verenlerin aleyhine islemektedir. Dolayisiyla bu enflasyonist ortamda tüccarlar zenginlesmis, soylular ise yoksullasmaya baslamislardi. Tekellerin desteklenmesi ve para arzinin artirilmasi, merkantalist düsüncenin müdahaleci anlayisa sahip oldugunu gösterir. Diger yandan merkantalistler daha büyük kamu harcamalarinin daha fazla gelir ve istihdam yarattigi görüsündeydi. Daha büyük harcama yapilabilmesi için para arzinin artmasi gerekir. Paranin degerli madene dayandigi dönemde, ticaret bilançosu fazlasi bunu saglamanin tek yoludur. Merkantalistler nüfus artisini özendirmis, bir ülkenin en büyük hazinesinin iyi beslenmis insan sayisi oldugu fikrini savunmuslardir. Bunun bir nedeni askeri gücün insan sayisina dayanmasidir. Diger bir nedeni de, üretimin emek oldugu bu çagda ihracat fazlasi saglanmasi için üretim artisinin düsük ücretle gerçeklesme geregidir. Nüfus artisi emek arzini artirarak ücretler üzerinde asagi dogru bir baski yaratir. Merkantalist politika ve düsüncenin çökmesini hazirlayan etkenler ayni zamanda sanayi kapitalizmin dogusunu da hazirliyordu. Üretimde makinalarin kullanilmaya baslanmasi, 18. yüzyilda Ingiltere’de yapilan teknolojik buluslar, ticari kapitalizme geçmesini hazirlamisti. Ayrica gelisen dis ticaret ve altin ve gümüs stokunun artmasina bagli uzun dönemli fiyat artislari burjuvalari çok zenginlestirmisti. Sanayi kapitalizminin baslangiç asamasinda da devam eden ve ihracati özendiren müdahalecilik, sanayiinin güçlenmesini sagladi. Merkantalizmi kisaca özetlemek gerekirse: Merkantalizm, Avrupa’nin her ülkesinde farkliliklar gösteren bir iktisat politikasi sistemi olusturur. Ülkeye göre degisen bu düsünce, Ingiliz-Hollanda okulu, Fransiz okulu, Alman okulu ve Italyan-Ispanyol okulu olmak üzere dört sinifta toplanabilir. Merkantalizm :1450-1750 yillari arasinda yani Ortaçag ve Fizyokrasi arasindaki dönemde gelisen düsüncelerin bütünüdür. Merkantalistlerin temel ilkeleri söyledir:
-Merkantalizm, moneter bir doktrindir. Amaç, para miktarin arttirmaktir. Degerli madenlerin hakimiyeti esasina dayanan bu görüste milli servet degerli madenlerin çoguyla ölçülür.
-Müdahaleci bir doktrindir. Devletçiligi benimseyen bu görüste devlet, iktisadi faaliyetleri belirlemeli ve yönetmelidir.
-Yukaridaki iki ilke, beraberinde “dis ticarete önem verme” ilkesini getirir. Buna göre dis ticaret, ülkeye daha çok degerli maden girmesi için yapilmalidir. Amaç, aktif (ihracat>ithalat) bir dis ticaret bilançosudur.
-Merkantalizmin sanayilesme anlayisi, nüfus artisini da beraberinde getirir. Çünkü emek arzinin artisi ücretleri düsüreceginden sanayi üretimi ve ihracat artar.
-Nüfus hareketleri ve tarimsal üretim iliskisi (tarimsal üretimin arttigi dönemlerde toplam tarimsal gelirin düsmesi) seklindeki King Kanunu ilk kez bu dönemde ortaya konmustur. Paranin miktar teorisinin çok ilkel bir ifadesi burada yer alir. Buna göre; MV=PT seklindeki Fisher denkleminde V’nin kavranmis etkisi açikça belirlenmemekle beraber lüks mal talebinin yükselisinin fiyat artislarini körüklemesi dolayisiyla harcamalarin hizlanmasi (J.Bodin) seklindeki tespit, V’nin kavranmis oldugu seklinde yorumlanabilir.
-Paranin degeriyle ilgili olarak da madeni paralarinin ayarindaki degismelerinin piyasalarda dengesizlige yol açacagini savunan “kötü para iyi parayi kovar” ilkesi de bu dönemde kalan bir görüstür.
Ingiliz Merkantilizmi
Ticari Merkantilizm olarakta bilinen bu görüsün dört amaci vardir: -Sömürge gelistirerek deniz gücünü arttirmak, -Ithalattan fazla ihracat yapmak (sanayi ürünleri için), -Ihracattan fazla ithalat yapmak (tarim ürünleri için), -Milli sanayiini ikinci planda birakmak,
Fransiz Merkantilizmi
-Colbertizm olarakta bilinen bu görüs, temelde sanayiime yönelik ve devletçidir, -Amaç; para stokunu arttirmak olup bu, sanayiinin gelismesine baglanmistir. -Sanayiinin gelismesi için devlet, ihraç mallarinin fiyatini düsürecek sekilde politikasini ayarlamali, çesitli eyaletler arsinda gümrükler kaldirilmalidir. Fizyokrasiyi de önemli ölçüde etkileyen bu görüsün temsilcileri; J.B.Colbert ve R. Cantillion’dur.
Jean Baptist COLBERT Fransiz Merkantilizmi’nin kurucusu sayilabilir. Fransiz Merkantilizmi’ne yaptigi katkidan dolayi Colbert’in görüslerine Colbertizm de denmistir. Temel görüsleri söyledir: -Colbert’e göre sanayilesmenin amaci altin biriktirebilmektedir. Bunun için dis ticarette ihracat arttirilmalidir. -Colbert’in sanayilesme anlayisi üç asamalidir: 1) Iktisadi liberalizm asamasi: ticaret için hürriyet ve güven gereklidir, 2) Himayeci merkantilizm asamasi: devlet himayeciligi tekrar göze çarpar. 3) Liberalizme dönüs asamasi: Amaç; ticaretin tamamen serbest birakilmasidir.
Richard CANTILLON Fransiz Merkantilizmi’nin temsilcilerinden olan R.Cantillon’un bazi görüsleri söyle siralanabilir: -Cantillon’a göre iki türlü deger vardir: 1) Malin öz degeri (üretim faktörünün miktar ve nitelik olarak ölçüsü), 2) Malin piyasa degeri (arz ve talebe olusan deger), -Uluslar arasi ticaret konusunda; ülkeden degerli maden çikarilmasi yerine daha fazla ihracat yoluyla degerli madenin ülkeye girmesini savunur. -Cantillon para hacmi ve parasal degismeleri incelemis, özellikle enflasyonla ilgilenmistir.
Alman Merkantilizmi -Milli ekonomi gelismelidir. Bu açidan devlet müdahalesi kaçinilmazdir. -Uluslar arasi ticarette özellikle ihracat artisina önem verilmelidir. -Nüfus arttirilmalidir. -Tarim korunmalidir. Alman Merkantilizmi’nin daha sonralari ortaya çikan Tarihçi Okula etkisi olmustur. Diger Merkantilist yazarlar ise söyledir:
Thomas MUNN Alman Merkantilizmi’nin temsilcilerinden olan T.Munn’un görüsleri söyledir: -Refahi saglamak için özellikle dis ticarete önem verilmelidir (ihracat>ithalat), iç ve dis ticarete devlet müdahalesi olmamalidir. -Sert önlemlerle fiyat hareketlerinin önüne geçilebilir. -Para miktarinin, ithalat ve ihracat karsilastirmasiyla belirlenmesi gerekir. -Devletin gücü; sahip oldugu para ve maden stokuyla ölçülür.
William PETTY Bazi görüsleriyle Merkantalist sayilan yazar, liberal iktisada öncülük etmistir. W.Petty’nin bazi temel görüsleri söyledir:
-Objektif deger kavraminin temellerini atmistir. Degeri olusturan unsurlar arasinda emegin yaninda topraginda bulundugunu savunur. - Rant kavramini modern anlamda ele alan ilk yazardir. Petty’e göre rant; isçinin geçimi için gerekli harcamanin üretim maliyetinden çikarilmasindan sonra kalan fazlaliktir. -Faizi, bir kimsenin parasini bir baskasina belli bir süre geçmeden geri istememek sartiyla vermesi halinde aradan geçen sürede katlandigi zahmet için aldigi karsilik olarak tanimlanir. Petty’e göre fiyat, degerin ölçüsüdür. Degerin ölçüsüdür.Degerin temeli ise emektir. Fiyatin temeli emek olduguna göre emek, “Gerçek fiyat” tir “Mübadele fiyati” ise rekabet piyasasindaki fiyattir. Nüfusun artisindan yanadir.
Sir Dudley NORTH Alman Merkantilizmi’nin gelisimine büyük katkida bulunan North,Merkantalizm düsüncelerine sahip olsa da Liberalizm’in öncülerindendir. Bazi temel görüsleri söyledir: -Rant nasil topragin kiralanmasinin karsiligi ise faiz de paranin kiralanmasinin karsiligidir. -Sermaye, kendi kendini büyüten bir degerdir. Gerçek zenginler para sahibi olanlar degil,toprak sahipleri ( sermayedarlar) dir. -Fiyat,malin parayla ifade edilen es-degeridir. -Serbest ticaret herkes için yararli ve kazançlidir. 1750’li yillarda Ticari kapitalizmin sinai kapitalizme dönüsmesi ile liberalizme geçis zorunlulugu, devletin asiri müdahalesinin olumsuz etkileri,burjuvazinin genislemesi ile sosyal ve ekonomik dengelerin bozulmasi v.b... sebepler merkantalizmin sonunu hazirlamis ve Dogal Düzen filozoflarinin temelini olusturdugu Fizyokrasi akimi ortaya çikarak 1755-1775 yillari arasinda varligini sürdürmüstür.
FIZYOKRASI Fizyokrasi, insan toplumlarini tabii kanunla yönetilmesi demektir.Fransa da gelisen bir okul da bu adla anilmaktadir. Okul mensuplari “Fizyokratlar” diye tanimlanir. Okulun önde gelen temsilcisi Dr.F. Qesnay’nin eserlerinden biri Droit Naturel, yani “Tabi Kanun” basligini tasimaktadir. Fizyokratlar,iktisadi düsünce biçimlerine getirdikleri yeniliklerle bugün de anilirlar.Iktisadi düzenin isleyisini, soyutlama yöntemi ile kurduklari bir model çerçevesinde anlama çabalari,toplumu islevlerine göre birbirinden ayirmalari,servetin kaynagini mübadele degil üretim sürecinde aramalari,tarim üretimini düsünce sistemlerinin merkezi yapmalari,baslica özellikler arasinda sayilabilir. Fizyokratlar,anlasma,girisim ve ticaret özgürlügü ya da özel mülkiyet gibi,liberal anlayisin temel ilkelerini savunurken,bu savlarini tabii kanun felsefesinden çikariyorlardi.Bu reformcu fikirleri ile de,1789 Fransiz Ihtilâli arifesinde,monarsiye ve merkantilist politikanin Fransa’da yarattigi olumsuz etkilere karsi çikmis oluyorlardi. Kurduklari soyut modelden çikardiklari vergi politikasi önerileri özellikle önemliydi; çünkü, dönemin Fransa’sindaki büyük toprak sahiplerinin vergi ödemesi gereken tek toplum sinifi olmasi gerektigi sonucuna variyorlardi.Oysa,gerçekte kral,kilise ve soylular gibi büyük toprak sahipleri de hiç vergi ödemezken,kiraci çiftçiler ve köylüler agir vergi ödemek zorunda bulunmaktaydilar. Fizyokratlarin düsünce sisteminin açiklanmasinda bir tip doktoru olan Dr.F.Quesnay’nin “Tableau Economique” adli eserinin özel bir yeri vardir.Ayrica,bu eserin günümüzde kullanilan girdi-çikti tablosunun öncüsü sayilmasi,esere bir diger açidan da önem kazandirmaktadir. Tableau Economique,temelde üç toplum sinifina dayanir:
-Toprak sahipleri -Topraklari birincilerden kiralayarak isleyen girisimci çiftçiler -Kisir sinif, Tableau’ya göre, gerçek anlamda üretken sinif, bunlardan ikincisi, yani girisimci çiftçilerdir; çünkü, çiftçiler yarattiklari net (safi hasila) ile kendi geçimlerini sagladiklari gibi, toprak mülkiyetini elde tutanlarin (ya da bunlarin gelirine dayanarak yasayanlar) ve kisir sinifin geçimini de saglayabilirler. Oysa, kisir sinif, produit net yaratmazlar. Bu sinifin bir bölümü olan zanaatkarlar, produit net yaratmasalar da, üretim sürecinde kullandiklari hammaddelere emekleri ile bir deger eklerler. Bu deger, kendi gelirlerine esittir ve tümüne çiftçilere ödenen tüketim maddelerine gider. Bu sinif, ayrica, tarim ürünlerini iyi bir fiyat saglamak için gereklidir.
Kisir sinifin diger bir bölümü olan tüccarlar ve mali sermaye sahipleri, hiçbir deger eklemedikleri için, geliriyle produit net ten bir azalmaya yol açarlar. Toprak sahipleri ise, tarimin yarattigi produit neti toprak ranti olarak ele geçirirler. Produit net, bu model de toplum siniflari arasinda dolasan bir çevresel akimla tanimlanirken paranin rolü hiç küçümsenmemistir. Paranin sadece mübadele araci olusu degil, ayni zamanda iktisadi faaliyet üzerindeki rolü de göz önünde tutulmustur. Bu bakimindan fizyokratlarin, Merkantilistlere Klasik Okul arasinda ki bir köprü olusturduklari söylenebilir.
Fizyokratlar, bu soyut modelden, kendi açilarindan önemli olan bir de vergi politikasi önlemi çikarmislardir. Bu, verginin tek olmasi ve sadece toprak ranti üzerinden ödenmesidir. Düsünce sistemlerinde tek üretken kesim tarim, tarim da yaratilan produit neti ile toprak ranti olarak geçirenler de toprak sahipleridir.
Produit net, tüketimden arta kalan pay olarak tanimlanmaktadir. Öyleyse, diger toplum siniflari degil, toprak sahipleri ele geçirdikleri rant üzerinden vergi ödemelidirler. Bu sav, daha sonraki birçok iktisatçi tarafindan tekrarlanmistir. Diger yandan, fizyokratlar, serbest dis ticaret ile savunmuslardir. Ancak, bu savlari bir teoriye degil de tabii düzen anlayislarina dayanmistir. Dönemin Fransa’sinda, Merkantilist dis ticaret müdahalelerinin tarim ürünlerinin iyi bir fiyat saglamasini engelledigini anlamislardir. Fizyokratlar, dönemlerinde çok kisa bir süre etkili olsalar ve tabii kanun gibi pek soyut bir kavramdan yola çiksalar da, iktisat teorisinin gelismesine büyük katkilarda bulunmuslardir.
Fizyokrasi’yi kisaca tanimlamak gerekirse:
-Dogal düzeni savunan bu görüse göre toplumsal ve ekonomik kurallar dogal bir kanun gücüyle olusur. -Üretim de tek verimli alan tarimdir. Tarim, tüketilenden daha fazla üretime yol açar. Olusan bu fazlalik fizyokratlarca (net hasila) olarak ifade edilir. Diger faaliyetler (ticaret-sanayii) ise kisirdir, çünkü net hasila olusturmazlar. -Gelir dagilimi teorisi açisindan net hasilaya dayanarak toplum üç sinifa ayrilir. -Tek verimli alan tarim olduguna göre vergi, sadece tarimdan alinmalidir. -Ihracat, tarimsal ürünlere dayanmalidir. -Degerin kaynagi tarimdir. -Sermaye sadece tarimsal yatirimlarla kullanilmalidir. -Faiz, tarimsal sermayenin kazancidir. -Fizyokratlar, ekonomik sürece sistematik olarak incelemis, tümdengelim metodunu kullanmislardir. Akimin önemli temsilcileri:
Francois QUESNAY Fizyokrasinin temelini olusturan görüslere sahip olan F.Quesnay’e göre; -Servet; bir ülkenin biriktirdigi para miktarinda degil, üretilen ihtiyaç maddesi miktarindan olusur. -Toplumsal kurallar dogal yasalarla belirlenir. -Quesnay’in gelir dagilimi konusunda olusturdugu (ekonomik tablo) analizi, genel denge modellerinin temelini teskil eder. -Sadece tarimdan vergi alinmalidir.
Dupont de NEMOURS Quesnay ile ayni görüsleri paylasan Nemours ayrica özel mülkiyetin, ticaret ve sanayide ise tam bir mübadele serbestliginin sart oldugunu ileri sürmüstür.
Robert Jacques TURGOT Fizyokrasiyi önemli ölçüde etkileyen Turgot’un bazi görüsleri söyledir; -Deger, faydaya baglidir. -Fiyat, piyasada olusan arz ve talebe göre belirlenen ortalama degerdir. -Ücret konusun da ise sanayi isçileri için asgari ücret geçerliyken,tarim isçileri için böyle bir sinirlama söz konusu degildir. -Turgot, diger fizyokratlar gibi dogal düzen, tek vergi gibi ilkeleri de benimsemistir.
KLASIK IKTISAT Klasik iktisadi savunan filozoflar;
William N. SENIOR Klasik iktisada önemli katkilarda bulunan W.N.Senior; -Ilk kez “politik iktisadin” tanimin yapmistir. Politik iktisat; zenginligin üretime ve bölümüne iliskin ilkeleri inceler. -Zenginlik unsuru olarak bilinen üç niteligin oldugunu savunur: fayda, transfer edilebilme, arz itibariyle sinirli olma (nadirlik). -Senior’a göre mallarin faydasi, piyasa talebine göre belirlenir ve mübadele degerinin olusmasinda maliyetlerle birlikte rol oynar. -Senior, Azalan Verimler Kanunu ve ücret teorisini formüllestiren ilk iktisatçidir.
J.Stuart MILL Klasik iktisadin temsilcilerinden olan J.S.Mill’in temel görüsleri söyledir: -Deger; malin faydasina ve üretim kosullarina baglidir. -Milli, dogal düzenin gerektirdigi dogal kanunlari söyle ifade eder: 1) Kisisel çikar kanunu (homo-economicus), 2) Serbest rekabet kanunu, 3) Nüfus kanunu (nüfus artisinin sinirlandirilmasi), 4) Arz talep kanunu (fiyat teorisi): Bu kanuna göre; denge fiyati arz ve talebin kesistigi noktada olusur. Buna bagli olarak iki tür fiyat vardir. Dogal fiyat (maliyet fiyati) ve piyasa fiyati. –Mill’e göre ücret, emek arz ve talebine baglidir. Emek talebi; emek (sermaye) için ödenen fondur. Emek arzi ise nüfusu (isçi sayisi) ifade etmektedir. Buna göre ortalama ücret; ücret fonu (emek talebi, sermaye) /isçi sayisi (nüfus emek arzi)dir. Mill, emek talebindeki artisi, ücret fonundaki artisa baglayarak, ücret oranindaki yükselisi, isgücü veri iken sermayedeki artisa ya da sermaye veri iken isgücündeki azalisa baglamasi açisindan ücret teorisinde önemli bir adim atmistir. -Mill, Ricardo’dan farkli olarak rantin sadece tarim ürünlerinden degil, sanayi ürünlerinden de dogabilecegini savunmustur. Rant, monopolün sonucudur. Mill,Ricardo’nun “diferansiyel ranti” (topraklarin farkli kalitede olmasindan dogan rant) yerine “mutlak ranti” (rant, tüm topraklardan olusabilir) kabul eder. -Mill’e göre para ortak bir mübadele aracidir. -Büyüme teorisi açisindan Mill için temel sorun, “gelir düzeyi veri iken daha esit bir bölüsümün saglanmasi” dir. Böylece ekonomik büyümenin saglanacagini savunan Mill’e göre kültürel yapi, siyasal yönetim, teknik gelisme, piyasa sartlari gibi konular, büyüme için gerekli baslangiç sartlarini olusturur. -Mill, serbest dis ticareti savunur. Buna göre serbest ticarete bagli olarak ödemeler dengesinde kendiliginden denge saglayan bir mekanizma mevcuttur. Klasik iktisada önemli katkilarda bulunan J.B.Say’a göre; -Devlet, piyasalara müdahale etmemelidir. Çünkü, “her arz kendi talebini olusturur.” Mahreçler Kanunu olarak bilinen bu kanun üç varsayima dayanir: 1) Fiyatlar tamamen maliyetlere esit olmalidir. 2) Maliyetler gelire esit olmalidir 3) Tüm gelirler harcanmalidir. Buna göre reel yönden; Toplam arz (üretim) = Toplam talep (tüketim); Parasal yönden ise; Toplam giderler (maliyetler) = Toplam gelirler esitligi geçerlidir. -Para, mübadelelerde bir araçtir. -Dis ticarette ödemeler bilançosu kendiliginden dengeye gelir. -Say, Alternatif Maliyet kavramini öne sürmüstür. Buna göre, bir malin elde etmenin maliyeti, diger bir maldan vazgeçmeye bagli olup bu malin maliyeti, vazgeçilmesi gereken mallarla ölçülür.
Thomas MALTHUS Klasik iktisadin temsilcilerinden olan T.Malthus’un temel görüsleri söyledir: -Nüfus miktari ve dogal kaynaklar arasinda dengesizlik vardir. (Artan nüfus, sinirli kaynak). Böylece Malthus nüfus ve kaynak miktarina iliskin dinamik bir analiz yapmistir. -Klasiklerin tasarlanan tasarruf = Tasarlanan yatirim görüsünü benimsememis, asiri tasarrufun da bulunabilecegini ve tasarrufun yatirimin üzerine çikmasiyla bir “genel asiri üretimin” olusabilecegini belirtmistir.
-Yine Klasiklerin aksine efektif talebin tüketimini, tüketimin de üretimi belirledigini savunarak Klasiklerden farkli olarak üretimini veri kabul etmemistir.
|
|
|