|
En genel anlamda, zihnin özünü, dogasini, varolusunu, kapsamini ve içerigini arastiran; zihnin dünyayla iliskisinin nasil kuruldugunu, zihnin kendi disindaki nesnelerle iliskiye nasil geçtigini temellendiren; "animsama", "anlama", "aci çekme" gibi zihinle bir biçimde iliskisi olan birtakim yasantilari ya da zihin durumlarini inceleyen; zihin durumlarinin ya da bilinç yasantilarinin birbirleriyle olan iliskilerini oldugu denli, zihinler arasindaki iliskileri ya da zihnin baska zihinler ile olan iliskisini de çözümleyen; zihin ile beden arasindaki iliskiyi kimileyin zihin-beden ayrimini olurlayarak, zihin ile zihinsel etkinligin insan varolusundaki yerini bütün yönleriyle dizgeli bir biçimde ele alan felsefe dali.
Zihin felsefesi deyisiyle dile getirilen arastirma alani, genellikle Ingilizce konusulan ülkelerin çözümleyici felsefe geleneginde belli bir sorun kümesine yogunlasmis arastirma alanini niteler. Buna karsi Alman felsefe geleneginde ayni sorun kümesini ele alan arastirma alam için "Felsefece Ruhbilim" anlamina gelen Philosophische Psycologie deyisi kullanilmaktadir.. Kimileyin bu adlandirma farkliligi, Ingilizce'deki "zihin" anlamina gelen mind sözcügünü öteki Avrupa dillerinde tam karsilayan bir sözcügün olmayisiyla açiklanmaktadir. Bununla birlikte alanin adlandirilmasinda bas gösteren bu deyis farkliliginin çok daha derin içerimleri bulundugu, her iki deyisin de kendi yaklasimlarindan ileri gelen birtakim özel sayiltilarca belirlenmis oldugu üstünden atlanamayacak bir gerçektir. Zihin felsefesi özerk bir felsefe alani olarak, insan davranislari ile zihinsel olaylari çogunluk deneysel bilimlerin yöntemlerini kullanarak açiklamaya çalisan ruhbilimden özellikle ayri tutulmalidir. Ruhbilim duyu organlarinca gözlemlenebildigi kadariyla zihinsel olaylari açiklamaya çalisirken, zihin felsefesi daha çok deneyde kendini açiga vurmayan konulan kavramsal çözümleme yoluyla temellendirme ugrasi içindedir. Bu anlamda bir ruhbilimci algi sorunu baglaminda algi bozukluklarini, algi yanilmalarini, degisik algi türlerini anlamaya yönelik arastirma yaparken, zihin felsefecisi "Algi nedir?", "Alginin kaynagi var midir, varsa nedir?", "Algi nasil olanaklidir?" gibi sorularin isigi altinda alginin özünü kavramayi amaçlayan felsefi çözümlemelerle arastirmasini yürütür. Bu nedenle zihin felsefecisi ruhbilimcinin yaptigi gibi gözle görülebilir durum ve olaylar üzerine "örnekolay çalismalari" yapmakla yetinmez. Ruhbilimcinin bastan sorgulamak- sizin benimsedigi bütün kavramlar da dahil eldeki bütün verileri tek tek elestirel bir gözle felsefe süzgecinden geçirir. Zihin felsefesinin tarihine kabaca bakildiginda, çok uzun bir süre boyunca filozoflarin zihin felsefesinin en temel sorularina zihin ile beden ayrimi dogrultusunda temellendirilmis "ikici" bir sorusturma çerçevesi içinde kalarak yanit aradiklari görülmektedir. "Zihinsel" olanin özce "fiziksel" olandan ayri oldugunun evetlenmesi anlamina gelen bu ayrim, zihin bütün isleyisi ve içerigiyle birlikte ancak zihin ile beden arasindaki nedensel iliskilerin doyurucu bir biçimde çözümlenmesiyle kavranabilecegi düsüncesi üstüne bina edilmistir. Bu anlamda zihin ile beden arasinda yapilan bu ayrimin mimari Descartes 'in zihin felsefesinin özerk bir dal olarak kurulmasinda son derece önemli bir payi vardir. Zihin felsefesinin Descartes ile birlikte modem felsefe döneminde ortaya çikan bir felsefe dali olmasi gerçegi göz önünde bulundurulacak olursa, zihin felsefesinin ana sorunlarinin hemen tamaminin daha önceleri metafizik, varlikbilgisi, bilgikurami gibi geleneksel felsefe dallari alaninda sorusturulduklari söylenebilir. Bunun yaninda modern felsefeyle birlikte felsefenin sözdagarina geçmiste tasidiklarinin çok ötesinde bir önemle giren "ben", "zihin ile beden ikiligi", "bilinç" gibi bir- takim kavramlar üstüne yapilan tartismalar zihin felsefesinin gelisiminde son derece etkili olmuslardir. Günümüzde "zihinsel" nitelemesiyle tanimlanan aci, kaygi, nese gibi duygular, sevgi ile nefret gibi duygusal yasantilar, duyu organlarimiz yoluyla edindigimiz bütün algilar, en soyutundan bütün düsünceler zihin felsefesinin temel arastirma konulari olarak görülmektedir. Descartes 'a göre, bu uzun listede yer alan bütün bu konularin "zihinsel" niteleciyle tanimlanabilmelerini olanakti kilan ortak özellik, hepsinin de birinci tekil kisinin yasantisina verili ya da sunulu olmalaridir. Buna göre, bir düsünenden, bir duyandan, bir algilayandan bagimsiz ne bir düsünce, ne bir duygu, ne de bir algi. olanaklidir. Ne var ki Descartes 'a göre bu temel betimleme kisinin bilincinin disindaki kendilikler bir agaç, bir kaya ya da bir masa için geçerli degildir. Dis dünyada varolan varliklar ile bu varliklarin deneyime ya da yasantiya sunulmus biçimleri arasinda özce temel bir ayrilik söz konusudur. Descartes 'in bu yolla "içsel" ile "dissal" arasinda yaptigi ayrim, "zihinsel" adiyla anilan bir Felsefe kategorisinin dogmasina yol açtigi gibi zibin felsefesinia i1k temellerini de atmistir. Özünde Descartesçi temeller üstüne bina edilmis bulunan zihin felsefesinin ana sorunlarindan birini olusturan zihnin dogasi, yine Descartesçi felsefe terimcesinin bir baska önemli terimi zihin-beden ikiligine geri götürülebilir. Zihin-beden sorunu sorun olmaktaligini büyük ölçüde Descartes'in iç ile dis arasinda kurdugu metafizik ikilige borçludur. Zihin ile bedenin özünde birbirinden iki ayri töz oldugunu ileri süren bu ikilikçi yaklasim, aradan geçen üç yüz yilla birlikte kendisine pek bir yandas bulamamis ve felsefi degerinden çok sey yitirmistir. Nitekim Malebranche ile Berkeley tarafindan savunulan "öznel idealizm" anlayisinda maddenin varliginin toptan reddediliyor olmasi, ikiligin bir yanini olusturan bedenin de temellendirilemez oldugu anlamina geliyordu. XX. yüzyilda agirliklarini iyiden iyiye duyumsatan "dilci", "görüngübilimsel", "post-yapisalci" düsüncelerin etkisiyle pek çok kavramsal ayrim gibi zihin ile beden arasinda yapilan geleneksel ayrim da geçerliligini büyük ölçüde yitirmistir. Söz konusu ayrimin savunulur bir yani olmamasi bir yana, gerek kavrayisimizin isleyisini gerekse de yasam akisimizi bozan son derece büyük yanlislara olanak tanidiginin felsetecilerce olurlanmasi, zihin felsefesinin yerlesik sorusturma çerçevesinin hepten baskalasmasi gibi çok önemli bir sonuç dogurmustur. Felsefe Sözlügü- A.Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü.Hüsrev Yoksal-Bilim ve Sanat Yayinlari
|