|
Türk felsefesinin tarihinin Islam felsefesinin parlak dönemleri olan 12. ve 13. yüzyillarda basladigini iddia edenler olmasina ragmen çogunluk Türk felsefesinin baslangici olarak Tanzimat fermanini gösterir. Buradan da anlasildigi gibi felsefe tarihçilerinin çogu felsefe lafindan bati(Grek) felsefesini anlamaktadir. Türklerin Islam kültür çevresine katildiklari 8. ve 9. yüzyillar ayni zamanda Islâm felsefesinin dogus yillaridir. Türkler 12. ve 13. yüzyillarda tasavvufla karisik olan Islam felsefesinin gelismesinde önemli roller oynamislardir. Islam felsefesi, kavramlar yerine imgelere dayanan, amaci dogruyu bulmak degil inandirmak olan, dogmalardan olusmus bir felsefedir. Çogu kisinin gerçek felsefe olarak gördügü Bati felsefesine ise, Türk toplumu, Tanzimat Fermani ile girmistir.
Tazminat Fermanindan sonra ortaya çikan Bati özentiligi her ne kadar kültür yozlasmasina yol açmis olsada bati felsefesinin Türk felsefesini etkilemesini saglamistir. Batida 2500 yildir olan felsefe bizde sadece 150 yildir vardir. Kisacasi Türkiye felsefesi daha yeni dogmustur ve bu yüzden çok önemli adimlar atamamistir. Türkiye’de düsüncenin önünü kapayan bu kadar engellere ragmen Türk felsefesi ufak bir kitleye hitap ediyor olsa da tek tük çok basarili felsefecilerin çiktigi söylenebilir ancak hala Türkiye’de felsefenin önünün açik oldugu söylenemez. Ülkemiz maalesef egitimsizlikten veya egitim sisteminin kötülügünden dolayi bir dolu dogmatik insanla dolmustur. Onlar içinse felsefe yapmak raki masalarinda ülke kurtarmaktan ileri gidememistir. Egitim sistemi yüzünden Türkiye her deneni sorgulamadan kabul eden akla hitap edenlerle ilgilenmeyip insanin duygulariyla oynayanlarin pesinden kosan insanlarla dolmustur. Böyle bir ortamda felsefenin genis kitlelere ulasmasi ise çok uzak bir ihtimaldir. Türkiye’de Felsefeye Verilen Önem Türkiye’de felsefe genis kitlelere ulasmamistir. Bunun sebeplerinden biri halkin tutumudur. Halk çogu yerde oldugu gibi ülkemizde de felsefeyi gereksiz bilgiler yigini olarak görmektedir. Felsefe ise filozoflarin kafalarinda yarattigi tuhaf durumlar üzerine yapilan tuhaf yorumlardir. Zaten filozoflar onlara göre deli, bosta gezen insanlardir. Hele darbeler sonucunda bütün düsünce eylemleri anarsistlik ve teröristlik olarak görülmüstür. Bir felsefe olan anarsizm günümüzde çogu insan için terörizmle ayni anlama gelmektedir. Kisacasi felsefeyle ilgili her sey ülkemizde ya saptirilmis ya da yasaklanmistir. Düsünen toplum istemeyenlerin yozlastirdigi egitim sistemi sonucunda felsefenin ne oldugunu bilmeden üniversite mezunu olmus insanlar yetismistir. Egitimsiz olan halk kosullandirilmis ve felsefeyi gereksiz görmüstür. Bunun sonucunda da düsünme yeteneginden yoksun kusaklar yetismis ve kendilerine her telkin edeni yapan insanlar türemistir. Felsefe yapmak gerçek anlamiyla düsünmek ve gerçegi aramaktir ancak günümüzde halkin felsefe yapmakla kastettigi yabanci ya da eski sözcükler kullanarak, insanlari etkilemek ve ikna etmek için yapilan anlamsiz ve kafa karistiran konusmalar gelmektedir. Ayrica ülkemizde liselerde okutulan felsefe dersleri çok yetersizdir. Daglarin adlarini ve yerlerini unutulacagini bile bile ezberleten egitim sistemi düsünmeyi ögretmeye neredeyse hiç yeltenmemistir bile. Lise müfredatina zorâki koyulan felsefe dersi çogu okulda felsefe tarihini geçemezken diger okullarda çocuklarin kafasinda soru isaretleri birakmaktan baska bir ise yaramamistir. Felsefeyle bu kadar olumsuz kosullar altinda tanisan insanlar da dogal olarak felsefeyi sadece geçmek zorunda olduklari bir ders olarak görmektedir. Bu denli önemsenmeyen bir konuda da ancak birkaç kisi felsefeyle ileri düzeyde ilgilenmeyi düsünmektedir. Türk Felsefesinin Önünü Kapayan Etkenler Türk felsefesinin önünü kapayan nedenlerin basinda, yukarida anlattigim gibi, felsefeye verilen önemin azligi gelmektedir. Ayrica insanlarin felsefenin ne oldugunu bilmemesi de baska bir önemli sebeptir.
Türk felsefesinin önünü tikayan en büyük etken bence her yerde oldugu gibi ülkemizde de tümellerdir. Ülkemizde insanlarin düsünüslerini engelleyen tümeller diger yerlere göre çok daha fazla sayidadir. Ayrica düsünmeyi tesvik etmeyen, ve ögretmeyen bir egitim sisteminden dolayi Türk insani tümelleri asmakta normalden daha çok zorlanmaktadir. Bunun en güzel örnegi ise ülkemizde komünistlerden en çok nefret eden insanlarin açlik seviyesinde asgari ücretle çalisan ya da issiz insanlar olmasidir. Platon’un magara allergorisindeki ellerinden kelepçeler çikarilinca yine günese bakamayan insanlarindan olusmaktadir bizim ülkemiz çünkü bizim halkimizda elestiri kavrami gelismemistir ve halk toplumun yüzyillar öncesi koydugu simdi tamamen saçma olan bir kurala hala körü körüne baglanmaktadir. Sorgulamayi ögretmeyen bir egitim sistemi felsefeye atilan çogu kisinin düsünürken bir noktada tikanmasina yol açmistir. Ayrica bildigimiz gibi ülkemizde hala düsünce suçu diye bir suç vardir ve böyle bir ortamda sistemdeki bir bozuklugu görüp açiklamak suç kapsamina girebilecek bir seydir. Kisacasi tümelleri asmayi basarmis bir insan gerçekleri görüp kendi fikrini açiklayarak sonunu getirebilmektedir. Ayrica ekonominin de Türkiye’de felsefenin geri kalmasinda çok önemi vardir. Eski uygarliklari inceledigimizde, genelde felsefenin belirli bir kast sistemi olan uygarliklarda gelistigini görmekteyiz. Insanlarin hayatlarinda çesitli öncelikler vardir. Insandan insana bu öncelikler fark gösterir ama her insan önce karnini doyurmayi ve rahat bir sekilde yasamayi düsünür. Hiç kimse karni açken baska sorunlarini düsünmez çünkü karnini doyuramadigi takdirde ölecektir ve düsündüklerinin onun için bir anlami olmayacaktir. Ayrica düsünerek bir sonuca varabilmek için zaman gerekir ve çalisan bir insan genellikle bu zamani bulamaz iste bu yüzden felsefe eski uygarliklarda genelde aristokratlar arasinda gelismistir. Yasama kaygisi olan insanlar içinse kendilerinden baska konularda düsünmek angaryadir ve gereksizdir. Iste bu yüzden yasamak için çalisan milyonlarca asgari ücretlinin oldugu bir ülkede düsünmek ve felsefe hiçbir zaman birinci sirayi almaz ve gayet dogal olarak delilerin isi olarak görülür. Karnini doyuramayan biri hiç bir zaman felsefe yapmayi düsünmez. Türk felsefesinin ilerlemesini yavaslatan bir engel ise filozoflarin genelde yabanci olmasidir. Felsefe ile ilgilenenlerin yaptigi okumalar genellikle çeviri eserler oldugu için anlamakta ve kavramakta bazi güçlükler yasanmaktadir. Bazi kavramlarin Türkçe’de tam karsiligi bulunmamasindan dolayi bu çevirilerde kavram kargasasi söz konusudur ve okur felsefecinin demek istedigini tam olarak anlayamaz. Türkçe felsefesinin geç baslamasindan dolayi Türkçe felsefe alaninda okuma yapmaya pek elverisli bir dil degildir. Felsefe yapmak için eserler yazildigi dilde okumak en güzelidir ama bu da Türk felsefesinin gelismesine fazla bir katkida bulunmaz. Türk Felsefesinde Dinin Etkisi Felsefeye tehlikeli bir gözle bakanlar, buna gerekçe olarak, felsefeye özgü yöntem ve etkenlik ile dine özgü inanç ve ögreti arasinda köklü bir çeliskinin oldugunu öne sürüyorlar. Felsefe yapmak soru sormakla baslar ve insanin aklina gelen ilk sorulardan bir tanesi de evrenin düzenin nasil olustugudur. Din bu konuda kesin bir bilgi vermektedir ve kaynagini tanridan aldigi için bu bilgi onlara göre karsi çikilmazdir. Islâm tanri konusunda ve tanrinin yarattiklari hakkinda fikir yürütmeyi yasaklamistir. Kuran Allah’in gücünü essiz oldugunu ve yapabileceklerini anlatmistir ve Allah’in insan beyni tarafindan anlasilamayacagini bu yüzden insanlarin Allah’in ne veya nasil oldugu hakkinda düsünmemesi gerektigini söylemistir. Kisacasi sorgulamaya elverisli bütün kapilari kapatmistir. Felsefenin temeli olan soru sormakla bir yere varilamayacagi açiktir çünkü sorulan sorularin cevabi yoktur çünkü insan beyni onu anlayamaz is böyle olunca da felsefe yapmanin bir anlami kalmaz. Kisacasi insan aklina güvenirse Allah’in varligini yadsiyabilir ama Kuran’da yazanlara inanirsa da Allah’a inanir. Dinin felsefeye en büyük zarari dogmalardan olusmasi ve insandaki sorgulayici yapiyi yok etmesidir. Eskiden Türk filozoflari Islamdaki inançlari düsüncelerle temellendirmeye çalismislardir ama bunun günümüz felsefesine fazla yarari olmamistir çünkü eninde sonunda Islam felsefesi kavram yerine çesitli imgelere dayaniyordu. Türk Felsefesi ile Türkçe Bir ülkedeki felsefenin durumu, gidisi, gelismesi o felsefenin ortaya çiktigi dile baglidir. Buna göre Türk felsefesi Türkçe ile kendini gösteren felsefedir. Türk felsefesinin geride kalmasinin sebeplerinden biride budur. Ortaçagdaki Türk filozoflari eserlerini Türkçe degil Arapça yazmislardir. Genel kültür etkenleri ve o zamanki egitim kosullari ve din kosullari düsünüldügünde bu o kadar da anormal degildir ama günümüzde Türk felsefecileri eserlerini Türkçe yazmalidir. Sonra bu eserleri yabanci dile çevirip yayimlayabilir. Bu eserin basari kazanmasi Türkiye için ayri bir övünç kaynagi olur. Türkçe’yi düzgün kullanamayan yazarlarin düsünceleri de anlasilmaz hale gelir. Ayrica Türk bir filozofun fikirleri ilk Türkçe’de sekillenir çünkü filozof bunlari Türkçe düsünür. Bunun üzerine bunlari yabanci bir dile çevirerek yazmak hem Türk felsefesinin hem de fikirlerinin bozulmasina yol açar. Felsefe Egitimi Tüm egitim islerinde oldugu gibi felsefe ögreniminde de ayrintilarin toptanciliklardan çok daha önemli, çok daha verimli oldugu, yararli olabildigidir. Buna göre ayri ayri gereksemelere uygun felsefe programlarinin düzenlenmesi: çesitli ögretim araçlarinin, bu arada felsefe ögreten çesitli üslup ve yazilistaki yapitlarin, mesela ders kitaplarinin seçilmesi; ögretim malzemesinin sira, içerik ve amaç yönünden saptanmasi gereklidir. Ayrica felsefe kurumlarinin zaman içinde gereksiz bilgiler veren kurumlar olmasini engellemek için sik sik denetlenmesi lazimdir. Felsefe egitiminin zaman kosullarina ayak uydurarak kendini yenilemesi lazimdir. Felsefe egitimi denilince ilk akla gelen seyin felsefe bilinci olmasi gerekir. Tüm felsefe kurumlari “Felsefe ögrenilmez, felsefe yapmak ögrenilir!” sözünden yola çikarak egitim vermelidir. Çünkü önemli olan felsefe tarihini bilmek degil, felsefe yapmayi ve düsünmeyi bilmektir. SONUÇ Türkiye’nin felsefe alaninda hizli ilerlemesi için asmasi gereken bir dolu engel vardir ama ilk olarak yapilmasi gereken düsünce özgürlügünü elde etmektir. Özgür olarak düsünemeyen insan felsefe yapamaz. Gücü elinde tutanlar yerlerini garantilemek için senin düsüncene hükmedip senin düsünmeni engelliyorlarsa bu felsefeye vurulan en büyük darbedir ve düsünce özgürlügü alinmadan hiçbir yere ulasilamaz. Felsefenin kurtulmasi gereken ikinci sey ise din baskisidir. Din bizim fikirlerimizi sekillendirmemelidir. Istedigimizi düsünmekte özgür olmaliyiz. Tanriya inanmamiz hiçbir düsüncemizi etkilememeli. Tanriya inanan bir bilim adami Kuran’da yazanlara göre çalissa ve sirf Kuran’da yaziyor diye sorgulamadan herseyi kabul etse o zaman bilim olmazdi. Örnegin insanlarin topraktan geldigi kabul edilse Darwin’in teorisi hiçbir zaman için ortaya konamazdi. Ayni sey felsefe içinde geçerlidir dinin koydugu tümeller bizim fikirlerimizi sinirlamamalidir. Türkiye’de din disinda toplum baskisi da çok agirdir. Toplum bireylerin düsüncelerini en çagdas ülkelerde bile etkilemektedir. Amerikali filozoflarin faydaci, Almanlarin idealist olmasi bunun en güzel örnegidir ama yine de tümellerden olabildigince uzak durulmalidir felsefe yapilirken. En iyi bildigimiz seye bile kuskuyla yaklasilmalidir. Yapilmasi gereken en önemli seylerden biri ise Türkiye’nin egitim sistemini degistirmektir. Lisede felsefe dersine daha çok önem verilmelidir. Haftada en az iki felsefe okumasi yapilip incelenmelidir. Çünkü insanlar ancak bu sekilde felsefe yapmayi ögrenir ve ancak bunun sonucunda Türkiye’de felsefe gelisebillir.
|