Tüketirken Tükenmemek Için... Genel Olarak; Zamanin dinamizmi ve insanoglunun sinir tanimaz mücadelesi hayata yepyeni anlamlar kazandirmaya devam ediyor. Amansiz rekabet ortaminda sekillenen yeni kavramlar bireyin yasam tarzini degistirmekle kalmayip onu daha önceleri hayali bile kurulamayan modern hak ve yükümlülüklerle de donatiyor. Iste bu anlamda XX. yüzyilda toplumlarin hukuk ve ekonomi hayatina damgasini vuran güçlü akim, “Tüketicinin Korunmasi”... Kavram olarak tüketicinin korunmasi, ilk defa XIX. yüzyilda ABD’de telaffuz edilmeye baslanmis, konunun toplumsal bir problem olarak ortaya çikisi 1950-60’li yillari bulmustur. Önce ABD’de filizlenen tüketici hareketi, 1960-70 arasinda Avrupa’ya, hemen ardindan ülkemize ulasir. XX.Yüzyilin üçüncü çeyregini kapsayan söz konusu dönem, ekonomik özellikleri itibariyle tüketim toplumunun uç vermeye basladigi, serbest rekabetin piyasalari yönlendirdigi bir zaman dilimini ifade eder. Bu çerçevede serbest pazar ekonomisinin etkisiyle dünya piyasalarina mal arzi artmis, kalite yükselerek orta-uzun vadede en uygun fiyatin tesekkülü gerçeklesmistir. Tüketiciye sunulan mal ve hizmet miktari çesitlenerek artarken, ekonomik kalkinma ve tüketim patlamasi olgulari dünya gündemine girmistir. Ancak, bir yandan toplumlarin refah düzeyini yükselten bu gelismeler, öte yandan satici-tüketici dengesini tepe taklak etmistir. Zira; artik maddi bakimdan güçsüz, bilgice yetersiz, örgütlenme bilincinden uzak tüketici kitleleri karsisinda; organize, örgütlü, maddi güce egemen, hatta siyasal iktidari bile etkileyebilen profesyonellesmis saticilar vardir. Böylece özel hukukta geçerli sözlesme serbestisi prensibinin dayanagi olan ‘taraflar arasi esitlik’ gerçekte rafa kalkmis, artik bu serbesti ilkesi sözlesmenin sadece satici tarafina yontar olmustur. Iste bu noktada liberal ekonomi görüslerinin tam rekabet sartlari içinde tüketicinin kendiliginden korunabilecegi tezleri sarsilmis ve pazar ekonomilerinde de devletin tüketiciyi koruyucu tedbirler almasi geregi kabul edilmistir. Bu akim dogrultusunda önce ABD’de, ardindan Bati Avrupa ülkelerinde tüketicinin korunmasi ile ilgili temel prensip ve kurallar kanunlastirilir. Avrupa Toplulugu politikalari arasinda da yerini alan söz konusu ilkeler 1993’te yürürlüge giren Maastricht Anlasmasi ile birincil mevzuat olarak nitelenen anlasma metinlerine girer. Dogal olarak Batida yasanan bu gelismelere Türkiye de kayitsiz kalmamistir. Avrupa Toplulugu'na giris hedefi gözetilerek yetmisli yillarda baslayan çalismalar 1995’te Tüketicinin Korunmasi Hakkinda Kanun´un kabulü ile meyvesini vermis, konu hukuki zemine kavusturulmustur. Öte yandan, kanunun uygulanmasi için gerekli organik yapidaki eksiklikler de ilgili tüzük ve yönetmeliklerle tamamlanma yolundadir. Günümüzde tüketicinin korunmasi olgusuna rengini veren temel tüketici haklari sekiz ana baslikta toplanir. Konunun daha net degerlendirilebilmesi düsüncesiyle biz de sorunu genel kabul görmüs bu evrensel tüketici haklari açisindan ele alacagiz.
1. Temel Ihtiyaçlarin Karsilanmasi Hakki Temel ihtiyaçlar dendiginde, hayatin devamini saglamaya yetecek kadar gida tüketme, giyinme, barinma, saglik hizmetlerinden yararlanabilme gibi unsurlar akla gelir. Yasamini sürdürebilmesi için gerekli olan asgari ihtiyaçlarini temin etmek, insanin en basta gelen hakkidir. Temel ihtiyaçlar karsilandigi ölçüde yasama hakki da insanlik için anlam kazanacaktir. Insanin ihtiyaçlar hiyerarsisinde en alt kademedeki temel gereksinimler, nicelik ve nitelikçe her geçen gün genisleyen bir özellik tasir. Bu anlamda bir tüketici hakki olarak temel ihtiyaçlarin karsilanmasi sahasinda, ekonomik kalkinmaya paralel biçimde, sürekli çitanin tüketici lehine yükseltilmesi bir mecburiyetin ifadesi halini almaktadir.
2.Tüketicinin Saglik ve Güvenliginin Korunmasi Hakki Çagimizdaki teknolojik gelismeler neticesinde çok degisen ve çesitlenen mamuller, riskleri de beraberinde getirmistir. Tüketici, satin aldigi mal ve hizmetlerle ilgili çesitli tehlikelere maruz bulunmaktadir. Bu tehlikeler tüketicinin sagligini etkileyebildigi kadar hayatini kaybetmesine de neden olabilmektedir. Iste bu tehlikelerin önlenmesinin istenmesi, temel tüketici haklarinin basinda gelir. Bu baglamda, mal ve hizmetlerin ve bunlari kullanacak kisilerin nitelikleri dikkate alinarak, kullanim sonucunda ortaya çikabilecek riskler hakkinda tüketici geregince bilgilendirilmeli, muhtemel tehlikelerden korunma yollarindan haberdar edilmelidir. Risklerin haber verilmesinden de önce takip edilmesi gereken nokta ise, piyasaya sunulan mal ve hizmetlerin tüketiciler yönünden “kabul edilebilir sinirlari asan bir tehlike unsuru tasimamasi” esasidir. Nitekim, AT çerçevesinde zorunlu hale getirilen CE isareti, ürünün saglik, güvenlik, çevre ve tüketicinin korunmasi gereklerine uygunlugunu saptayan bir tür pasaport niteliginde olup, bu hususu da güvence altina almayi hedeflemistir Buradaki kabul edilebilir sinirlarin tespitine hizmet eden önemli alt yapi unsurlari olarak, kalite ve standardizasyon göze çarpar. Kalite, ürünün niteligini ifade ederken; asgari kalite düzeyini, standartlar tayin eder . Böylece mallar belli düzeyin üstünde bir kalitede tutularak, tüketicinin saglik ve güvenliginin korunmasi temin edilmis olmaktadir. Bu yolda mevzuat desteginin yaninda, isletmelere Toplam Kalite Yönetimi'nin de benimsettirilerek müesseselerde iç denetimin tesvik edilmesi, akilci ve modern bir yöntem olacaktir. Zira; hukuksal alt yapi her ne kadar zorunluysa da, sorunun çözümünde kismi bir yer tuttugu ve kabul edilen mevzuatin uygulanma zorlugu düsünülürse, isletmelerin yapilarinda modernlesme hareketlerinin özendirilmesi, tüketicinin korunmasi politikasi açisindan belki en verimli stratejidir.
3. Tüketicinin Ekonomik Çikarlarinin Korunmasi ve Tazmin Edilme Hakki Tüketiciyi koruma politikasinin ve temel tüketici haklarinin esasi, ekonomik çikarlarin korunmasinda dügümlenmektedir. Zaten bilgilendirilme, egitilme, temsil edilme gibi diger temel haklarin finalitesi, tüketicinin ekonomik menfaatlerinin saglam bir zemine kavusturulmasidir. Son olarak, Tüketicinin Korunmasi Hakkinda Kanun'un(TKHK) kabulü ile, daha önce degisik kanunlara serpistirilmis hükümlerin bir araya toplanarak mevzuatta bütünlük tesis edildigini görmekteyiz. Ayiba karsi tekeffül, tüketici kredisi, kapidan satis, reklam, ilan, etiket, garanti belgesi, kullanma, tanitim kilavuzu konulari söz konusu hükümlerdendir. Ayrica TKHK ile il ve ilçelerde öngörülen Tüketici Sorunlari Hakem Heyeti’nin(TSHH) teskili önemli bir yeniliktir. Fakat dogan sorunlarda, tüketiciye TSHH’e basvuru aliskanliginin asilanmasi önem kazanmistir. Tüketicinin taraf oldugu uyusmazliklarin çözümünde "mahkeme öncesi bir uzlasma ortami" görevini ifa eden Hakem Heyetleri, tüketicinin korunmasi hareketinde büyük bir boslugu doldurur. Ekonomik çikarlarin korunmasi kavraminin vazgeçilmez cüzü ve müeyyide kismi, tazmin edilme hakkidir. Hukuksal mantigin geregi olarak herhangi bir hakki ihlal edilip zarara ugratilmasi halinde tüketicinin tazminata hak kazanmasi gerekir. Tazmin edilme hakki ile ilgili en önemli taraf ise, hukuksal yollar masrafli oldugu ve agir isledigi için, tüketiciler açisindan kolay uygulanabilir, ucuz hak arama yollarinin tesekkülüdür. Ülkemizde TKHK uyarinca kurulmus bulunan TSHH ve uygulamaya geçirilmesi beklenen Tüketici Mahkemeleri, bu anlamda kayda deger gelismelerdendir. Tüketicinin ekonomik çikarlari söz konusu olunca üzerinde durulmadan geçilemeyecek konulardan biri de, Genel Islem Sartlari’dir. Zira Genel Islem Sartlari,(GIS) kitlesel üretime geçisle kisisel iliskilerin standartlasmasinin zorunlu sonucu olarak dogup, hayatin her noktasina girmistir. Ancak, uzman hukukçulara hazirlatilan standart sözlesme tipleri, her seyden önce saticinin menfaatini gözetmekte, tüketici için göremeyecegi, anlayamayacagi tuzaklar içermektedir. Dolayisiyla bu tarz GIS, günümüzde meshur sözlesme serbestisi prensibini asindirmistir. Bunun telafisi, BK genel hükümlerinin ötesinde özel bir mevzuat ile aranmalidir . Artik, GIS hakkinda tüketici-satici dengesini gözeten bir hukuki düzenlemeye gidilmesi, hatta bunun TKHK’a eklenmesi bir zorunluluktur. Kisaca; belirttigimiz bu münferit problemlerin çözümünü temelde tek bir kavramla izah etmek mümkündür: Serbest rekabet sartlarinin saglanip devam ettirilmesi. Zira, TC'nin ekonomik hayatina damgasini vurmus ithal ikamesine dayali dis ticaret politikalari ve gümrük duvarlari bugüne kadar Türk tüketicisine en büyük zarari vermistir. Iste bu düsünceyle serbest rekabet ön sarti saglanmadikça en güçlü kanunlar, en kararli yöneticiler dahi etkisiz kalmaya mahkum olacaktir.
4.Tüketicinin Egitilme Hakki Egitim, vatandaslara haklarinin ve sorumluluklarinin bilincinde, mallar ve hizmetler arasinda bilinçli bir seçim yapma yetenegine sahip, iyiyi kötüden ayiran tüketiciler olarak hareket etmelerini saglayacak alt yapinin kazandirilmasi sürecini ifade eder. Bu baglamda tüketiciler, özellikle haklarini aramanin gerekliligi ile bunun yollari ve ilgili merciler hakkinda bilgilendirilmeli, egitilmelidir. Egitimin verilecegi en iyi ortam ise okul siralaridir. TKHK ile de Milli Egitim Bakanligi’nca her derecedeki okullarin ders programlarina tüketicinin egitilmesi konusunda gerekli ilavelerin yapilacagi ifade edilmistir. Biz burada söz konusu girisimlerin etkinliginin büyük ölçüde 'egiticilerin egitilmis olmasina bagli oldugunu belirtmeliyiz. Dolayisiyla belki ilk önce halledilmesi gereken sorun ögretmenlerin gerekli yetkinlige kavusturulmasidir. Girmek için çaba sarf ettigimiz AB, konuyu zorunlu egitimde ders programlarina almis durumda. Medyanin ilgisi ve tüketici örgütlerinin girisimleri de bu uygulamanin destekleyicisi... Ülkemizde ise tüketicinin egitimi için en etkin güce medya sahip. Gazetelerin hemen hepsinde mevcut olan tüketici köseleri araciligiyla, tüketicinin her türlü sorununa kulak verilerek egitimi ve bilgilendirilmesi de gerçeklestirilmekte. Fakat söz konusu egitimin, 65 milyonluk ülkede 5 milyonun altinda kalan gazete okuyucusuyla sinirli kaldigi göz ardi edilmemeli. Bu noktada okullarin genis tüketici kitlelerine ulasma avantaji bir çikis yolu olabilir. Nüfusunun dörtte biri henüz orta ögrenimde bir ülke olarak, egitim politikamizda tüketicilik bilincinin asilanmasina yer vermek, akillica olacaktir. Belirtmek gerekir ki, tüketici hareketinin saglikli gelisimi açisindan ne mevzuat, ne kurumlar ne de bir baskasi; iyi egitilmis, haklarinin bilincinde, rasyonel karar verebilen tüketiciler kadar degerli olamaz.
5. Tüketicinin Bilgi Edinme Hakki Bilgilendirilme hakki denince tüketicinin satin alacagi mal ve hizmetlerle bunlari üreten satan firmaya iliskin bilgilerin tüketiciye dogru ve tam olarak verilmesi anlasilir. Tüketici olarak kisi, alacagi elektronik oyuncagin tehlikelerinden, kullanacagi ilaçlarin, yiyip içecegi gidalarin, saglik açisindan tasidigi risklere kadar uzanan çizgide bir bilgilenme hakkina sahiptir. Etiket mecburiyeti ve reklamlarin denetimi de zaten bilgi edinme hakkinin saglikli kullanilabilmesini saglamaya yönelir. Hepsinden de önemli olarak saglik sektöründe tüketici, alacagi hizmetin yaptiracagi bir ameliyatin doguracagi sonuçlari en ince ayrintilarina kadar bilme hakkina sahiptir. Her nedense bizim ülkemizde, saglik sektörüne gelince tüketici ve haklari, büsbütün unutulmustur. Oysa, tüketici olarak kisinin dogrudan hayatinin söz konusu oldugu düsünülürse, öncelik listesinin basinda saglik hizmetleriyle ilgili tüketici haklari olmalidir. Bu bilincin yerlesmesi, belki saglik sektöründeki sayisiz facianin da önüne geçme firsati verecektir. Unutulmamali ki satici-tüketici arasindaki dengesizliklerin en derin olani, piyasadaki mal ve hizmetler hakkinda taraflarin bilgi düzeyinde ortaya çikmaktadir. Piyasaya sürülen mallarin olumlu - olumsuz yönlerini saticilar çok iyi bilmesine karsilik tüketiciler bunlardan habersizdir. Oysa tüketicilerin dogru seçim yapabilmeleri, eksiksiz ve dogru bilgilendirilmelerine baglidir. Tüketicinin aydinlatilmasi amaciyla Batida büyük paralar harcanmasi bosuna degildir. Tecrübeler de gösteriyor ki, satici-tüketici dengesini saglamada rol oynayacak faktörlerin en önemlisi, tüketicinin bilgilendirilmesi olgusudur.
6. Tüketicinin Seçme Hakki Demokrasilerde yöneticilerini özgür iradeleriyle seçen vatandaslarin, ayni mantik uyarinca, tüketici olarak da istek ve ihtiyaçlarini karsilayacak ürün ve hizmetleri seçme hakki bulunmalidir. Bu, alternatif mamul ve hizmetlerin piyasaya sunulmasiyla mümkün olabilir. Temeli rekabet olan serbest piyasa ekonomisinin geregi ve mantigi da, pazarda alternatif ürün ve hizmetlerin mevcudiyetidir zaten. Bu yolda kabul edilip uygulanan anti-kartel yasalari, rekabetin saglikli isleyisi için gerekli kurallari belirleyerek haksiz rekabeti cezalandirmakta, tüketicinin korunmasi için en uygun ortam olan serbest rekabet sartlarini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Ülkemizde kabul edilen RKHK ile de tüketicinin seçme hakki için gerekli rekabet ortaminin tesisini saglayacak hukuki altyapi konusunda ciddi bir adim atilmistir.
7. Tüketicinin Örgütlenme ve Temsil Edilme Hakki Ilk tüketici örgütlerine ABD’de rastlariz. Sayilari ve etkinlikleri giderek artan bu örgütler, temelde satici-tüketici arasindaki dengesizligin giderilmesi düsüncesinden kaynaklanir. Günümüzde daginik yapidaki tüketici kitlesinin çok daha önceden örgütlenmesini tamamlamis saticilar karsisinda, sesini duyurabilmesi, güçlü örgütlenmis olmasina bagli. Su var ki bu örgütlerin etkinligi de ülkelerin geleneksel yapisi ile halkin egitim ve mali seviyesine bagli biçimde degismektedir. Batida, halk katilimini saglayan ve mali alt yapisi güçlü tüketici örgütleri, satici üzerinde neredeyse hukuki yaptirimdan daha etkili kamuoyu baskisi yaratabilmektedir. Oysa ülkemizde tüketicilerce kurulan dernek ve vakif seklindeki örgütler, Batidaki örnekleriyle kiyaslanamayacak derecede zayif. Dar bir kitleye sikismis ulusal tüketici örgütlerinin etkisi, maddi olanaksizliklarin da baskisiyla çok sinirli kalmakta. Örgütlerin, siyasi otoritenin benimseyecegi sosyo-ekonomik politikalarin tercihinde etkisiz ve isletmeler karsisinda itibarsiz kalmasi, sonuçta; tüketicinin temsil edilme, görüs bildirme hakkinin kullanilamamasina yol açmaktadir. Buna karsilik, günümüzde tüketicinin karar alma mekanizmasina katilip temsil edilme hakkini kullanabilmesi için, güçlü tüketici örgütlenmesi vazgeçilmez bir sarttir.
8. Saglikli Bir Çevreye Sahip Olma Hakki Buraya kadar inceledigimiz haklar, her seyden önce saglikli bir çevrede kullanilabildigi ölçüde gerçekten tüketicinin korunmasi amacina hizmet etmis olur. Saglikli çevre hakki denince, insan neslinin gelecegi de isin içine girmektedir. Kitlesel tüketim sürecinin ilerlemesi, tüketicilerin kisisel ölçekte korunmasina ek olarak, tüm insanligi ilgilendiren "çevrenin korunmasini" da artik hayati bir konu haline getirmistir. Zira, çevreyi korumadan, tüketicinin korunmasini düsünemezsiniz. Su halde isletmelerin çevreye saygili üretim yapmasini beklemek de bir temel tüketici hakkidir. Bu hakkin islerligi tüketiciler arasinda çevreyi koruma bilincinin yayilmasina ve çevreci isletmelerin ürünlerinin tercih edilmesine baglidir. Zaten talebin çevreci ürünlere yönelisi, üreticileri de çevre konusunda daha hassas olmaya zorlayacaktir. Bu gerçek karsisinda tüketicilerin davranislarini gözden geçirmesi gerekiyor. Çevreye saygili ürünlere yönelmek ve ihtiyaç oraninda tüketmek, daha az çöp çikarmak, israftan kaçinmak gibi degerler artik çagdas yasamin temel unsurlari...
SONUÇ Tüketicinin korunmasi hareketi; sosyo-ekonomik, hukuksal ve ahlaksal yönleriyle, çok boyutlu olarak ele alinmasi gereken karmasik bir dinamikler bütünüdür. Bu bütün, anti-kartel yasalarindan çevre korumaciligina, is ve ticaret ahlakindan uluslararasi pazarlarda rekabet edebilmeye, enflasyon oranlarindan gelismislik düzeylerine kadar genis bir tabanda degerlendirilmelidir. Konunun çok yönlülügü, satici-tüketici arasinda dogan dengesizligi giderme yolunda basvurulacak yöntemlerin de çok boyutlu olmasini zaruri kilmaktadir. Bu baglamda es zamanli olarak hem yasal düzenlemeyi gerçeklestirmek,(hukuksal boyut) hem rekabetin korunmasini desteklemek, (iktisadi boyut) ve hem de tüketicilerin bilinçlenmesini, örgütlenmesini saglamak (sosyolojik boyut) zorundayiz...
Fatih Dogan I.Ü. Hukuk Fak. 1998, 'MPM Ödülü'
|