|
Hegel için varlik sorunu aslinda bir gerçeklik sorunudur. Ona göre, gerçeklik Mutlak Tin’dir, bu tin hem us, hem zeka hem de ruh anlaminda kullanilir ve gerçeklik kendisini tarih boyunca açar, ortaya koyar. Filozof, Tin’in insan ruhu için mi, yoksa, Tanri gibi, insan disi bir varlik için mi kullandigi konusuna bir açiklik getirmez. Bu Tin, varligin aynisidir ve onun kendisidir, evrenseldir. Evren Tin (Weltgeist) bakimindan, ki bu herhangi belirli bir insanda tekillenemez, her bir bireysel insanin rasyonel aktivitesi Mutlak’in bir fazidir, devinim ve döngüden bagimsiz kabul edilemeyen bir açilmadir aslinda Mutlak’in varolusu. Hegel “ussal olan gerçektir, ve her gerçek de ussaldir” yorumunu aslinda bu açilimin özeti olarak sunar.
Tikel akillar üzerine açilimda bulunan, ve aslinda bu tikel akillarin uzam ve zaman ötesi toplami olan Evrensel Us, bu devinim ve döngüsünü tez, antitez ve sentez olarak sonsuz bir varolusta sürdürür. Bu varolus, gerçegin ussal olan oldugu açiklamasi ile degerlendirildiginde, “gerçegin kimligi” olarak önümüze çikar. Çünkü gerçeklik ussaldir, usun islevselligi ile uyum içindedir. Düsüncenin dogasini anlamak, aslinda gerçekligin dogasini anlamaktir. Doga kendi halinde ussal olarak düsünülebilir, çünkü doga aslinda Evrensel Us’un diyalektik bir açilimidir (manifestation). Dolayisi ile Hegel’in varlik savlarinda düsünce, gerçeklikle yasamsal baga sahip olmasi dolayisiyla en ön plandadir. Varlikla Us’un dolayimsiz baglantisi bize, Us’un kendisini, varligin kapsamli bir “içerigi” olan insanda ve insanin edimlerinde açmasi ve belirtmesi geregini ortaya koyar. Varligi deneyimsel boyutu olan insan edimlerinden olan her sey, mesela sanat, yaratici Tin’in duyumsal bir anlatimidir. Bir felsefeci, örnegin, sanatla ugrasirken bunu gerçekligin bir “temsili” (representation) olarak anlayabilir, ayni sekilde felsefeci dinle ugrasabilir, ve bunu Us’un en yüksek “ussal olmayan” açilimi ve belirmesi olarak kavrar. Hristiyanlikta, ki bu dinsel anlatimin en yüksek evrimi olarak görülür, Tanri’nin Isa suretinde yasamda bulunmasi, sonsuz gerçekligin, Evrensel Us’un kendini sonluda belirgin kilmasidir aslinda. Felsefede Us, ussal olarak gösterilir. Felsefenin yöntem ve kavramlarini kullanarak bir filozof Us’u, kendisi oldugu sekilde bilebilir. Felsefe tarihi böylece Us’un gelisimini ortaya döker. Yani bu anlamda felsefe tarihi, Us’un kendini gerçeklemesidir. Filozof ne kadar tarihsel persfpektifini ayarlarsa, sistemi ve sistemde Us’un kendini kapsayisini görmesi o derece büyük ve zengin olacaktir. Aslinda Hegel’in varlik felsefesinde en kritik noktalardan biri dogruluk varlik iliskisidir. Dogru olan her sey, yani her bir dogru entite yahut Dogru (das Wahre), gerçek bir entitedir. Bu, onun Varligin kendisi oldugu anlamina gelir, bu anlam da Logos araciligyla tam ve dogru olarak açilima sahip olmustur. . Hegel’in Begriff olarak adlandirdigi kavram, varliga bagli bulunan ‘soyut bir kaynak’ degil, ‘kavramsal olarak anlasilabilen’ bir gerçekliktir. Dogru ve Kavram, Hegel’in de dedigi gibi, Logisch-Reelles ile kastedilen ayni zamanda hem kavramsal hem de gerçek olan, gerçeklesmis bir kavram ya da algilanan bir gerçekliktir. Simdi, dogru olmasi öngörülen ‘mantiksal’ Varligi var oldugu halde açimlar ve tanimlar, ona hiçbir sey eklemez, ondan hiçbir sey eksiltmez, hiçbir sekilde onu degisime ugratmaz. O zaman düsüncenin yapisalligi, Varligin açilimi ile belirlenir diyebiliriz. Bundan su sonuç çikar: mantiksal düsüncenin üç basamakli yani diyalektik olmasinin sebebi, genis anlamda, Varligin kendisinin diyalektik olmasi nedeniyledir. Düsünce ancak ve ancak Varligin diyalektigini, Var oldugu sekilde ortaya çikardigi sürece diyalektiktir. Katisimsiz bir incelemede, saf ve basit Varligin (Sein) üçlü veya diyalektik bir yapiya sahip oldugunu söyleyemeyiz; ancak Mantiksal olan – gerçek olan, asil Kavram ve Dogru – yani Konusma veya Düsünce ile ortaya çikan Varligin diyalektik oldugu söylenebilir. Böylece Katisiksiz olan Varlik diyalektik olmaktan uzak kalir. Yani, Varlik ancak ve ancak Düsünceye indirgendiginde diyalektik özellige bürünür ve Düsünce Varliga diyalektik bir yüklem yükler. Aslinda bu formülasyonun tam tersinin de bazen dogru oldugu ve bu savi çürüttügü Hegel felsefesinde rastlanan bir seydir, yani Düsünce Varligi açiga vurur, Varligin içinde, ve ayni zamanda Varliga ait bir Düsünce vardir, bunun tek nedeni de Varligin kendinsin diyalektik olmasindandir. Var olan Varligin gerçek diyalektigi, Gerçegin ve Varligin Konusma ve Düsünme araciligiyla açilimidir. Buna bagli olarak Konusma ve Düsünme de, Varlik ve Gerçekligin diyalektigini açiga vurdugu ve tanimladigi sürece diyalektiktir. Burada betimlenen kapsayici, tümel ve katisiksiz varligi suya benzetmek herhalde yanlis olmayacaktir. Buhar, su ve buz, aslinda tek bir maddenin niteligini bozmadan daha somut varlik düzeylerinde varligini belirtmesidir. Tümel Us’un tikel uslarda açilimlanmasi bir parçalanma degildir. Aslinda Tümel Us, tikel uslarin bir toplami degildir. O sadece var olandir, bütün varliklarin toplamini içerse bile onlardan bagimsizdir. Hegel’in Mutlak Us bazli varlik anlayisinin siyasi, sosyal ve tarihsel bilesenlerini asla metafizik ve insan tabanli bilesenlerinden ayri düsünemeyiz. Onun sistemninde bir anektodu açiklayici nitelige sahip herhangi bir önerme ya da savin, tipki bir sarayin bütün kapilarini açan anahtar gibi, diger savlari da dogrulamasi ve onlara da uygulanabilir olmasi gerekir. Buradan hareketle Mutlak Us, ayrica, varliktaki açiliminda kendisini, öznel bir halden nesnel ussal bilince, aile, toplum ve devlet gibi gelisimsel asamalardan geçerek ulastiran bir birey olarak da gösterir. Baska yerlerde de açiklayacagimiz gibi aslinda Hegel’e göre insanlik tarihi kölelikten özgürlüge dogru uzanan bir ilerlemedir. Tipki tikel usun Mutlak Us’ta belirmesi gibi özgürlük de ancak, bireysel arzularin birlesik bir sistem olan devlete entegre edilmesi ile kazanilabilir.
GIRIS Hegel, bütün gerçekligin “mutlak bilgisi” sonucunu bize çikarttiracak ve kendinden önceki tüm filozoflarin derinlemesine ele aldigi konularin yasamsal kisimlarini içerecek bir metafizik düsünce sistemi üretmis oldugu iddiasinda hakliydi. Bütün felsefe tarihi onun çalismasini sonuç verecek sekilde evrimlesmistir denilebilir. Birbiriyle çatisan noktalarin yüksek bir noktada uzlasima girmesi Hegel’in metodolojisinin kalbidir. Halbuki felsefi çekismeler hakkinda “tek yönlü” bakis açilari üretmeleri bakimindan yakinmalarda bulunulmustur. Hegel kendine felsefe konusundaki kesiflerindeki ipucunun, Us’u kendisi ile diyalektik bir çatismada bulunan bir varlik olarak portresini çizen Kant tarafindan verildigini belirtir. Insan usu durmadan kayitsiz ve sartsiz olani yakalamaya ve varliklarin üstün ve asil dogasini bilmeye çalisir. Mutlak olana yöneltilmis bu arayista Us, anlayisin kategorilerini görünüslerin, ilk bakista algilananlarin ötesine geçirmeye , ve bunlari bütün varlik birimlerinin kendi içinde göstermeye çabalar. Ancak Us, kendisini deney ve gözlemin sinirlamalarindan kurtardikça kararli bir dayanak noktasi bulmaya arayisina girer. Birbiriyle zit görüsler ve bakis açilari esit hale gelirler, çünkü aralarinda hiçbiri artik deneylerle yanlislanamaz. Kant’in bu istenmeyen duruma getirdigi çözüm ‘kuskuculuk’tu: varliklarin bilgisinin dogrulugu ile ugrasmayi birakmamiz gerekirdi. Kant’tan sonra felsefeciler, Hegel de dahil olmak üzere, onun metafizik üzerine koymus oldugu engel ve kisitlamalarla basaçikmaya çalistilar. Beklendigi üzere Hegel, görünüsler ve varliklarin kendilikleri arasindaki ikilem ve ayirima elestirdi. Iste Hegel’in varlik ve gerçeklik anlayisinin temelinde de bu elestiri yatar. Hegel, varligin parçalarina veya bütününe yöneltilebilecek herhangi bir sinirlamanin, o sinirlamanin ötesinde bulunanin da taninmasi ve varliginin kabul edilmesi gerekliligini öne sürdü: bir seye sonlu veya sinirli demek sinirsiz ve sonsuzun kaçinilmaz varligini kanitlayacakti, ve bizim herhangi bir sinir konusunda bilgimizin olabilmesi ancak, sinirsizin da bilincin bu kisminda yer almasi ile mümkündür. Hegel Kant’in ussal süreç konusunda koydugu kategorilerin aslinda sinirli oldugunu ancak bu sinirlamanin usun kendi durus noktasindan algilandigi ve Mutlak olani kavrayamayacagini belirtti. Dolayisiyla Hegel’in varlik konusundaki sinirlamalari ortadan kaldirmaya yönelik çabalari, aslinda ileride daha detayli ele alacagimiz bir Tümel Us’un Mutlak varliginin isbatina yöneliktir. TRIADIK DIYALEKTIK Hegel’in varlik sorunsalina metodsal yaklasimi, her bir kavram ve sey aslinda triadik-üçsel (Entwicklung) olarak gelismeyi içerir. Bu yüzden, Hegel’e göre, felsefe deneyimlerle çelismeyecektir, ancak deneyim verilerine felsefe kendine özgü niteligi, yani, mutlak olan dogruyu, açiklamayi katacaktir. Eger, örnegin, özgürlügün ne oldugunu sorgulayacak olursak, bu kavrami ilk buldugunuz hali ile inceleriz, bu halin bulundugu alan ise hiçbir düsüncenin, duygunun veya hareket egiliminin baskisi altinda olmayan bir yabanilik alanidir. Sonra, bu yabaniligin özgürlügü, tam ziddi ile, yani kisitlama ile, veya Hegel’in tabiri ile, medeniyet ve hukuk üzerine uygulanan tirani ile karsi karsiya gelip amansiz bir çatisma ve savasima girdigini , akabinde de degistigini görürüz. Üçüncü asamada, hukuk egemenligi altindaki bir birey bakimindan, üçüncü gelisim asamasini, yani, yabanilik halinden siyrilmisve düsünme, konusma, ve eylem planinda ‘saçilmis’ bir özgürlük karsimiza çikar. Bu üçsel süreçte ikinci asama ilk asamanin tam anlamiyla tersi, çürütülmesi, veya en azindan sindirilmesidir. Burada sunu not etmek gerekir ki, varligin bu triadik dönüsümünde, üçüncül varligin biçimsel ve özsel olarak aldigi hal, ilk halinin daha yüksek, daha dogru, daha zengin ve daha doldun halidir. O halde, varligin Bilinç’te açilimina göre asacagi basamaklar su sekildedir Hegel’e göre: kendi içinde (An-sich) kendi disinda (Anderssein) kendi içinde ve kendisi için (An-und-fur-sich) Bu üç basamak düsünce ve varligin bütün sahasinda, en soyut mantiksal süreçten devletleri yöneten veya felsefe sistemlerini üreten yönetsel aklin en komplike aktivitelerine kadar bütün asamalarda birbiri ardina devam etmektedir. Mantikta – ki Hegel için aslinda bu bir metafiziktir – Gerçekligin içerdigi gelisim süreci (ussal) en soyut hali ile irdelenmelidir. Çünkü mantikta biz, ampirik içeriklerinden siyrilmis kavramlarla ugrasiriz: somut zeminden uzak bir boslukla islem yapmaktayizidir. Bu yüzden, Gerçegi anlamak konusundaki ilk girisimimizde, olayin en basinda bir mantiksal kavram olan‘Varligi’ buluruz. Su anda varlik, Aristo’nun düsündügü gibi bir statik ve devinimsiz kavram degildir. Özde dinamiktir, kendi dogasi geregi ‘hiçlik’ üzerine yayilmak, ve tekrar daha yüksek bir kavramda kendisine geri dönmek egilimindedir. Hegel burada potansiyel gücü ve devinimi aksiyonla özdes tutmustur, çünkü onun için Mutlak Varligin, yani Bilincin açilimi, henüz gerçeklesmedigi anda bile, zamandan bagimsiz olarak (çünkü zaman da Mutlak’in sirasal bir açilim ifadesidir) aksiyon halindedir. Aristo’ya göre, varligin varliga esit olmasindan daha kesin bir sey yoktur, yani baska bir ifade ile varlik kendisi ile özdestir, ve her sey de ne ise odur. Hegel bunu inkar etmez, ancak varligin, kendinin ziddi, yani hiçlik olma egiliminde olmasinin da ayni derecede kesin oldugunu ekler; her iki kavram da ‘var olmak (becoming)’ kavrami altinda toplanir. Örnegin, elimizdeki kalem hakkindaki ilk ve bas gerçeklik, Aristo’ya göre, onun kalem oldugu gerçekligidir. Hegel’e göre bu gerçeklikle ayni degerdeki bir baska gerçeklik de, bu kalemin bir agaç oldugu ve yandigi takdirde kül olacagi gerçekligidir. Bütünsel olan gerçek, Hegel’e göre, agacin kalem olmus olmasi, ve sonra kül olacak olmasidir. Bu yüzden, gerçekligin en yüksek anlatimi, varlik degil, var olmak (var olus)tur. Bu ayni zamanda düsüncenin de en yüksek anlatimidir, çünkü biz ancak bir sey hakkinda bilgiye, önceden ne oldugu, simdi ne oldugu ve ileride ne olacagini bilerek ulasabiliriz – kisacasi onun gelisiminin ‘tarihini’ bilmemizdir bu. Var olus (becoming) Sentez Ayni sekilde, varlik ve yokluk beraberce varolus kavramina dogru gelisirken, daha genis bir gelisim ölçeginde, yasam ve akil, sürecin üçüncü terimleri olarak ortaya çikarlar, ve kendi aralarinda, kendilerinin daha yüksek formlarina dogru gelisirler. Su sorulabilir: gelisen veya gelistirilen nedir? Hegel bunun adinin her bir basamakta farkli oldugunu söyler. Varliginin en asagi düzeyinde bunun adi ‘varlik’ tir, sonra yükseldikçe yasam olur, daha da yükseldikçe akil olur. Degismeden her bir asamada kalan tek sey vardir, o da bu ‘süreçtir’ (das Werden). Ancak biz bu sürece Tin (Geist) veya Idea (Begriff) diyebiliriz. Hatta buna Tanri da diyebiliriz, çünkü her triadik gelisimin en azindan üçüncü asamasinda süreç Tanri’dir. Tin’in, yani Tanri’nin, ya da Idea’nin ilk ve en genis-uzanimli açilimi bize, varligin; 1) kendi içinde (mantik veya metafizik olarak) 2) kendi disinda (dogada, doga felsefesinin konusu olarak) ve 3) kendi içinde ve kendisi için ( akil olarak, akil felsefesinin konusu olarak) ele alinmasi geregini vurgular. Doga’yi göz önüne alirsak, Idea’nin kendisini dogada kaybettigini görürüz, çünkü birligini kaybetmistir ve, daha önce oldugu gibi, binlerce parçaya ayrilmistir. Ancak birligin bozulmus olmasi sadece görüntüseldir, daha ileri bir ifade ile bir göz aldatmacasidir, çünkü özde ve gerçekte birlik korunmaktadir. Felsefi bir ifade ile doga, Idea’nin ‘baska’lik halinde ortaya çikmasi ve kendisini bize daha iyi, daha dolu, ve daha zengin bir idea, yani Tin ve Us olarak göstermek için sayisiz basarili açilim girisimidir. O zaman Us, doganin eregidir, ayni zamanda doganin gerçekligidir. Dogada olan her sey, dogadan olusmus olan akilda daha yüksek bir formda farkedilirler. Aslinda varligi açiklamada kilit nokta olan Us denilince, Hegel felsefesi geregi, birey, veya öznel olan us, göz önüne alinir. Ancak sonradan algilanir ki bu birey sadece ilk basamaktir, ‘kendisi içinde olan’ basamagidir. Sonraki basamak nesnel ustur, veya kanunla, ahlakla ve Devlet’le nesnellestirilmis ustur. Bu kendi-disinda ustur. Sonra Mutlak Us gelir ki bu, sanatta, dinde ve felsefede tek basina kendine yöneltilmistir. Usun özü özgürlüktür, ve gelisiminde asil olan, doga ve insan edimlerinin ona uygulamis olduklari sinirlamalari kaldirmak, zincirleri kirmaktir. Evrensel Us’un açilimlari bütün varlik mertebelerinde ideale uygun olarak vardir. Bunun imlendirilmesi ise otoritenin (ileride efendi köle diyalektigi bölümünde görülecegi gibi) varlik açilimlarinda söz sahibi olmasiyla mümkündür. Bu baglamda Hegel, Evrensel Us’un Devlette bulundugunu yazar. Devlet, Mutlak Us’un dünyada yansiyan Kutsal Ideadir. Biz Devlet’e, Kutsal olan Mutlak Us’un açilimi olarak bakmali ve ona bu tarzda ‘ibadet etmeliyiz’. Doga ile uzlasmaktan ne derece uzak kalinirsa o derece Devlet’in Öz’ünü yakalamak zorlasir. Devlet Tanri’nin dünyaya olan uzantisidir. Devlet tipki canli bir organizma olarak ele alinmalidir. Toplam devleti meydana getirenler ise bilinç ve düsüncedir. Devlet istencini kendisi bilir. Devlet gerçektir, ve dogru gerçeklik de zorunludur, zira Mutlak Us, varlik açilimlarinin bütün mertebelerinde gerçekligin edimsel kosulunu tasimaktadir. Gerçek olan sonsuz olarak zorunludur, tipki Mutlak’in kendi kendini gerçeklemesinin zorunlu olusu gibi. Devlet kendi varligi için vardir, baskasi için degil. Bu onun gerçeklenmis bir etik yasama sahip olmasini zorunlu kilar. Iste varligin kendi açilimi ‘Mutlak Us’ ile Devlet arasinda paylasimlar açisindan Hegel’in varlik görüsüne isik tutmaktadir. EFENDI KÖLE DIYALEKTIGI
Hegel varlik sorununu açiklarken, diyalektik yöntemini bilinçlerin karsilasmasi uzamina yerlestirir, ve olusturacagi postülayi bu baglamda irdeler. Bu anlamda Hegel ünlü efendi-köle diyalektigini ortaya atmistir ki bu sav, onun tüm tarih felsefesi ve varlik felsefesinin yadsinamaz bir bileseni olarak ortaya konmaktadir. Burada karmasa iki bilincin birbiri ile yüzlesmesi aninda ortaya çikar: her bir bilinç, diger hakkinda ‘kendi’lik bazinda düsünür. Iki kendi-bilinci tipki karsi karsiya duran iki aynadir. Her bir ayna digerini yansittigi gibi, karsidaki kendi yansimasini da yansitir, kendi yansimasinin yansiminasinin yansimasini da yansitir. Bu böylece devam eder, bogucu ve felç edici bir devamdir bu. Bu yansimaya engel olmanin tek yolu vardir, savasmak: bu savasta kazanan efendi, kaybeden köle olacaktir. Ancak bu çözüm tamam degildir. Sonuçta, her iki kendi-bilinci de isbirligini ögrenmelidir. Burada sunu belirtmek lazim ki Hegel, efendi / köle iliskisini ilkel olarak yorumlamaktadir: bu, mantigi sadece kendini korumak olan kendi-bilincin savunsal bir formudur, kendisini eskimis bir form olarak sunar, ve bu formun yerini alacak olan, kendi-bilincin daha yüksek bir formu olan ekonomik isbirligidir. Eger kimse sizin varliginizi tanimazsa, siz bir “kisi” olarak var degilsinizdir. Siz kisiliksiz bir beden olarak var olursunuz. Hegel bunu su sekilde açiklar: “Kendilik-bilinci kendi içinde ve kendi için, sadece baskasi için de var oldugu zaman varliga kavusur; yani sadece tanindiginda vardir.” Dolayisiyla varligin ikincil bilinç alaninda serimlenmesi aslinda Hegel’in varlik felsefesinde kilit noktadir. Bazi kültürlerde, insanlari cezalandirmanin bir yolu da onlardan tamamen uzak durmak ve onlari bir izolasyona tabi tutmaktir: onlarla konusulmaz, beraber yemek yenilmez, onlarin dokundugu hiçbirseye dokunulmaz, onlara bir sey verilmez. Bu hapsetmekten ve hatta iskence etmekten daha büyük bir cezadir, çünkü sahip oldugu ve kendimin diyebilecegi tek kavram olan ‘varlik’ insanin elinden koparilmakta, ve Hegel’e göre insanin varligi artik taninmadigindan sadece fiziksel bir varlik haline inmektedir. Iki kendi-bilinci arasindaki ilk karsilasmada her ikisi de mükemmel bir sekilde simetriktir: kendi-bilincler su ana kadar aynidir, birbirlerinden ayirt edilemezler. Ben Sen miyim? Sen Ben misin? Su ana kadar bizim farkliligimizi vurgulayacak hiçbir sey yoktur. Tamamen birbirimize benziyoruz. Bu yüzden farkli kisiler degiliz; aradaki simetri kisisel kimliklerimizi yadsiyarak söndürür. Aslinda bu bir iskencedir: her birisi kendi kendinin kisiligi olmak ister, ve aradaki simetriyi, asimetrik iliski kurarak yok etmek ister. Her biri digerini egemenligi ve baskisi altina almak ister. Ve arada bir gerilim olusur. Bu gerilimi çözmenin tek yolu ölümüne savasimdir, sonuçta bir bilinç, kendi-bilinci, kazanacak (yani yasayacak), digeri ise kaybedecektir (yani ölecektir). Dolayisiyla iki bilinçli birey arasindali iliski, bir ölüm kalim mücadelesini andiran ve ‘varlgini ortaya koyma güdüsü’nün besledigi bir savasimdir (diyalektik bir ölüm kalim mücadelesidir bu). Burada kazanma ancak yasami riske atarak mücadeleye girismekledir. Burada sorun sudur: Eger bir bilinç digerinin öldürür ve onun yitimine neden olursa, ölmüs olan bilinç, karsisindaki için hiçbir sey yapamaz. ‘Baskasi için’ olmak için bilincin ‘kendi için’ olmasi, var olmasi gerekir. Birisi digerini öldürdügünde aslinda kendi özgürlügünü de yok etmis olur, çünkü artik kendi zaferini taniyacak bir kisi yoktur. Cesetleri yönetemezsiniz: ölü bir köle kimseye itaat etmez, bu yüzden özgürdür. Basitçe söylemek gerekirse, ölüm-kalim mücadelesinin bir sonucu olarak birisnin digerini yok etmesi, varlik bazinda ‘mutlak yadsima’dir, geride biraktigini koruma geregi olan, bilinçten gelen bir yadsima degildir, kendi geride birakmasini koruyabilecegi bir yadsima degildir. Varligin özündeki bu çatisma, dolayisiyla ‘kendi bilincini’ baskasi ile koruma adina yasamsaldir. Her bir bilinç kendinin ve digerinin yasamina ihtiyaç duyar, her ne kadar bu ölüm-kalim mücadelesinde bir yenen olmasi gerekiyorsa da, bu yenenin zaferini korumasi için kaybedeni öldürmemesi gerekir. Bunun yerine onu esir alacaktir. Iki bilinçten birisi bagimsizligini kaybedecektir, artik o kendisi için degil, digeri için yasiyor olacaktir. Aslinda ilk bakista efendinin istedigine ulastigi düsünülebilir: köle tüm isleri yapmaktadir, efendinin gücünü tanir. Sorun sudur: bu efendinin istedigi tarzda bir ‘tanima’ degildir. Efendi, kendisi ile esit olarak saygi gördügü bir bilinç tarafindan taninmak istedi. Ancak su anda sadece bir köle tarafindan taninmakta ve aslinda bu kölenin kendisini saygi ve kabullenme ile tanimadigini, aksine üzerindeki baskidan bu hale geldigini ve aslinda efendiyi reddedip ondan nefret ettigini biliyor. Mutlak bilince ulasimdaki bu mücadelede, efendi köleye daha da bagimli hale gelmeye devam edecektir(efendi ve kölenin varlik sorunsalinda bilinçleri nasil imlendirdigi unutulmamalidir). Efendi avlanmayi, yemek pisirmeyi, kendisine bakmayi unutur. Tembellesir. Bu arada köle güçlenir, becerileri artar. Köle, Hegelci tabirle ‘gerçekten bagimsiz olan bir bilince dönüsmektedir’. Ölüm kalim mücadelesi, bir bilinci efendi haline getirirken digerini köle yapmisti. Savasimi kazanan ölüm korkusu idi. Efendinin bu korku ile köleye nisbeten daha basariyla basa çiktigi düsünülebilir, çünkü köle ölüm korkusuna yenik düsmüstür. Ancak isin aslinda, efendi hiçbir zaman ölümle yüz yüze gelmedi, sadece köle ölümle yüz yüze geldi. Efendi, köle ilk olarak ölümle yüzlestiginden, ölümle karsilasmadi. Kölenin yasadigi bu deneyim, kendilik bilincinin en basit ve duru halidir, mutlak yoklugun ve kendi-için var olmanin birinci elden yasanmasidir. Bilincin gerçek gücü, varliklara nüfuz edebilen ‘mutlak yokluk’, artik daha da fazla köleye ait olmustur. Kölenin yapmis oldugu isler yöntem ve beceri gerektrir. Köle daha disiplinli ve becerili çalistikça, gücü efendininkiyle dengelenir. Ölüm kalim savasimindan hemen sonra, efendi köleyi kontrol eder ve efendi bagimsizdir; köle efendi tarafindan kontrol edilir ve köle bagimlidir. Ancak simdi durum esitlenmistir: efendi köleyi kontrol eder, ancak efendi bagimlidir; köle efendi tarafindan kontrol edilir, ancak köle bagimsizdir. Varlik diyalektigi köle ve efendi arasindaki iliskiyi dengelemistir. Aslinda bu, efendinin ilk basta istedigidir: efendi aslinda bir köle istememistir, sadece esit güçlü ve kendisini taniyan bir varlik ‘entitesi’ arzu etmistir.
Köle artik bagimsiz bir zanaatkara dönüsmüs ve kendine ait bir akil ve irade kazanmistir. Ancak bu zanaatkarin becerileri sinirlidir (örnegin yemek pisirmek, avlanmak, ayakkabi yapmak, demir islemek, çiftçilik..vs). Edindigi beceriler bazi seylere aittir, evrensel güze ve salt bagimsiz nesnel VARLIK’a ait degildir. Burada köle ve efendi, aralarinda baski ve itaat degil, karsilikli hizet degisimi ve faydalanma züerine kurulu bir iliskileri vardir. Siyasi baskinlik ekonomik isbirligine dönmüstür. Efendi köle diyalektigi aslinda tüm varlik felsefesinin bir yansimasidir, Mutlak Us ve Bilincin yansimaya duydugu ihtiyaç ve potansiyel, varlik sorunsalina efendi-köle yaklasimini entegre etmistir. “Bu Hegel için Gerçek’in anlamidir – Gerçek tüm dogrulardir, bizim rasyonel kavramlarimizla yakalanir. Gerçeklik Mutlak Dogru olandir, parçali ve sinirli Dogrularin bir sentezi ve toplamidir. Mutlak Gerçekligin ve/veya Dogru’nun bu nefes alisi Hegel’in meshur medotunda, diyalektikte, yer bulur…” VARLIK VE MUTLAKLIK Platon’un ünlü magara istiaresinde, varilan son basamak günese bakmak, Idealarin soyut ve askin varligina ulasmak, ve varligin erdemini bu askin mertebede yasamaktir. Günes Iyiyi temsil eder. Daha sonra NeoPlatoncularda Iyinin yerini ‘Bir’ almistir. Bir, kendi basina varligin tek sebebidir. Saf varliktir, bütün var olanlarin varliklarinin sebebidir. Hristiyan Ortaçag boyunca Bir Tanri haline gelmistir (özel olarak dendikte, Baba olan Tanri). Bu Tanri dünyanin dissal yaraticisidir. Yaratici veya Baba Tanri Hegel’deki Mutlak ile özdes düsünülebilir. Hegel aslinda bu terimi veya düsünceyi ilk kullanan degildir; Fichte ve Schelling ondan önce kullanmislardir. 1. Bertrand Russell, "Analogy" 2.University of Illinois Press 3.Encyclopedia of Philosophical Sciences: The Science of Logic, Section 60)
|