|
17.- 18. yüzyilin büyük düsünürleri ve birazda onlarin yakin geçmisi olan Rönesans örneklerinde bu çagin felsefesinin kendi içinde tasidigi çogul ve elestirel yapiyi hatirlamak ve böylece post-modernizmin modernlik okumasinda bazi düsünsel ipuçlari sunmaktir.
Dercartes ile modern çaglarin kültürü,modern felsefe düsüncesi bugüne bizi getiren uzun ve dolambaçli bir yolculuktan sonra gerçekten kendini göstermeye baslar.Descardes, her cephede özne- nesne ayiriminin, varligi unutmanin, doga üzerindeki teknik tahakkümün modern çaglardaki ustasi olarak anilmakta, Hegel’e göre, modern dünya ilerlemenin ürünüdür, tarihi sonucu hatta sonudur. Ortaçag ve Rönesansin resmini karsilastirmak belkide bu iki çagin insan- doga iliskisini tamamlayisini anlamanin en kisa yoludur. Ortaçag tablolarinda dogaya ikonlarda (kutsal resim) oldugu gibi hiçlige gömülür ve yaldizli bir fon halini alir yada üzerinde gerçekten anlamli olan her seyin yani insanin kendi dramini yasadigi ama kendi basina anlamsiz bir dekor gibi geride durur. Ortaçagin egemen kategorisi olan askinlik, insani da beraberinde alip doga-disina tasimis gibidir.Burada konu bedeni, bireysel varligi, duyusal hazzi resmetmenin bir vesilesi olarak kendini duyurur. Sanatta, ticarette ,bilgide, dünyevilesme ve maddeye yakinlasma, Rönesansin Doga kavraminin yepyeniliginin en belirgin göstergeleridir. Burada mutlaka bir istem olarak Tanri insani yaratir ve insan,önceden kestirilemeyen ve sonrada asla yinelenemeyecek olan olaylarin aktörü olarak düser, aci çeker, kurtulusu umar. Ama 1610 yilinda Galile’nin yayinladigi gözlem sonuçlari çok daha büyük bir saskinliga yol açacaktir. Ayin üzerinde Astronomik dürbünlerin gösterdigi daglar, vadiler, bir yildiz kümesine dönüsen Samanyolu ve daha önemlisi , günesin yüzeyindeki lekelerle birlikte gökyüzü, tanrisal bir mekan olmaktan çikmaktadir. Doga 16. yy da sahip oldugu tanriçalik mertebesinden 17.yyda da daha önce hiç ugramadigi bir düsüse ugrayarak bir makine haline gelecektir.17. yyda yer alan bu düsüs sonucu o, insanin kullanimina sömürüsüne açik, sirlarina sonuna kadar erisilebilir bir konu haline dönüsür. 17.yyda doga üzerinde tahakküm hülyalariyla gelisen bu sürecin geçis figürlerinde olan Francis Bacon, anligi salt akil yürütme gücüyle, karsisinda duran bu son derece zengin dogaya boyun egdiremeyeceginin bilincindedir. O’na göre, zamanin bilimi çok acele bir biçimde bir uzmanlik ve yöntem konusuna dönüsmektedir. Oysa bilim aforizmalarla ve gözlemlerle daginiklastigi ölçüde niceliksel olarak büyüyebilir. Yöntemler ise, yapay bir biçimde, bilimleri su an içinde bulunduklari sinirlarin içinde dondururlar. Modern dünya bilimi ve felsefesi doganin bir nesne olarak özneye indirgenemez baskaliginda anlasilmasiyla dogmustur. 17 yyin makine-doga tasarimi modern bilimin epistemolojik gerektirmesi olan özne ve nesne arasindaki mesafe ve baskalik düsüncesinin dogmasina yol açar.Doga bir makinadir ve bilim de bu makinayi kullanmak ve yeni makinalar üretme sanatidir. Batili, doga karsisindaki çocuksu tavrini terk etmekte, yani kendisine kol kanat geren yada kötü edimler için onu cezalandiran, ama her durumda onunla ilgilenen, ona yönelik niyet ve kaygilar besleyen bir Doga-Ana tasariminin yerine kendisi karsisinda kayitsiz, kendisine hiç benzemeyen, özerk bir varlik olarak doga tasarimini geçirmektedir. Doganin özneye yabanci, ona benzemeyen bir sey olarak anlasilmaya baslandiginin göstergesidir. Descardes’in deyisi ile “doganin efendisi ve sahibi” olmasina karsilik olarak ödedigi bedel budur. Lenoble 18.yyda yasandigi söylenen cosku ve ilerlemeye duyulan inancin yüzyili oldugunu düsünür. Lenoble 17 yy felsefcisinin ve fizikçisinin, bir mühendis olarak tasarladigi tanriyi taklit ettigi düsündügünü ileri sürer. 17. yy ardindan gelen dönemlerde ise bunu basarmanin sarhoslugunu duyduktan sonra, günümüzde artik umut ve cosku gibi olumlu duygular uyandirmayan teknige bir tür çaresiz katlanma tutumunu benimsemistir. Filozoflar ilkçagda kölelige makinanin yoklugu ile mesrulasirken yada modernlikte insanin doga üzerindeki efendilerinin makine ile gerçeklesecegini düsünürken, makinayi her zaman insan ile iliskilerinde degerlendirmektedir. Felsefenin amaci artik bize dogayi izlemeyi degil, onu yenmeyi, kullanmayi ögretmektedir.Bu nedenle felsefenin durakladigi , oysa teknigin gelisip dünyayi dönüstürdügünü açiktir. Bu duraganligin sebebini açiklamak için ileri sürülen psiko-sosyolojik sebeplerin açiklayici gücü daha fazla görünmektedir. Zanaatçi küçümsenen biri, teknik etkinlik ise asagilan bir etkinliktir. Kazanç amaciyla çalisma karsisinda duyulan küçümseme çogu kez ticaret etkinligine dogru da yayilmaktadir. Çünki her ikiside insanin yararli bos zamanlarini ortadan kaldirmaktadir. Baktigimiz zaman Ilk kez akilsal olan deneysel olana dönüstürülüyor 17. yylin düsünürleri ögretileri, fesefi düsüncenin bu yeni doga anlayisi karsisinda verdigi metafizik çabanin ürünleri olarak tanimlanabilir, belki. Yada, acaba fikir adamlari Tanri’nin düzeninde zaruri bir tip midirler? Birgül Çelebi Kaynak: Tülin BUMIN; Tartisilan modernlik kitabindan kendimce okumadir.
|