Ana Sayfa arrow Hukuk arrow Uluslarüstülük kavrami
Uluslarüstülük kavrami PDF Yazdır E-posta
Uluslarüstülük kavrami yakin bir geçmise sahip olup, ikinci dünya savasindan, Özellikle de 1950 den sonra kurulan Avrupa Topluluklariyla evrimini sürdürmüstür. Kimi hukukçular. Avrupa Toplulugunun temel ögesini "uluslarüstülük" olarak görmektedir. Güçlü ve merkeziyetçi bir Avrupa, ancak üye devletlerin ulusal kimlikleri törpülenebilirse kurulabilir, hatta "federal yapi "ya ancak bu yolla ulasilabilir. Bu noktada uluslarüstü örgüt ile federal devlet benzer anlamda kullanilmaktadir .

Uluslarüstülük, uluslararasi iliskilere, "çarpici biçimde" Avrupa Topluluklarinin kurulmasiyla getirilmis bir yeniliktir. Topluluklarda hukuk normlarini oybirligi yerine "oyçoklugu" ile belirleyen organlarin varligi, bu sekilde belirlenen normlarin üye devletler ulusal hukuklarinda dogrudan etkiler dogurmasi, uluslarüstülük kavraminin ayirici nitelikleri olarak karsimiza çikmaktadir.

Bu yeni hukuk kavrami, "yetki devrini, hatta ulusal egemenligin Topluluk organlarina kismen terkedilmesini" gerekli kilmaktadir . Ister yetki devri seklinde olsun, ister daha ileri giderek, ulusal egemenligin bir bölümünün Topluluga terkedilmesi olsun, her iki olguda da bir "bagimlilik" söz konusudur. Bu bagimlilik üç sekilde ortaya çikmaktadir.

1 - Bir üye devlet, özel ya da tüzel kisi gibi antlasma hükümlerine uymak zorundadir.

2- Bir üye devlet, Toplulugun yetkili organlarinin belirledigi normlari aynen kabul etmek ve uygulamaya koymak zorundadir.

3- Bir üye devlet, kimi zaman karar alma yetkisini elinde tutmakla birlikte, bu yetkiyi ancak Toplulugun kontrolü, hatta vesayeti altinda kullanabilmektedir.

Yukarida yaptigimin bu degerlendirmeler isiginda, Avrupa Topluluklarinin kurulmasiyla uluslararasi iliskilerde gündeme giren "uluslarüstü örgüt"ü, yine Topluluklarin hukuksal yapisindan hareket ederek söyle tanimlayabiliriz:

Uluslarüstü örgüt; bir antlasmayla kurulan, üyelerinin kendisine egemenlik yetkilerinin bir bölümünü devrettikleri, oyçoklugu ile baglayici hukuk normlari belirleyebilen, belirlenen hukuk normlari örgüte üye devletlerin ulusal hukuklarinda dogrudan ya da dolayli biçimde uygulanan ve hukuksal sonuçlar doguran bir kurulustur.

Bu tanimdan çikan unsurlari söylece siralayabilmek olasidir :
1-Uluslarüstü örgüt bir antlasmayla kurulmustur.

2-Örgüte üye ülkeler, ulusal egemenliklerinin bir bölümünü Örgütün yetkili organlarina devretmislerdir.

3-Örgüt hukuk normlarini, yerine göre oyçoklugu üe belirleyebilmektedir.

4-Belirlenen hukuk normlari, Örgüte üye devletleri dogrudan ya da dolayli biçimde baglamaktadir.

5-Belirlenen hukuk normlari, üye devletler ulusal hukukunda dogrudan, ya da dolayli biçimde uygulanmakta ve hukuksal sonuçlar dogurmaktadir.

Yukarida da belirtildigi gibi "uluslarüstülük kavrami", uluslararasi hukukun klasik unsurlarindan biri olan "egemenligin" bir ölçüde terkedilmesiyle ortaya çikmaktadir. Bu nedenle, uluslarüstülük kavrami ile egemenlik kavrami arasinda yakin bir iliski söz konusudur. O halde, Avrupa Toplulugunun uluslarüstü niteligini incelemeden önce. klasik egemenlik kavrami üzerinde durmakta yarar vardir.
1-2) Egemenlik kavrami
Etimolojik açidan ele alindiginda "egemenlik"; üstün ya da üstünlük anlaminda kullanilan latince kökenli bir deyimdir. Klasik teori, egemenligi "devlet olmanin statik unsuru" olarak algilamaktadir . Egemenlik kavrami iki unsuru içermektedir. Bunlarin ilki "olumsuz" (hiçbirseyle bagimli olmama), ikincisi ise "olumlu"(her seyi zorlayabilme) unsurdur.

Ögretide egemenligin birçok tanimi yapilmistir . Bu tanimlarin hepsinde varolan ortak özellik, egemenlik kavraminin, "es düzeyde ya da daha üst düzeyde" herhangi bir baska güç tanimadigidir. Eismein egemenligi; "yönettigi ya da yönlendirdigi iliskilerde ayni düzeyde veya üstün bir güce bagimli olmayan otorite" olarak tanimlamaktadir. Yine Eismein'a göre egemen yetki, "karar verme, istedigi gibi hukuk normu belirleme ve bu normlari uygulama yetkisi"dir .

Malberg'e göre egemenlik; "yetkinin en üst kullanim biçimidir". Bu anlamda egemenligin, birbirinden ayrilmaz iki yönü bulunmaktadir; "dis egemenlik - iç egemenlik". Dis egemenlikte devlet, öteki devletlerin hiçbirine bagimli degildir. Bu anlami ile egemenlik, "bagtmsizlik"la es anlamda kullanilmaktadir. Iç egemenlik kavrami ise, devletin, uyrugunda bulunan özel ve tüzel kisiler, ya da gruplar karsisinda "üstün yetkilerle donatilmis oldugu" anlamina gelmektedir . Ünlü fransiz hukukçu Leon Duguit, egemenligi; "üstün zorlayici yetki" olarak tanimlamaktadir .

Bir devlet bünyesinde egemenlik, "kuvvetler ayriligi ilkesi" çerçevesinde; yasama, yürütme ve yargi yetkisi seklinde, üç ayri organ tarafindan kullanilmaktadir. Bu yetkilerin kullanilma yöntemleri de her devletin anayasasinda açikça belirlenmistir.

Bütünlesme modelleri açisindan ele alindiginda, egemenligin bu klasik anlamini giderek yitirdigine tanik oluyoruz . Bütünlesmeyi amaçlayan örgütlerin kurucu antlasmalarini imzalayan devletler, kurulacak örgütün karar organlari lehine, "egemen yetkilerinin bir bölümünü devretmektedirler". Burada iki kavrami birbirinden ayirmak gerekir. Devlet tarafindan kullanilan yetkilerin, yine devletin "özgür iradesiyle" kisitlandirilmasi baska seydir; bu yetkilerin bir bölümünün diger devlet ya da örgütlere devri baska seydir. Her ne kadar bu iki kavramda da "devletin özgür iradesi" belirleyici unsur olarak rol oynuyorsa da, egemen yetkilerin kismen devri olgusu, bu yetkilerin kisitlanmasi olgusuna oranla "devletin uluslararasi sorumlulugu" açisindan çok daha önemli sonuçlar dogurur.
Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?