|
|
Ana Sayfa Hukuk Uluslar arasi hukukun kaynaklari
|
Uluslar arasi hukukun kaynaklari |
|
|
|
“Hukuk kaynagi” adlandirmasi olusumunu önemli ölçüde yazarlara borçludur ve tasidigi anlam birden fazladir. Yasal sistemin kurallari ve normunu kendi kaynaklarindan kendi yetkililerinden elde eder. Kaynak kelimesi yasal sistem yetkilerinin basladigi yerdedir. “Hukukun kaynaklari ayni zamanda hukukun ne oldugu ve nerede bulundugu konusunda açikça beyanda bulunur. her yasal sistem davranis kurallariyla taninan ve hukuki hüviyet açisindan bazi ihtiyaçlara sahiptir. Iç yasal sistemle ilgili olundugu zaman, bazi yazarlar biçimsel ve materyal kaynaklarla ilgilenirler. Biçimsel kaynaklar bu yasal prosedürde ve yaradilis metodunda genel kural uygulamalarina baglidir. Materyal kaynaklar yaradilis kurallarina iliskin tedarik açiklamalari içerir. Bu durumda genel kurallar yasal baglayici uygulamalardir. Sekli kaynaklar genellikle hukuk yapimindaki anayasal mekanizmayla ilgilidir. Maddi kaynaklar durumsaldir ve hukuka iliskin özel kurallar bulunan teamüllerdir.
Sekli ve maddi kaynaklarin Uluslararasi hukuk içinde durumu sorusu belirli konulardaki tartismalardir. Bazi yazarlara göre bu sekli kaynaklar Uluslararasi hukuk içinde mevcut degildir. Tipki buradaki özel ilkelere vekalet eden genel içerikli ulus olusum kurallarinin genel olusumu gibidir. Bu durum “Principles of Public international law” (1990)da söyledir:
“... Uluslararasi hukuk içindeki tartismalar sekli ve maddi kaynaklarin desteklenmesinin güçlügüyle ilgilidir... Maddi kaynaklarin geçerliligiyle ilgili sorunlar nelerdir, buradaki bütün önemli açiklamalar, uluslarin göz önünde bulundurdugu belirli kurallar veya pratiklerle birlikteligin olusumuyla ilgilidir.”
Diger yazarlar bu tartismalardan Uluslararasi hukukun “kaynagi” kusuru düsüncesinden ayrilirlar. Örnegin O’Conell Uluslararasi Hukuku (1970)’de söyle yazmistir:
“Bazi zamanlar kaynak kelimesi Uluslararasi hukukun temelini göstermek için kullanilir; bazen de sosyal baslangiç ve hukukun diger sebeplerini karistirmak için kullanilir. Diger görünümler hukukun sekli aracilik yapmasini ve hukukun açiklanmasini adlandirmakta kullanilir.
Kaynak kelimesinin mecazi bir kurum olarak saptirilmakta ve basindan atilmaktadir.” Bu sebepten dolayi bazi yazarlar, Uluslararasi hukukun sadece açiklamasindan söz etmektedirler ve kaynak kelimesi sadece alinti isareti olarak kullanilmaktadir.
Bu bölümde Uluslararasi hukukun kaynaklari hukuk olusumu içinde her iki mekanizma seziminde tartisilmaktadir ve hukuk kurallari metoduyla belki de kimligi belirlemeye çalisilmaktadir. Diger bir söyleyisle, burada ilgilenilen sey Uluslararasi hukuk kurallarinin nasil bulunacagi ve olusumunu kimlik olusum kurallariyla belirlemektir. Uluslararasi Hak Mahkemesinin Statüsüne Ilissin 38. Madde:
Uluslararasi Hak Mahkemesinin statüsüne iliskin 38. madde söyledir: 1.Görevi Uluslararasi hukuk kararlarinda uyum saglamak ve anlasmazliklara çare bulmak olan mahkemenin uygulamasi söyle olmalidir: a.Uluslararasi birliktelikte, uluslarin yarisimiyla kurallarin olusumunun kabulünün açiklamasi genel veya muayyendir. b.Uluslararasi örf ve adet, hukukun kabul ettigi genel uygulamalarin açiklamasidir. c.Sivil uluslarla kabul edilen hukukun genel ilkeleri mevcuttur. d.59. maddeni tedarik konusu, adli kararlar ve çesitli uluslara çok yüksek nitelikli devletlestirmeyi ögretmektir, tipki hukuk kurallarindaki hükümlerde sube anlamindaki gibi. 2.Tedarikler, mahkemenin dava kararlarinda gücü konusunda önyargili olmamalidir (diger parçalar ayni kararda ise).
38. madde, Uluslararasi hukukun kaynaklarinin tartisiminda geleneksel baslama noktasidir. Bundan ayri olarak yeni sekiller degisebilir. Uluslararasi Sürekli Hak Mahkemesi’nin statüsünde de benzerlikler vardir. Uluslararasi Sürekli Adalet Mahkemesi (PCIS) 1920 yilinda Ulus Birliginin yardimiyla kuruldu. Taslagi Hukuk Ilmi Tavsiye Komitesi tarafindan çizildi ve Ulus Birligi Meclisi tarafindan uygulandi. Uluslararasi mahkemenin prosedürü ve rolü 12. bölümde tartisilmistir. Burada takip edilen 38. maddenin detaylaridir. Fakat buradaki içerilen ilk kelime uyari’dir: 38. madde gerçekten kaynak adlandirmasini kullanmamaktadir. Fakat çözümden önce gelen uyusmazlik kararlarinda mahkemenin kiyaslanmasi tercih edilir. Hukuk uyusmazlik çözümlerinde gereklidir. 38. madde Birlesmis Milletlerin kararindan veya diger Uluslararasi örgütlerin kararlarindan bahsetmez. Bu durum belki de Uluslararasi toplumda çok önemli bir rol oynar ve belki de kaynak olusumunda tartisilmalidir. Bu konunun sonunda ne içerilecegine dair bir soruya 38. maddeni saygi gösterecegi Uluslararasi hukuka ait genis listeler derecesi olarak yanit verilebilir.
Bir baska sorunda 38. madde 1. paragraftaki kaynak hiyerarsisinin olusumuyla ilgilidir. Savunulan sey burada sart bir hiyerarsinin olmadigidir, fakat bu taslaklar maddede emir vermeyi içerir ve mahkeme uygulamalari içinde belkide uygulanan emrin görülecegi zannedilmektedir. (a) ve (b) maddeleri açikça görüldügü gibi önemli kaynaklardir ve (a) sikki kidemli olarak sonuçta açiklanabilen müsterek yükümlülükte bir parçadir. Kaynak (a) genel uygulamalarda ilk gelen kaynak kurali degildir, buna ragmen bizim gördügümüz gibi anlasmalar belki de örf ve adet sekillerinde açiklanabilmektedir. Burada Lauterpacht’in yazdigi “International law, Colected Papers”i not etmek kullanisli olacaktir:
“Uluslararasi hukukun kaynaklarinin ne olacagina dair emir statüde siralanmistir..... Esasen, iki dogru, yasal ilkede uzlasmaktadir ve Uluslararasi hukukun karakteriyle yasaklanan kural organinin içerdigi dereceler, durumdaki hukuktan daha yüksektir. Haklar ve görevler uluslarin kararidir, ilk örnek, sözlesmelerinin anlasmalarla açiklanmasidir -tipki bireysellik durumunda oldugu gibi- haklari, bagli olduklari mukaveleyle, özellikle belirtilmistir. iki veya daha fazla ulus arasinda uyusmazlik çikarsa, -bu anlasmazlik anlasmalara saygi gösterme konusundadir- bu dogaldir ve parçalar çagrilmalidir ve parti uygulamaya karar vermelidir. Buradaki ilk örnek, anlasma tedariklerinin sorunudur.” Anlasmalar
Anlasmalar hukuk kaynaklarinin temsilcisidir ve 1945 yilinda, önemi giderek artmistir. Bu bölümde sadece anlasmalarla, hukukun kaynaklarini anlatacagiz. 4. bölüm anlasma mekanizmasinin yapimini ve daha detayli uygulamalari içermektedir. Anlasmalar iki parçali / iki yönlü veya çok parçali / çok yönlü olabilirler ve bunlar belirli olusumlarda veya Uluslararasi hukukun genel kurallari içinde olusabilirler. Sikça yapilan farkli bir ayrim anlasma yapimi (traitelois) ve anlasma mukavelesidir (troite contracts). Asil ayrilan çizgi, anlasma mukavelesi sonucunun birkaç ulus arasindaki sözlesmeye oranla, sadece imzalayanlar arasinda belirli yükümlülüklerle olusabilir.
Yükümlülükler ehliyetlice yerine getirilir. Fransa, Almanya ve Birlesik Krallik arasinda sözlesme yapilmis ve yeni savas jetleri insa edilmistir. Hukuk yapimi anlasmalariyla olusan yükümlülükler, hukukta devam eder, mesela 90 ulus arasindaki anlasma iskenceyi hukuk disi birakmistir.
Bu yüzyil boyunca, hukuk yapma anlasmalarinda büyük bir artis olmustur. Bu büyümenin bir sebebi; büyüme ulus sayilarini içerir ve katilan çogu yeni ulusta, olusum parçasinda rol oynamayan Uluslararasi örf ve adet hukuku hakkinda inanç eksiligi dogmustur. Hukuk yapimi adlandirmasi kargasaya önderdir ve dikkatlice kullanilmalidir.
Kati konusmalarda imzalanmamis hiçbir anlasmanin baglayici olmayacagi belirtilmistir. çok parçali anlasmalar sadece bunun parçasi olan uluslari baglar. Bununla ilgili tek gerçek, genis sayida ulusun çok yönlü birlikteliklerde oldugudur ve parçasi olmayan uluslari da baglamaz. Buna ragmen, Uluslararasi örf ve adet hukukunun olusumu açiklamalari, “North Sea Continental Shelf (1969)” davasinda tartisilmistir. Bunun sebebi, bazen hukuk yapimi adlandirmasinin normativ olarak yenilenmesidir. Normativ anlasmalar imzalayanlari baglar fakat tüm uluslari baglayan örf ve adet kurallarinin açiklanmasini isteyebilir. Normativ anlasmalar örnegi, genel standartlara oturtulan anlasma islemlerini içerir. Örnegin, 1966 tarihli Sivil ve Politik Haklar Üzerine Uluslararasi Sözlesme’dir ve anlasma olusumunda Uluslararasi kabul rejimi olan 1959 tarihli Antartik Anlasmasidir
Örf ve adet hukuku ve anlasmalar hukuku esit yetkilerdedir. Buna ragmen ikisi arasinda zitlasma olmasi durumunda anlasmalar üstündür. Bu nokta Wimbledan (1923) davasinda belgelenmistir. Bu davada PCIJ, örf ve adet hukukun uygulamasi olarak tarafsiz bir ülkenin topragindan silahli olarak geçmeyi savas halindeki ülkelere yasaklarken Versailles Anlasmasi’nin 380. maddesini üstün tutmustur. Bu madde söyledir: Kiel Kanali, Almanya ile baris içindeki devletlerin ticari ve savas gemilerinin geçisine açiktir. Baris içindeki bir ülkenin gemisinin durdurulmasi, Almanya’nin anlasma yükümlülüklerini ihlal etmesidir. Bu mecburdur, buna ragmen burada belirtilmesi gereken varsayim; örf ve adet hukukunun anlasmalarla yenilenmesidir. Anlasmalarda örf ve adet kural zitlasmalarinin yorumu kabul edilebilir. Bu anlasmanin net oldugu durumlarda söz konusu degildir.
|
|
|