|
Bilimciler, süphe ve kesinsizlikle is görmeye alisiktirlar. Tüm bilimsel bilgi kesinsizdir. Süphe ve kesinsizlikle ilgili bu deneyim önemlidir. Ben bu deneyimin çok büyük bir deger tasidigina ve bilimin ötesinde de genisletilmesi gerektigine inaniyorum. Inaniyorum ki, daha önce çözülememis herhangi bir problemi çözmek için, kapiyi bilinmeyene aralik birakmak zorundasiniz.
Tam olarak dogru biçimde kestiremediginiz olasiliga firsat vermek zorundasiniz. Aksi takdirde, eger zihniniz önceden hazirlarsaniz, problemi çözemeyebilirsiniz." R.Feynman Otomobille yola çikan ve bize yola çikis saatini bildiren insanlarin yaklasik da olsa saat kaçta nerede olacaklarini tahmin ederiz. Bu tahminimiz, arabayi kullananin trafik canavari ruhuna sahip degilse çogunlukla dogru çikar. Bir uyduyu Dünya çevresine yerlestirmek istesek, istedigimiz uzakliktaki bir yörüngeye yerlestirebiliriz. Klasik fizik yasalari, bize kesin öngörme olanaklari verir. Örnegin bir roketin ateslendikten sonra izleyecegi rotayi, bir süre sonra varacagi noktayi kesin olarak hesaplayabiliriz. Roketin hizini ve rotasini etkiyebilecek degiskenleri daha duyarli ölçersek hesaplarimiz daha dogru olur. Gerçekte erisebilecegimiz dogrulugun siniri yoktur. Klasik fizikte hiçbir sey sansa birakilmaz, fiziksel davranislar önceden tahmin edilebilir. Oysa modern fizikte fiziksel davranislar, olasiliklar açisindan öngörülebilir. 1920'lerde Niels Bohr ve Werner Heisenberg, atomlardan daha küçük (atomalti) taneciklerin davranislarinin ne dereceye kadar belirlenebilecegini görebilmek için düsünsel (hipotetik) deneyler tasarladilar. Bunun için tanecigin konumu ve momentumu gibi iki degiskenin ölçülmesi gerekliydi. Tanecik ya da parçacik su anda nerededir? Kütle ve hiz çarpimi nedir? Onlarin eristigi sonuca göre ölçümde daima bir belirsizlik olmaliydi ve bu belirsizliklerin çarpimi Planck sabitinin 4 pi'ye bölümüne esit veya ondan daha büyük bir sabit oluyordu. Heisenberg belirsizlik ilkesi diye anilan bu ilkeye göre: bir tanecigini konumu ve ve momentumu ayni anda tam bir duyarlilikla ölçülemez. Örnegin bir tanecigin konumunu kesin sekilde belirleyecek bir deney tasarlasak, onun momentumunu duyarli sekilde ölçemeyiz; momentum belirlenebiliyorsa bu kez de tanecigin konumunu belirleyemeyiz. Basit bir deyisle, eger bir tanecigin nerede oldugunu kesin olarak biliyorsak, ayni anda tanecigini nereden geldigini veya nereye gittigini kesin sekilde bilemeyiz. Benzer sekilde bir tanecigini nasil hareket ettigini biliyorsak onun nerede oldugunu belirleyemeyiz. Bir parçacigin momentumunun ya da konumunun ayri ayri belirlenmesinde bir sinir yoktur. Ancak momentum ve konum ayni anda yani ayni dalga fonksiyonu için belirlenmesinde temel bir sinir vardir. Atomalti dünyada nesneler, daima belirsizliklere neden olmaliydi. Neden böyle olmasi gerekiyordu? Elektronu "Görmek" Hidrojen atomundaki elektronu "görmek" ve hareketlerini "izlemek" istiyoruz. Bir mikroskop kullanmak zorundayiz. Mikroskopta görmek istediginiz en küçük tanecigi görebilmek için tanecik boyutu ile isigin boyutu ayni olmak zorunda. Görünür isiktan yararlandigimiz normal bir mikroskopta görülebilecek en küçük boyut yaklasik 1000 nm dir. Bir elektron mikroskobunun çözümleme gücü ise yaklasik 1 nm dir. Elektronu görünür isikla göremeyiz . Çünkü görünür isigi, hidrojen atomuna gönderdigimizde elektron, atomdan kopup gider; yani görünür isik hidrojen atomunu iyonlastirir. Yapabilecegimiz tek sey var: Dalga boyu daha küçük isik seçmek. Durum yine degismiyor. Çünkü elektrona çarpan fotonlar, elektronunun atom içindeki "konumunu" ve "hizi"ni degistiriyor. Ve biz elektronu asla atomdaki gerçek konumunda göremiyoruz. Ayrica elektrona çarpan foton, elektronun hizini ve buna bagli olarak momentumunu (kütle ile hizin çarpimini) degistirir. Biz bu degismis olan nicelikle karsilasiriz. "Heisenberg' in belirsizlik ilkesi, bir sitemin durumunun tam olarak ölçülemeyecegini, bu yüzden onun gelecekte tam olarak ne yapacagi konusunda kestirimde bulunulamayacagini göstermistir. Tüm yapilabilecek sey, farkli sonuçlarin olasiliklari hakkinda kestirimde bulunmaktir. Einsten' i o kadar huzursuz eden sey, iste bu sans ya da rasgelelik unsuru idi. Albert Einstein, fiziksel yasalarin, gelecekte ne olacagina iliskin belirli, muglak (belirsiz) olamayan bir kestirimde bulunulmasina inanmayi reddetti. Fakat, nasil ifade edilirse edilsin, kuantum olayi ve belirsizlik ilkesinin kaçinilmaz olduklari ve fizigin her dalinda onlarla karsilasildigi konusunda her tür kanit vardir." Foto elektrik olayin tam sonuçlari, 1925 de Werner Heisenberg' in açiklamasiyla anlasildi. Foto elektrik olay, bir parçacigin konumunu tam olarak ölçme olanagi taniyordu. Bir parçacigin ne oldugunu anlamak için onu isiga tutmalisiniz. Peki isik, sonsuz olarak bölünebilir mi? Bu sorunun yaklasik yüz yil önce maddeler için soruldugunu animsayiniz. Ilk bakista isik niye sonsuz dilimlere ayrilmasin serzenisiyle yanitlanir. Einstein, isigi sonsuz küçük miktarda kullanamayacagimizi göstermistir. En azindan bir paket yani bir kuantum kullanabiliriz. Bu isik paketi, parçacigi etkiler ve onun herhangi bir yönde bir hizla hareket etmesine yol açar. Parçacigin konumunu ne kadar duyarli (hassas) ölçmek isterseniz, kullanmak zorunda kalacaginiz paketin enerjisi o kadar büyük olur , ama isik bu durumda parçacigi daha fazla etkiler. Ancak siz parçacigin konumunu nasil ölçmeye çalisirsaniz çalisin, konumdaki belirsizlik ile hizindaki belirsizligin çarpimi, her zaman belirli bir minimum miktardan büyük olur. Ünlü Belirsizlik ilkesini dinlediniz, hem de Stephen Hawking' den.(S.Hawking, Karadelikler Ve Bebek Evrenler, s:81) Belirsizlik ilkesinin kabul edilmesi çogumuz için kolay degildir. Einstein bile 1920' lerin ortasindan 1955' te ölümüne dek bu kurami çürütmek amaci ile yaptigi basarisiz girisimlerle zamaninin önemli bir kismini harcamistir. Genel görelilik kurami, artik klasik bir kuramdir; çünkü belirsizlik ilkesini kapsamiyor. Einstein de, bir klasik fizikçidir; çünkü kuantum olaylarindaki raslantiyi ve bilinemezligi kabul etmiyor. Belirsizlik Ilkesine Felsefi Saldiri Belirsizlik Ilkesi,kimi felsefeciler tarafindan hala anlasilmis görünmüyor. Onlar,dogrudan belirsizlik ilkesine karsi çikmadan Kuantum kuraminin Kopenhag Yorumuna saldiriyorlar,Heisenberg'e saldiriyorlar. Kopenhag Yorumunu, "öznel idealist" likle itham ediyorlar. Bu arada büyük Einstein'i yanlarina almaya çalisiyorlar! Ama büyük Einstein onlari sasirtiyor. Çünkü onlar özel göreliligi ve genel göreliligi de güvenilir görmüyorlar. Dolaysiyla elde saldirilmadik kuram kalmiyor. Bu insanlar,bilimde kesinsizligi,bilimde belirsizligi kabullenemiyorlar. Doganin böyle olmadigini kuramin eksik ve belirsiz oldugunu iddia etmeye devam ediyorlar. "Devam ediyorlar" diyorum,çünkü kurama yöneltilen bu elestiriler 70 yildir sürüyor. Oysa kuantum kurami ve de bunun Kopenhag Yorumu,bu zaman diliminde gözlemlerle uyusmaya devam ediyor. Elbette ölümsüz kuram yoktur,zaman elegin daha dar gözeneklerini bilimin önüne dikecektir;ama bunun belirsizlik ilkesini asamayacagi büyük bir olasilik gibi görünüyor. Bilimin ya da bildiginin "kesinligini" iddia edenler, tarihte görüldügü gibi çok tehlikeli düsüncelerdir. Böyle düsünen insanlar, degisime açik degildir;yeni seyler ögrenmeye açik degildir. Kimi insanlarin aksam sabah "bir irmakta iki kere yikanilmaz"(Herakleitos) demesi,onun tutucu olmadiginin bir kaniti degildir. Bu insanlarin bilim anlayisi 19.yy mekanizmine takilip kalmistir. Bir baska nokta,belirsizlik ilkesinin "insan onurunu" çignedigi,insanin bilme olanaklarina sinir getirdigi düsüncesidir. Buna göre belirsizlik ilkesi,insani neredeyse evrenin çok önemsiz bir varligi haline getirmektedir. Oysa belirsizlik ilkesi,insanoglunun yetersizligine,güçsüzlügüne yorulan bir gerçek degildir. Tam da tersine,belirsizlik ilkesinin kesfi, doganin önümüze koydugu ince bir uyari levhasinin görülmesidir. Insanin neyi ne kadar bilebilecegini bilmesidir.Bu konuda Richart Feynman ' in bir konusmasini asagida veriyorum: "Yasalar Nasil Kesfedilir? " "Orta Çaglar' da insanlarin basitçe çok sayida gözlem yaptigi ve bu gözlemlerin de yasalari akla getirdigi düsünülüyordu. Fakat gerçek bu degildir. O, gözlemden daha çok imajinasyon(hayal gücü) gerektirmektedir. Bu nedenle, öncelikle konusmamiz gereken sey, yeni düsüncelerin nereden geldigidir. Gerçekte fikirlerin geldigi sürece, nereden gelmis olduklarinin önemi yoktur. Bizim bir fikrin dogru olup olmadigini kontrol etmemizin, onun nereden geldigiyle hiçbir ilgisi olmayan bir yolu vardir. Biz basit biçimde onu gözlemle test ediyoruz. Bu nedenle bilimde bir fikrin nereden geldigiyle ilgilenmiyoruz. Iyi bir düsüncenin hangisi olduguna karar veren bir otorite yoktur. Bir düsüncenin hangisi dogru olup olmadigini bulmak için bir otoriteye gitmeye ihtiyacimiz kalmadi. Biz bir otoriteyi okuyabilir ve bir önerisini ele alabiliriz; sonra da onu deneyebilir ve dogru olup olmadigini bulabiliriz. Eger dogru degilse, "otoriteler" "otoritelerinden" kaybederler. Bilim adamlari arasindaki iliskiler baslangiçta, çogu insanlarin arasinda oldugu gibi ihtilafliydi. Örnegin, fizigin erken günlerinde bu böyleydi. fakat günümüz fizikçileri arasindaki iliskiler son derece iyidir. Bir bilimsel argümani tartisan taraflar arasinda gülünecek birçok sey olabilir ve her iki tarafta henüz belirsizlikler bulunabilir. Taraflar yeni deneyler düsünebilir ve sonuç hakkinda bahse tutusma önerileri getirebilirler. Fizikte o kadar çok sayida birikmis gözlem vardir ki, daha önce yapilmis gözlemlerle uyum içinde ama daha önce düsünülmüs tüm fikirlerden farkli olan yeni bir sey ortaya atmak neredeyse imkansiz hale gelmistir. Bu nedenle eger birinden veya bir yerden yeni bir sey isitirseniz onu hos karsilarsiniz ve diger kisinin niçin böyle konustugu hakkinda tartismazsiniz. Birçok bilim dali bu ölçüde gelisme göstermedi ve bu dallardaki durum fizigin erken günlerindeki gibidir. Yani çok sayida gözlem olmadigi için birçok tartisma yapilmaktadir. Bundan söz etmemin nedeni insan iliskilerinin ilginç özelligidir; eger gerçegi belirlemenin bagimsiz bir yolu bulunursa ihtilaflar sona erebilir. Çogu insan, bilimde bir düsüncenin sahibinin arka planina ya da onun bu fikirleri açiklamasina yol açan güdülere ilgi gösterilmemesini sasirtici bulmaktadir. Dinlersiniz, eger denemeye deger bir sey, denenebilir bir sey gibi geliyorsa size, o farkli demektir. Ve eger daha önce gözlenmis bir seyle açik olarak çelismiyorsa, heyecan vericidir ve harcanan zahmetlere deger. Onun ne kadar süreyle bu konuyu incelediginin ya da niçin sizin kendisini dinlemenizi istediginin önemi yoktur. Bu anlamda fikrin geldigi yer de herhangi bir farklilik yaratmaz. gerçek kaynak bilinmeden kalir; biz bunu, insan beyninin imajinasyonu, yaratici imajinasyonu (muhayyile) olarak adlandiriyoruz. Bilinen, onun sadece bir tür enerji oldugudur. Insanlarin bilimde imajinasyon olduguna inanmamasi sasirticidir. Bilimdeki imajinasyon, sanattakinden farkli olan çok ilginç bir imajinasyon türüdür. Imajinasyon yapmaya çalismadaki büyük zorluk sunlardan kaynaklanir; daha önce hiç görmediginiz bir sey olacak, daha önce görülmüs, ele alinmis her detayi kapsayacak, o ana kadar düsünülmüs olandan farkli olacak ve daha da ötede; kesin olacak ve herhangi bir muglaklik içermeyecek. Bu, gerçekten zor bir seydir. Öte yandan, kontrol edilebilecek kurallarin varligi, bir tür mucizedir. Gravitasyonun ters kare yasasi gibi bir kurali bulmak mümkündür fakat mucize kabilinden bir seydir. Bu tamamen anlasilmaz bir seydir, fakat size öngörüde bulunabilme olanagi saglar. Bunun anlami onun, henüz yapmadiginiz bir deneyde neyin olmasini bekleyeceginizi size söylüyor olmasidir. Ayrica mutlak bir temel olarak, bilimin çesitli kurallari karsilikli olarak uyumlu olmalidir. Gözlemler tamamen ayni gözlemler oldugu sürece, bir kurali, bir öngörüyü, baska bir kuralin da baska bir öngörüyü vermesi mümkün degildir. Bu nedenle bilim, özel bir is degildir, tamamen evrenseldir. Ben fizyolojideki atomlar hakkinda konustum; astronomi, elektrik ve kimyadaki atomlar hakkinda konustum. Bunlar evrenseldir; karsilikli olarak uyumlu olmalidirlar. Atomlardan olusmayan yeni bir seyle ortaya çikamazsiniz. Ilginçtir ki, akil, tahminleri kurallara sokar ve kurallar en azindan fizikte azalmistir. Kimyada ve elektrikteki kurallari tek bir kurala indirgemenin güzel bir örnegini vermistim. Dogayi betimleyen kurallar, matematiksel kurallar olarak görünmektedir. Bu özellik, gözlemin bir yargiç hüviyetinde olmasindan kaynaklanmamaktadir. Ayrica, matematiksel olmak, bilimin zorunlu bir karakteristigi de degildir. O sadece sizin en azindan fizikte güçlü öngörüler yapmaya yarayan matematiksel yasalari ifade edebilmenize imkan verir. tekrar konuya dönersek, doga niçin matematikseldir? Bu, bir sirdir. Simdi önemli bir noktaya geliyorum. Eski yasalar yanlis olabilir. Bir gözlem nasil yanlis olabilir? Niçin fizikçiler yasalari sürekli degistiriyorlar? Yanit öncelikle sudur ki, yasalar gözlemler degildir. Ikincisi, deneyler her zaman dogru degildir. Yasalar tahmin edilmislerdir, ekstrapole edilmislerdir. Onlar sadece simdiye kadar süzgeçten geçmis olan iyi tahminlerdir. Ancak simdiki süzgeçlerin delikleri, daha önce kullanilan süzgeçlerin deliklerinden daha küçüktür. Bu nedenle yasa simdi süzgeçte kalarak yakalanabilir. Yasalar, tahminlerdir ve bilinmeyene extrapole edilmislerdir. Ne olacagini bilmiyorsaniz, bir tahminde bulunursunuz. Örnegin bir seyin hareketinin onun agirligini etkilemeyecegine inaniliyordu - bu kesfedilmisti - . Eger bir topaci döndürür ve tartarsaniz ve sonra onu durdurdugunuzda tartarsaniz, ayni agirlikta oldugunu görürsünüz. Bu bir gözlemin sonucudur. fakat bir seyi, ondalik basamaklarin çok küçük bölümlerinde, milyarda bir bölümlerinde tartamazsiniz. Biz simdi biliyoruz ki, dönmekte olan bir topaç, durmakta olan bir topaçtan milyarlardan küçük birkaç bölüm kadar daha agir gelmektedir. Eger topaç, saniyede 186.000 mile yakin bir hizda döndürebilirse, ancak o zaman topacin agirligindaki artis farkedilebilir duruma gelebilecektir. Ilk deneylerde topaç saniyede 186.000 milden asagidaki hizlarla çevrilmisti. O durumda dönen topacin kütlesiyle dönmeyen topacin ki tam olarak ayni görünüyordu. Ve birisi, kütlenin asla degismeyecegi tahmininde bulunmustu. Ne kadar aptalca! Oysa o sadece tahmini olarak ileri sürülmüs bir yasaydi; bir ekstrapolasyondu. O kimse için böyle bilimsel olmayan bir sey yapmisti? Gerçekte burada bilimsel olmayan bir sey yoktu. sadece olgu kesin degildi. Tersine, tahminde bulunmamak bilimsel olmayan bir tutum sayilacakti. Tahminde bulunmak zorunluydu. Çünkü extrapolasyon gerçekten bir degere sahip olan tek seydir. Daha önce denemediginiz ve hakkinda bilgi sahibi olmaya deger bir durumda neler olacagina iliskin düsüncelerinizin tek ilkesi ekstrapolasyondur. Dün neler olduguna dair bana söyleyebileceginiz seylerin bilgi olarak gerçek bir degeri yoktur. Bilgi, eger bir sey yapacaksaniz, yarin neler olacagini söylemek için gereklidir. - Gerekli de degil fakat eglenceli. Bunun için sadece boynunuzu disariya uzatmaya istekli olmaniz gerekecektir. Her bilimsel yasa, her bilimsel ilke, bir gözlemden elde edilen sonuçlarin her ifadesi, detaylari dista birakan bir tür özettir. Çünkü hiçbir sey tüm ayrintilariyla ifade edilemez. Topaç örnegindeki adam, sadece yasayi su sekilde ifade etmesi gerektigini unutmustu; "Bir cismin kütlesi, cismin hizi çok yüksek düzeylere çikmadikça fazla degismez." Oyunun esasi, bir spesifik kural yapmak ve sonra da onun süzgeçlerden geçip geçmedigine bakmaktir. Burada spesifik tahmin, bütün durumlarda kütlenin asla degismeyecegi yönündeydi. Heyecan verici bir olasilik! Bu durumun olmadiginin anlasilmasinin zarari yoktur. Çünkü o sadece kesin olmayan bir seydi ve kesinsiz olmanin zarari yoktur. Bir konuda hiçbir sey söylememektense, emin olmadan birseyler söylemek daha iyidir. Gerçek su ki, bilimde söyledigimiz seylerin hepsi, varilan sonuçlarin tümü kesinsizdir, çünkü hepsi sadece sonuçlardir. Onlar gelecekte neler olacagi hakkindaki tahminlerdir ve siz ne olacagini bilemezsiniz. Çünkü çok sayida eksiksiz deney yapmadiniz. Öte yandan dönmekte olan bir topacin kütlesi üzerindeki bu etki çok küçüktür ve bu nedenle de "Oh, bu etki herhangi bir farklilik yaratmiyor" diyebilirsiniz. Fakat dogru olan ya da en azindan ardisik süzgeçlerden geçmeyi sürdüren ve çok daha fazla gözlemle geçerliligini devam ettiren bir yasa formüle etmek, büyük bir zekayi, imajinasyonu ve felsefemizin, uzay ve zaman anlayisimizin eksiksiz bir sekilde yenilesmesini gerektirir. Ben rölativite teorisine atifta bulunacagim. Rölativite teorisi, ortaya çikan zayif etkilerin, daima çok devrimci düsünce modifikasyonlarini gerektirdigini göstermistir. Bu nedenle bilimciler, süphe ve kesinsizlikle is görmeye alisiktirlar. Tüm bilimsel bilgi kesinsizdir. Süphe ve kesinsizlikle ilgili bu deneyim önemlidir. Ben bu deneyimin çok büyük bir deger tasidigina ve bilimin ötesinde de genisletilmesi gerektigine inaniyorum. Inaniyorum ki, daha önce çözülememis herhangi bir problemi çözmek için, kapiyi bilinmeyene aralik birakmak zorundasiniz. Tam olarak dogru biçimde kestiremediginiz olasiliga firsat vermek zorundasiniz. Aksi takdirde, eger zihniniz önceden hazirlarsaniz, problemi çözemeyebilirsiniz. Bir bilimci size problemin cevabini bilmedigini söylediginde, o bilgisiz bir insandir. Nasil çalisacagi hakkinda bir sezisi oldugunu söylediginde o konu hakkinda kesinsiz durumdadir. Nasil çalisacagi konusunda tam emin oldugunda ve size "onun çalisma tarzi budur saniyorum" dediginde hala bir miktar süphe içerisindedir. Iste bilgisizlik ve süphe arasinda yaptigimiz bu ayirim, gelisme yaratmak için paha biçilmez bir öneme sahiptir. Çünkü biz süphe duyuyoruz ve o zaman yeni düsünceler için yeni dogrultularda arastirmalar öneriyoruz. Bilimin gelisme hizi, yaptiginiz gözlemlerin çoklugu degildir. Çok daha önemlisi, test etmek üzere yeni seyler yaratmadaki basarinizdir. Eger yeni bir yöne bakma arzusu duymamis ya da bu bakisi basaramamis olsaydik, eger hiç süphe duymamis ya da bilgisizligi kabul etmemis olsaydik, yeni fikirlere sahip olamayacaktik. Hiçbir sey kontrol etmeye deger olmayacakti. Çünkü biz gerçegin ne oldugunu zaten biliyor olacaktik. Bu nedenle, bizim bu gün bilimsel bilgi olarak adlandirdigimiz sey, kesinligin degisik düzeylerdeki ifadelerinden olusan bir kümedir. Bunlardan bazilari pak fazla emin olunmayan seylerdir. Bazilari ise hemen hemen emin olunacak türdendir. Ama bunlardan hiç biri mutlak olarak kesin degildir. Bilimciler buna alisiktir. Biz biliyoruz ki, yasayabilmek ve bilmemek, birbiriyle uyumludur. Bazi insanlar, "bilmeksizin nasil yasayabilirsin?" diyor. Onlarin ne demek istediklerini bilmiyorum. Ben daima bilmeksizin yasiyorum. Bu kolay bir seydir. Neyi bilmek istedigimi nasil bilebilirsiniz? Süphe konusundaki bu özgürlük, bilimde (ve ben inaniyorum ki diger alanlarda da) önemli bir konudur. Bu bir mücadeleden dogdu. Bu mücadele, süphe duymaya, emin olmamaya imkan verilmesi mücadelesiydi. Bu mücadelenin önemini ihmalkarlik ederek unutmamizi ve süphe için özgürlügün terk edilmesini istemiyorum. Hosnutluk verici bir bilgisizlik felsefenin büyük degerini ve böyle bir felsefenin mümkün kildigi ilerlemeyi (ilerleme düsünce özgürlügünün meyvesidir) bilen bir bilimci olarak sorumluluk hissediyorum. Bu özgürlügün degerini açiklamak ve süphenin korkulacak bir sey olmadigini, tam tersine insanlik için yeni bir potansiyelin olanagi olarak hosnutlukla karsilanmasi gerektigini ögretmek için kendimde bir sorumluluk hissediyorum. Eger emin olmadiginizi biliyorsaniz, durumu degistirmek için bir sansiniz var demektir. Ben bu özgürlügü gelecek kusaklar için talep etmek istiyorum. Süphe, tüm bilimlerde açik bir degerdir. Onun öteki alanlarda da öyle olup olmadigi, çözümlenmemis, kesinsiz bir problemdir. Gelecek konferanslarda birçok noktayi tartismak ve süphelenmede önemli olani ve süphenin endise edilecek bir sey degil, fakat çok büyük degeri bulunan bir sey oldugunu göstermeye çalismak için firsat bulacagimi umuyorum. (R.Feynman, Her Seyin Anlami(1963) Çeviri: Osman Çeviktay,Evrim yayinlari (1999)
|