|
Nükleer enerjinin hammaddesi olan uranyumun hiç bir endüstriyel kullanim alani yoktur. Uranyum dogada bol miktarda bulunmaktadir. Son maden aramalari sonucu Avustralya ve Kanada'da büyük uranyum yataklari oldugu çikmistir.
Uranyumun fiyati bu nedenler dolayisiyla zaman içinde sürekli azalmistir. Ikinci bir nükleer hammadde ise toryumdur ve Türkiye, dünyanin en zengin toryum yataklarina sahiptir. Nükleer hammaddenin stoklanabilir olmasi, onun petrol gibi ekonomik silah olarak kullanilmasini imkansiz kilar. UO2'den (uranyum pasi) yapilan 1 cm çap ve yüksekligindeki seramik yakit lokmalari, üst üste 3,5-4 m uzunlugundaki ince bir metal zarf içine yerlestirilirler. Elde edilen yakit çubuklari, hafif veya agir su içeren dik veya yatik basinç tanklari içine yerlestirilir. Belirli geometrik düzende ve belirli miktarda bir araya gelen yakit nötronlarin yardimi ile fisyon sonucu enerji üretmeye baslar. Ortaya çikan bu çekirdek enerjisi yakit çubuklarini isitir. Yakit çubuklarinin su veya agir su ile sogutulmasi ile yüksek basinç ve sicaklikta buhar elde edilir. Buharin bir türbinde genisletilmesi ile tipki diger fosil yakitli santrallerde oldugu gibi, isi enerjisi mekanik enerjiye,türbinin çevirdigi jeneratör ile de mekanik enerji elektrik enerjisine dönüstürülür. Nükleer enerjinin kullanilmaya baslamasindan bugüne dek geçen yaklasik elli yil içinde bir çok nükleer reaktör tipi tasarlanmis, imal edilmis ve çalistirilmistir; ancak günümüzde ticari olan nükleer santral tipleri çok az sayidadir. Hafif su teknolojisi adini verdigimiz ve bildigimiz normal su ile sogutulan reaktörleri kapsayan teknoloji,ve agir su teknolojisi adini verdigimiz hidrojenin bir izotopu olan deteryumdan yapilan agir su ile sogutulan reaktörleri kapsayan teknoloji, günümüzde ticari olarak kullanima sunulmaktadir. Yüksek sicaklikta çalisan gaz sogutmali reaktörler ve sivi metal sogutmali hizli üretken reaktörler ise, gelecekte kullanima girmeye adaydirlar. Normal isletme sirasinda çevreyi hemen hiç kirletmeyen nükleer santrallerin en korkulan yönü, bir kaza sonrasinda çevreyi temizlenemez sekilde kirletme olasiliklaridir. Nükleer teknolojinin elli yila yakin kullanim süresi içinde iki önemli reaktör kazasi olmustur. Bu iki kaza birbirinin çok benzeri olmasina ragmen sonuçlari ve çevreye etkileri birbirinden son derece farklidir. Güvenlik felsefesi önemsenen ülkelerin tasarimlarindan biri olan Three Miles Island reaktöründe, tahmin edilen en büyük kaza gerçeklesmis; fakat reaktör çalisanlari dahil hiç kimse, öngörülen miktarlardan fazla radyoaktiviteye maruz kalmamistir. Çok pahali bir deney olarak kabul edilebilecek bu kaza sonunda nükleer reaktör güvenligi sinavdan geçmis ve basarili olmustur. Diger taraftan nükleer güvenlik felsefesine önem vermeyen, iyi tasarlanmamis bir nükleer reaktörün iyi isletilmemesinin sonuçlarinin ne denli aci oldugunun kaniti da Çernobil kazasidir. Bu kaza, nükleer teknolojiden kaçan ülkelerin bile, istemedikleri halde nükleer kazalarin zararlarina katlanmak zorunda olduklarinin da bir göstergesidir. Nükleer reaktörlerin maliyetinin yüksek olmasi, bazi ülkelerin nükleer enerjiden uzak kalmalarinin baska bir nedenidir. Dünyanin gelecegi yeni enerji kaynaklari bulunmasina baglidir. Çünkü mevcut fosil yakit kaynaklari tükenmektedir. Süratle artan dünya nüfusunun 2000 yilinda alti milyara ulasmasi beklenmektedir. Yasam standartlarini yükseltmek isteyen bu insanlar enerji ihtiyacinin da yüksek düzeylere çikmasina sebep olacaktir. Dünya Saglik Örgütü (WHO) Saglik ve Çevre Komisyonunun 1991 yilinda belirttigi gibi, bir ülkenin elektrik kullanimi, o ülkenin sosyo ekonomin gelismesinin bir göstergesidir. Elektrik kullanimi,gelismis ülkeler halklarina daha iyi saglik hizmetleri sunabilirler. Bu büyük enerji ihtiyacinin karsilanmasi için kisitli fosil yakit kaynaklari yeterli olmayacaktir. Fosil yakit kaynaklari ekonomik olarak sinirlidir. Zaten bunlarin sadece elektrik üretimi için kullanilmasi düsünülemez. Çünkü bunlar ulasim, isitma ve kimya endüstrisinde de önemli yerleri olan maddelerdir. Hidroelektrik ve diger dogal kaynaklarin ise, sabit ve sinirli kullanim alanlari vardir. Hidroelektrik santralleri çok pahali yapilardir ve ancak sulama, sel kontrolü gibi çesitli fonksiyonlari bir arada içerdikleri zaman ekonomik hale gelirler. Yer bagimliliklari da ayri bir sorundur. Kurulabilecekleri yerlerin endüstri bölgelerinden uzak olmasi sebebiyle, üretilen enerjinin önemli bir kismi, aktarim sirasinda kaybolur. Üstelik ülkemizin hidroelektrik üretim kapasitesi de dolmak üzeredir. Rüzgar, günes, dalga enerjisi hala üzerinde çalisilmakta olan konulardir. Fakat bunlarin süreksiz olusu ve verimlerindeki düsüklük, su anda bunlardan fazlaca bir fayda saglanamamasi sonucunu dogurmaktadir. Jeotermal enerji günümüzde kullanilan fakat oldukça kisitli bir enerji türüdür. Bu sartlar altinda artan enerji ihtiyacimizin, bizi bir enerji krizine götürmekte oldugu açiktir. 1991 yilinda Helsinki'de düzenlenen sempozyumda, verimlilik artisi ve enerji tasarrufunun artan enerji ihtiyacinin sadece belli bir bölümünü karsilayabilecegi açiklanmistir. Bu durumda yeni enerji üretim teknolojilerinin girmesi kaçinilmazdir. Burada nükleer enerji, pek çok olumlu yönüyle karsimiza çikiyor. Nükleer enerji su anda dünya elektrik üretiminde önemli bir yere sahiptir. 1972 yilinda dünyada üretilen elektrigin sadece %2.7 si nükleer enerjiden karsilanirken 1991 de bu oran %16.6 ya çikmistir. Nükleer gücün gelecegi, bu enerji çesidinin ekonomik, finansal,performans,güvenirlik ihtiyaçlarinin kolay ve fiyat dalgalanmalarindan etkilenmeden karsilanabilmesi, çevre ve saglik konularinda alternatiflerine üstünlügüne baglidir. Pek çok çalisma göstermistir ki bu bakimlardan nükleer enerji alternatifleriyle yarisabilecek bir konumdadir. Fiyat dalgalanmalarindan bagimsizlik bakimindan nükleer enerji fosil yakitlardan daha üstündür. Çünkü nükleer santrallerin yakit ihtiyaci fosil yakitli santrallerinkinden çok daha azdir (az miktarda zenginlestirilmis 27 ton uranyum yada 160 ton dogal uranyum bir yillik üretim için yeterlidir ki bu sadece birkaç kamyon yük eder oysa ayni ölçülerdeki bir kömür santrali yilda 2.6 milyon ton kömür ihtiyaç duyar ve bu da her biri günde 1400 ton kömür tasiyan 5 trene ihtiyaç oldugunu gösterir) böylece üretici kendisine yillarca yetecek yakiti depolayabilir. Nükleer santraller çevreye karbondioksit, sülfürdioksit ve azotoksitleri yayan santraller yerine kurulduklarinda, asit yagmurlarini ve sera etkisini azaltarak çevre korumasina hizmet ederler. Nükleer santrallerden çikan atiklar fosil yakitli santrallerden çikan atiklara göre çok daha azdir ve çok daha iyi sekilde korunurlar. Bu atiklar güçlendirilmis beton içersinde, yerin birkaç yüz metre altina kazilmis kaya magaralarinda yada derin madenlerde saklanip sürekli olarak gözlenirler. Buralarda atiklar, mühendislik ve dogal koruma altindadir bu korumalari atik formu (örnegin camlastirma) yüksek güvenlikli kaplar, bu kaplarin etrafini dolduran ve yeralti sulari ile temasi engelleyen malzemeler, jeolojik bakimdan duragan kayalar, jeokimyasal kosullar ve yeralti suyu kosullari saglar ve depolama yüz bin yil dayanacak sekilde yapilir oysa atiklar 300-500 yil arasinda zaten zararsiz hale gelmektedir. Nükleer enerji ekonomiklik,temizlik,güvenlik ve disa bagimsizlik açilarindan ele alindiginda ülkemiz ihtiyaçlarina en çok ve çabuk cevap verebilecek enerji türüdür. Bu sebeple kisa sürede bu teknolojiye girmemiz gerekmektedir. Gelecek kusaklarin en büyük sorunu su an bizim madencilikte elde ettigimiz maddelerin eksikligi olacaktir. Bugün dünyanin kit mineral kaynaklarini doymak bilmeyen bir istahla tüketiyoruz. Aslinda çagimiza “madencilik çagi” deniyor; ancak bir yüzyildan daha az kisa zamanda madenlerde çok az sey kalmis olacak bakir, kalay, çinko gibi madenlerin hepsi tükenecek. Bunlarin yerini tutacak madenlerin umutsuz arayisinda en verimli kaynak,plastik ve kimyasal maddeler olacaktir. Ancak bunlar her gün milyonlarca tonluk miktarlarda yakip yok ettigimiz kömür,petrol,ve gazdan elde edilir. Bunun yerine baska hiçbir önemli kullanim alani olmayan uranyum yakilip;kömür,petrol ve gazi gelecek kusaklara siddetle ihtiyaç duyacagi maddelere kaynak olusturmak için birakilabilir. Bunu engelleyen tek sey halkin nükleer gücün tehlikelerini yanlis anliyor olmasidir. Halkin nükleer gücü algilamasindaki en önemli sorunlar sunlardir. 1.Çok abartili radyasyon korkusu 2.Bir reaktör kazasinin fazlaca abartilmis olmasi(çernobil faciasi) 3.Riski anlama ve niteleme konularinda basarisizlik 4.Radyoaktif atiklarin temizlenmesi konusunda son derece haksiz korkular. 5.Nükleer güç ve nükleer silahlar arasinda kurulan yanlis baglantilar. KAYNAKLAR: 1.BERNARD L.COHEN,Çok Geç Olmadan,Tübitak yayinlari,4.basim mayis 1995 2.M.P.Finkel ve B.O biskis progress in experimental tumor research,(1968) 3. TÜBITAK-TTGV, Bilim-Teknoloji-Sanayi Tartismalari Platformu, Enerji Teknolojileri Politikasi Çalisma Grubu Raporu, Mayis 1998, Ankara. 5.ÖZBALTA N,Nükleer Enerji hakkinda bilinmeyenler,Ege Üniversitesi Bilim ve Arastirma Dergisi,1998,sayi 13.
|