|
Orta Çaglar' da insanlarin basitçe çok sayida gözlem yaptigi ve bu gözlemlerin de yasalari akla getirdigi düsünülüyordu. Fakat gerçek bu degildir. O, gözlemden daha çok imajinasyon(hayal gücü) gerektirmektedir. Bu nedenle, öncelikle konusmamiz gereken sey, yeni düsüncelerin nereden geldigidir. Gerçekte fikirlerin geldigi sürece, nereden gelmis olduklarinin önemi yoktur. Bizim bir fikrin dogru olup olmadigini kontrol etmemizin, onun nereden geldigiyle hiçbir ilgisi olmayan bir yolu vardir. Biz basit biçimde onu gözlemle test ediyoruz. Bu nedenle bilimde bir fikrin nereden geldigiyle ilgilenmiyoruz.
Iyi bir düsüncenin hangisi olduguna karar veren bir otorite yoktur. Bir düsüncenin hangisi dogru olup olmadigini bulmak için bir otoriteye gitmeye ihtiyacimiz kalmadi. Biz bir otoriteyi okuyabilir ve bir önerisini ele alabiliriz; sonra da onu deneyebilir ve dogru olup olmadigini bulabiliriz. Eger dogru degilse, "otoriteler" "otoritelerinden" kaybederler. Bilim adamlari arasindaki iliskiler baslangiçta, çogu insanlarin arasinda oldugu gibi ihtilafliydi. Örnegin, fizigin erken günlerinde bu böyleydi. fakat günümüz fizikçileri arasindaki iliskiler son derece iyidir. Bir bilimsel argümani tartisan taraflar arasinda gülünecek birçok sey olabilir ve her iki tarafta henüz belirsizlikler bulunabilir. Taraflar yeni deneyler düsünebilir ve sonuç hakkinda bahse tutusma önerileri getirebilirler. Fizikte o kadar çok sayida birikmis gözlem vardir ki, daha önce yapilmis gözlemlerle uyum içinde ama daha önce düsünülmüs tüm fikirlerden farkli olan yeni bir sey ortaya atmak neredeyse imkansiz hale gelmistir. Bu nedenle eger birinden veya bir yerden yeni bir sey isitirseniz onu hos karsilarsiniz ve diger kisinin niçin böyle konustugu hakkinda tartismazsiniz. Birçok bilim dali bu ölçüde gelisme göstermedi ve bu dallardaki durum fizigin erken günlerindeki gibidir. Yani çok sayida gözlem olmadigi için birçok tartisma yapilmaktadir. Bundan söz etmemin nedeni insan iliskilerinin ilginç özelligidir; eger gerçegi belirlemenin bagimsiz bir yolu bulunursa ihtilaflar sona erebilir. Çogu insan, bilimde bir düsüncenin sahibinin arka planina ya da onun bu fikirleri açiklamasina yol açan güdülere ilgi gösterilmemesini sasirtici bulmaktadir. Dinlersiniz, eger denemeye deger bir sey, denenebilir bir sey gibi geliyorsa size, o farkli demektir. Ve eger daha önce gözlenmis bir seyle açik olarak çelismiyorsa, heyecan vericidir ve harcanan zahmetlere deger. Onun ne kadar süreyle bu konuyu incelediginin ya da niçin sizin kendisini dinlemenizi istediginin önemi yoktur. Bu anlamda fikrin geldigi yer de herhangi bir farklilik yaratmaz. gerçek kaynak bilinmeden kalir; biz bunu, insan beyninin imajinasyonu, yaratici imajinasyonu (muhayyile) olarak adlandiriyoruz. Bilinen, onun sadece bir tür enerji oldugudur. Insanlarin bilimde imajinasyon olduguna inanmamasi sasirticidir. Bilimdeki imajinasyon, sanattakinden farkli olan çok ilginç bir imajinasyon türüdür. Imajinasyon yapmaya çalismadaki büyük zorluk sunlardan kaynaklanir; daha önce hiç görmediginiz bir sey olacak, daha önce görülmüs, ele alinmis her detayi kapsayacak, o ana kadar düsünülmüs olandan farkli olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muglaklik içermeyecek. Bu, gerçekten zor bir seydir. Öte yandan, kontrol edilebilecek kurallarin varligi, bir tür mucizedir. Gravitasyonun ters kare yasasi gibi bir kurali bulmak mümkündür fakat mucize kabilinden bir seydir. Bu tamamen anlasilmaz bir seydir, fakat size öngörüde bulunabilme olanagi saglar. Bunun anlami onun, henüz yapmadiginiz bir deneyde neyin olmasini bekleyeceginizi size söylüyor olmasidir. Ayrica mutlak bir temel olarak, bilimin çesitli kurallari karsilikli olarak uyumlu olmalidir. Gözlemler tamamen ayni gözlemler oldugu sürece, bir kurali, bir öngörüyü, baska bir kuralin da baska bir öngörüyü vermesi mümkün degildir. Bu nedenle bilim, özel bir is degildir, tamamen evrenseldir. Ben fizyolojideki atomlar hakkinda konustum; astronomi, elektrik ve kimyadaki atomlar hakkinda konustum. Bunlar evrenseldir; karsilikli olarak uyumlu olmalidirlar. Atomlardan olusmayan yeni bir seyle ortaya çikamazsiniz. Ilginçtir ki, akil, tahminleri kurallara sokar ve kurallar en azindan fizikte azalmistir. Kimyada ve elektrikteki kurallari tek bir kurala indirgemenin güzel bir örnegini vermistim. Dogayi betimleyen kurallar, matematiksel kurallar olarak görünmektedir. Bu özellik, gözlemin bir yargiç hüviyetinde olmasindan kaynaklanmamaktadir. Ayrica, matematiksel olmak, bilimin zorunlu bir karakteristigi de degildir. O sadece sizin en azindan fizikte güçlü öngörüler yapmaya yarayan matematiksel yasalari ifade edebilmenize imkan verir. tekrar konuya dönersek, doga niçin matematikseldir? Bu, bir sirdir. Simdi önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlis olabilir. Bir gözlem nasil yanlis olabilir? Niçin fizikçiler yasalari sürekli degistiriyorlar? Yanit öncelikle sudur ki, yasalar gözlemler degildir. Ikincisi, deneyler her zaman dogru degildir. Yasalar tahmin edilmislerdir, ekstrapole edilmislerdir. Onlar sadece simdiye kadar süzgeçten geçmis olan iyi tahminlerdir. Ancak simdiki süzgeçlerin delikleri, daha önce kullanilan süzgeçlerin deliklerinden daha küçüktür. Bu nedenle yasa simdi süzgeçte kalarak yakalanabilir. Yasalar, tahminlerdir ve bilinmeyene extrapole edilmislerdir. Ne olacagini bilmiyorsaniz, bir tahminde bulunursunuz. Örnegin bir seyin hareketinin onun agirligini etkilemeyecegine inaniliyordu - bu kesfedilmisti - . Eger bir topaci döndürür ve tartarsaniz ve sonra onu durdurdugunuzda tartarsaniz, ayni agirlikta oldugunu görürsünüz. Bu bir gözlemin sonucudur. fakat bir seyi, ondalik basamaklarin çok küçük bölümlerinde, milyarda bir bölümlerinde tartamazsiniz. Biz simdi biliyoruz ki, dönmekte olan bir topaç, durmakta olan bir topaçtan milyarlardan küçük birkaç bölüm kadar daha agir gelmektedir. Eger topaç, saniyede 186.000 mile yakin bir hizda döndürebilirse, ancak o zaman topacin agirligindaki artis farkedilebilir duruma gelebilecektir. Ilk deneylerde topaç saniyede 186.000 milden asagidaki hizlarla çevrilmisti. O durumda dönen topacin kütlesiyle dönmeyen topacin ki tam olarak ayni görünüyordu. Ve birisi, kütlenin asla degismeyecegi tahmininde bulunmustu. Ne kadar aptalca! Oysa o sadece tahmini olarak ileri sürülmüs bir yasaydi; bir ekstrapolasyondu. O kimse için böyle bilimsel olmayan bir sey yapmisti? Gerçekte burada bilimsel olmayan bir sey yoktu. sadece olgu kesin degildi. Tersine, tahminde bulunmamak bilimsel olmayan bir tutum sayilacakti. Tahminde bulunmak zorunluydu. Çünkü extrapolasyon gerçekten bir degere sahip olan tek seydir. Daha önce denemediginiz ve hakkinda bilgi sahibi olmaya deger bir durumda neler olacagina iliskin düsüncelerinizin tek ilkesi ekstrapolasyondur. Dün neler olduguna dair bana söyleyebileceginiz seylerin bilgi olarak gerçek bir degeri yoktur. Bilgi, eger bir sey yapacaksaniz, yarin neler olacagini söylemek için gereklidir. - Gerekli de degil fakat eglenceli. Bunun için sadece boynunuzu disariya uzatmaya istekli olmaniz gerekecektir. Her bilimsel yasa, her bilimsel ilke, bir gözlemden elde edilen sonuçlarin her ifadesi, detaylari dista birakan bir tür özettir. Çünkü hiçbir sey tüm ayrintilariyla ifade edilemez. Topaç örnegindeki adam, sadece yasayi su sekilde ifade etmesi gerektigini unutmustu; "Bir cismin kütlesi, cismin hizi çok yüksek düzeylere çikmadikça fazla degismez." Oyunun esasi, bir spesifik kural yapmak ve sonra da onun süzgeçlerden geçip geçmedigine bakmaktir. Burada spesifik tahmin, bütün durumlarda kütlenin asla degismeyecegi yönündeydi. Heyecan verici bir olasilik! Bu durumun olmadiginin anlasilmasinin zarari yoktur. Çünkü o sadece kesin olmayan bir seydi ve kesinsiz olmanin zarari yoktur. Bir konuda hiçbir sey söylememektense, emin olmadan birseyler söylemek daha iyidir. Gerçek su ki, bilimde söyledigimiz seylerin hepsi, varilan sonuçlarin tümü kesinsizdir, çünkü hepsi sadece sonuçlardir. Onlar gelecekte neler olacagi hakkindaki tahminlerdir ve siz ne olacagini bilemezsiniz. Çünkü çok sayida eksiksiz deney yapmadiniz. Öte yandan dönmekte olan bir topacin kütlesi üzerindeki bu etki çok küçüktür ve bu nedenle de "Oh, bu etki herhangi bir farklilik yaratmiyor" diyebilirsiniz. Fakat dogru olan ya da en azindan ardisik süzgeçlerden geçmeyi sürdüren ve çok daha fazla gözlemle geçerliligini devam ettiren bir yasa formüle etmek, büyük bir zekayi, imajinasyonu ve felsefemizin, uzay ve zaman anlayisimizin eksiksiz bir sekilde yenilesmesini gerektirir. Ben rölativite teorisine atifta bulunacagim. Rölativite teorisi, ortaya çikan zayif etkilerin, daima çok devrimci düsünce modifikasyonlarini gerektirdigini göstermistir. Bu nedenle bilimciler, süphe ve kesinsizlikle is görmeye alisiktirlar. Tüm bilimsel bilgi kesinsizdir. Süphe ve kesinsizlikle ilgili bu deneyim önemlidir. Ben bu deneyimin çok büyük bir deger tasidigina ve bilimin ötesinde de genisletilmesi gerektigine inaniyorum. Inaniyorum ki, daha önce çözülememis herhangi bir problemi çözmek için, kapiyi bilinmeyene aralik birakmak zorundasiniz. Tam olarak dogru biçimde kestiremediginiz olasiliga firsat vermek zorundasiniz. Aksi takdirde, eger zihniniz önceden hazirlarsaniz, problemi çözemeyebilirsiniz. Bir bilimci size problemin cevabini bilmedigini söylediginde, o bilgisiz bir insandir. Nasil çalisacagi hakkinda bir sezisi oldugunu söylediginde o konu hakkinda kesinsiz durumdadir. Nasil çalisacagi konusunda tam emin oldugunda ve size "onun çalisma tarzi budur saniyorum" dediginde hala bir miktar süphe içerisindedir. Iste bilgisizlik ve süphe arasinda yaptigimiz bu ayirim, gelisme yaratmak için paha biçilmez bir öneme sahiptir. Çünkü biz süphe duyuyoruz ve o zaman yeni düsünceler için yeni dogrultularda arastirmalar öneriyoruz. Bilimin gelisme hizi, yaptiginiz gözlemlerin çoklugu degildir. Çok daha önemlisi, test etmek üzere yeni seyler yaratmadaki basarinizdir. Eger yeni bir yöne bakma arzusu duymamis ya da bu bakisi basaramamis olsaydik, eger hiç süphe duymamis ya da bilgisizligi kabul etmemis olsaydik, yeni fikirlere sahip olamayacaktik. Hiçbir sey kontrol etmeye deger olmayacakti. Çünkü biz gerçegin ne oldugunu zaten biliyor olacaktik. Bu nedenle, bizim bu gün bilimsel bilgi olarak adlandirdigimiz sey, kesinligin degisik düzeylerdeki ifadelerinden olusan bir kümedir. Bunlardan bazilari pak fazla emin olunmayan seylerdir. Bazilari ise hemen hemen emin olunacak türdendir. Ama bunlardan hiç biri mutlak olarak kesin degildir. Bilimciler buna alisiktir. Biz biliyoruz ki, yasayabilmek ve bilmemek, birbiriyle uyumludur. Bazi insanlar, "bilmeksizin nasil yasayabilirsin?" diyor. Onlarin ne demek istediklerini bilmiyorum. Ben daima bilmeksizin yasiyorum. Bu kolay bir seydir. Neyi bilmek istedigimi nasil bilebilirsiniz? Süphe konusundaki bu özgürlük, bilimde (ve ben inaniyorum ki diger alanlarda da) önemli bir konudur. Bu bir mücadeleden dogdu. Bu mücadele, süphe duymaya, emin olmamaya imkan verilmesi mücadelesiydi. Bu mücadelenin önemini ihmalkarlik ederek unutmamizi ve süphe için özgürlügün terk edilmesini istemiyorum. Hosnutluk verici bir bilgisizlik felsefenin büyük degerini ve böyle bir felsefenin mümkün kildigi ilerlemeyi (ilerleme düsünce özgürlügünün meyvesidir) bilen bir bilimci olarak sorumluluk hissediyorum. Bu özgürlügün degerini açiklamak ve süphenin korkulacak bir sey olmadigini, tam tersine insanlik için yeni bir potansiyelin olanagi olarak hosnutlukla karsilanmasi gerektigini ögretmek için kendimde bir sorumluluk hissediyorum. Eger emin olmadiginizi biliyorsaniz, durumu degistirmek için bir sansiniz var demektir. Ben bu özgürlügü gelecek kusaklar için talep etmek istiyorum. Süphe, tüm bilimlerde açik bir degerdir. Onun öteki alanlarda da öyle olup olmadigi, çözümlenmemis, kesinsiz bir problemdir. Gelecek konferanslarda birçok noktayi tartismak ve süphelenmede önemli olani ve süphenin endise edilecek bir sey degil, fakat çok büyük degeri bulunan bir sey oldugunu göstermeye çalismak için firsat bulacagimi umuyorum. R.Feynman, Her Seyin Anlami
|