Ana Sayfa arrow Felsefe arrow Sofistler
Sofistler PDF Yazdır E-posta
Sofizm (terimini kullanmakla bir Sofistik dizgenin olmus oldugunu imlemek istiyor diyelim:Yunan sofistleri olarak bildiginiz insanlar hem yetenek hem de görüsler açisindan birbirlerinden büyük ölçüde ayriliyorlardi; bir egilimi ya da hareketi temsil etmektedirler, bir okulu degil.) böylece ilgilendigi konuyla -insan uygarlik ve töreleri- eski Yunan felsefesinden ayriliyordu: büyük -evrenden çok küçük- evreni ele aliyordu.

Böylece görüs ve inanç ayrimlari üzerine toplamis olduklari olgular yiginindan herhangi bir pekin bilgiye ulasmanin olanaksiz oldugu vargisini çikarabiliyorlardi. Ya da degisik uluslara ve yasam yollarina iliskin bilgilerinden uygarligin kökenine ya da dilin baslangicina iliskin bir kuram olusturabiliyorlardi. Ya da yine kilgisal vargilar çikarabiliyorlardi, örnegin toplum su ya da bu yolda örgütlenmis olsaydi en etkili bir biçimde örgütlenmis olurdu gibi. Sofizmin yöntemi, böylece, görgücü-tümevarimci bir yöntemdi

1. Protagoras:

Protagoras: ‘Insan tüm seylerin ölçüsüdür,onlarin olduklarinin,ve olmayanlarin olmadiklarinin.’ Bu ünlü deyis üzerine getirilecek yorum konusunda dikkate deger bir tartisma olmus ve kimi yazarlar ‘insan’ ile Protagoras’in bireysel insani degil ama türsel anlamda insani:demek istemis oldugu görüsünü illeri sürmüslerdir. Eger böyle olmus olsaydi,o zaman demis ‘sana gerçek olarak görünen senin için gerçektir,ve bana gerçek olarak görünen benim için gerçektir’ anlamina gelmeyecek, ama daha çok toplulugun ya da kümenin ya da bütün insan türünün geçegin ölçütü ya da ölçünü oldugunu anlatacaktir. Tartisma seylerin yalnizca duygusal-algi nesneleri olarak mi,yoksa degerler alanida kapsayacak yolda mi anlasilmalari gerektigi sorusuna da dönmüstür. Ama Protagoras’in kendisiyle tutarli kilinmasi gerektigi kabul edilse bile,hiç kuskusuz duygusal-algi nesneleri açisindan dogru olanin tam bu olgu nedeniyle törel degerleri için de dogru oldugunu düsünmek gereksizdir. Belirtilebilir ki Protagras tüm seylerin ölcüsü oldugunu belirtmektedir,öyle ki eger duygusal-algi nesneleri açisindan bireyselci yorum kabul edilecek olursa,bunun ayrica törel degerlere ve yargilara da genisletilmesi gerekir,ve, evrik olarak,eger törel degerler ve yargilar açisindan kabul edilmeyecek olursa,duygusal-algi nesneleri açisindan da kabul edilmemesi gerekir: Yasa genel olarak tüm insanlara asilanmis belli törel egilimler üzerine kuruludur,ama Yasanin tikel Devletlerde bulundugu biçimiyle bireysel degisiklikleri görelidirler-bir Devletin yasasi baska bir Devletinkinden ‘daha dogru’ olmaksizin,belki de daha yararli yada daha elverisli olmasi anlaminda ‘daha saglam’ olmak üzere . Bu durumda birey degil ama Devlet yada kent toplulugu yasanin belirleyicisi olacak,ama somut Nomos belirlenimlerinin göreli iralari sürdürülecektir. Gelenegin ve toplumsal uylasimin bir savunucusu olarak Protagoras egitimin Devletin törel geleneklerinin özümlenmesinin önemini vurgulamakta ve bu arada bilge insanin Devleti ‘daha iyi’ yasalara götürebilecegini kabul etmektedir. Bireysel yurttas söz konusunun oldugu sürece,onun gelenege,toplulugun kabul edilmis ölçünlerine sarilmasi gerekir-ve, herhangi bir ‘yol’ bir baskasindan daha dogru olmadigi için, siki sikiya sarilmasi gerekir. Aiswç ve sikn onu buna yöneltmektedir, ve eger tanrilarin bu armaganlarindan bir pay almamissa ve Devlet kulak vermeyi yadsiyorsa,Protagoras’in ‘güreci’ ögretisi devrimci bir amaç tasiyor gibi görünürken,sonunda gelenegin ve yetkenin desteginde kullaniliyor olarak çikmaktadir. Hiçbir kurallar tümünü bir baskasindan ‘daha dogru’ degildir, öyleyse kendi özel yarginizi Devletin yasasina karsi koymayiniz.

2. Prodikus:

Prodikus Ege’deki Keos adasindan geliyordu. Bu adada yasayanlarin kötümser egilimli olduklari söyleniyor ve Prodikus’a yurttaslarinin egilimi yükleniyordu,çünkü düzmece-Platonik diyalog Aksiokhüs’de ona yasamin kötülüklerinden kaçmak için ölümün istenebilir oldugu düsüncesi yüklenmektedir. Ölüm korkusu usdisidir, çünkü ölüm ne yasayanlari nede ölüleri ilgilendirir-birinci henüz yasamakta olduklari için ikincileri yasamamakta olduklari için. Bu alintinin dogrulugunu tanitlamak kolay degildir. Prodikus’un ilgiyi baslica yani belki de dinin kökeni üzerine kuramidir. Ona göre baslangiçta insanlar tanrilar olarak günese,aya,irmaklara,göllere,meyvelere vb.,baska bir deyisle,onlara yararli olan ve besin veren seylere tapiyorlardi. Ve bir örnek olarak Misir’daki Nil kültünü vermektedir. Bu ilkel bir baskasi tarafindan izleniyordu,ve bu ikinci evrede degisik sanatlarin tarim,bagcilik,metal isçiligi vb.-yaraticilarina Demeter,Dionisius,Hephaestus vb. gibi tanrilar olarak tapiniliyordu. Prodikus bu din görüsü üzerine duanin gereksiz oldugunu düsünüyordu, ve öyle görünmektedir ki basi Atina’daki yetkinlikler ile derde girmistir. Prodikusta Protagoras gibi dil bilimsel çalismalariyla dikkati çekiyordu ve anlamdaslar üzerine bir inceleme yazmisti. Anlatim biçimleri yogun bir bilgiçlikle yüklüymüs gibi görünmektedir.

3. Hippias:

‘Yasa insanlarin tirani olarak,onlari dogaya aykiri pek çok sey yapmaya zorlar.’Söylenmek istenen sey öyle görünmektedir ki kent-devletinin yasasini genellikle dar ve tiransal oldugu,dogal yasalarla uyum içinde olmadigidir.

4. Gorgias:

Gorgias’a göre,(i)Hiç bir yoktur,çünkü eger herhangi bir sey olmus olsaydi,o zaman bengi olacak yada varliga gelmis olacakti. Ama varliga gelmis olmaz,çünkü ne Varliktan nede Yokluktan herhangi bir sey gelmez. Nede bengi olabilir,çünkü eger bengi olmus olsaydi,o zaman sonsuz olmasi gerekecekti. Ama sonsuz su nedenle olanaksizdir Bir baskasi olmaz,ama nede kendinde olabilir,öyleyse hiçbir yerde olmayacaktir. Ama hiç bir yerde olmayan ise hiçbir seydir. Eger herhangi olmus olsaydi,o zaman bilinmeyecekti. Çünkü eger olanin bilgisi varsa, o zaman düsünülen olmalidir,ve olmayan düsünülemez. Bu durumda hiç bir sey yanlis olmayacaktir,ki saçmadir. Giderek olanin bilgisi olsaydi bile,bu bilgi bildirilmeyecekti. Her im imlenen seyden ayridir; örnegin renklerin bilgisini sözcükle bildirebiliriz,çünkü kulak sesleri istir,renkleri degil? Ve ayni varlik tasarimi iki kiside birden nasil olabilecektir,çünkü birbirlerinden ayridirlar?

5. Sofizm:

Vargi olarak yine belirtebiliriz ki büyük Sofistlere din ve ahlaki yikma niyetini yüklemek için hiç bir neden yoktur; Protagoras ve Gorgias gibi insanlarin böyle bir amaçlari yoktu. Gerçekten de, büyük Sofistler bir ‘doga yasasi’ düsüncesinin yandaslariydilar,ve siradan yunan yurttasinin dünya görünüsünü genisletme egilimini tasiyorlardi;Yunanistan’da egitici bir güç olusturuyorlardi. Ayni zamanda yine dogrudur ki ‘belli bir anlamda Protagoras’a göre her görüs dogrudur; Gorgias’a göre her görüs yanlistir.’ Gerçegin saltik ve nesnel irasini yadsimaya yönelik bu egilim kolaylikla Sofistlerin hangileri bir kimseyi inandirmaya çalismak yerine bir seyi ona kabul ettirmeye çalisacaklari sonucuna götürmektedir. Gerçekten de, daha düzeysiz insanlarin elide Sofizm çok geçmeden hos olmayan bir yan anlam kazaniyordu-‘Safsata’ anlamini. Atinali Antifon’un kozmopolitanciligina ve genis dünya görüsüne ancak saygi duyulabilirken, bir yandan bir Trasimakhüs’ün güç haktir kurami ve öte yandan bir Dionisodorus’un kili kirk yaran gevezelikleri ancak kinanabileceklerdir. Büyük Sofistler söylemis oldugumuz gibi, Yunanistanda egitsil bir güç olusturuyorlardi: ama Yunan egitiminde besledikleri baslica etmenlerden biri, diluzlugu idi. Ve diluzlugunun açik tehlikeleri vardi. Çünkü konusmaci kolaylikla bir konunun kendisinden çok ustaca sunulusuna önem vererek dikkatini bu yönde yogunlastirabilirdi. Dahasi, geleneksel kurumlarin, inançlarin ve yasam yollarinin saltik temellerinin sorgulayarak, Sofizm göreci bir tutumu besliyordu. Ve gene de Sofizmde gizli yatan kötülük daha çok sorunlari ortaya çikarmis olmasi degil, ama bu sorunlara herhangi bir doyurucu anliksal çözüm saglayamamis olmasi olgusunda yatiyordu. Sokrates ve Platon bu görecelilige karsi tepki gösteriyorlar, gerçek bilginin ve törel yargilarin güvenilir temelini kurmaya çalisiyorlardi.

Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 2. Sinif "Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notlari.

Sofistler Ek Bilgiler

Sofist kelimesinin öteden beri, biri genis öteki dar iki anlami vardir. Bu kelimenin genis anlamiyla: Ilkçagda, sofist denilince, genellikle sair ve filozof kisiler anlasilir. Dar anlami ise: Belli bir filozoflar topluluguna, yani M.Ö. 500'de yasamis olan filozoflar topluluguna verilen isimdir. Bundan baska "sofist" kelimesi, özellikle Eflâtun'un etkisiyle özel bir anlam kazanmistir. Bu kötü anlamin hakliligi savunulamaz, çünkü bu ismi tasiyanlar, felsefe tarihi bakimindan hiç de önemsiz kisiler degildir.

Bundan önce tanittigimiz filozoflar, özde, dogayi arastiran bilginlerdi. Sofistler ise birer bilgin, birer arastirmaci olmayip, her seyden önce birer ögretmendirler. Sofistlere, özellikle Iran savasindan sonra, Iranlilarin yenilip Atina'nin siyasal ve kültürel alanda büyük bir gelisme gösterdigi dönemde rastliyoruz.

Bu dönemde Atina'da ve ona uyan öteki Yunan kentlerinde köklü (radikal) bir demokrasi iktidara gelmisti. Bu demokrat idare simdiye kadarkilerden çok daha fazla insanin devlet yönetimine katilmasini saglamistir. Iste bir yandan kültürel gelisim, öte yandan demokrasi yönetiminin özellikleri o dönem Yunanistan'da egitim yönünden genis ölçüde bir gereksinimi ortaya çikarmistir.

Bu gereksinim, o zamana kadar özel olan ve daha çok kölelerce yönetilen egitimin daha bir genellesip genislemesine neden olmustur. Yeni siyasal ve sosyal kosullar, özellikle, siyasal egitimi saglayan genel bir ögretim gereksinimi dogurmustur. Nerede böyle bir gereksinim dogarsa, orada bu gereksinimi karsilayacak birtakim kimselerin ortaya çikmasi dogaldir. Iste Sofistler de böyle bir gereksinimin ortaya çikardigi ögreticilerdir. Bunun içindir ki Sofistler, öncelikle ögretmendirler.

Bunlar Yunanistan'in çesitli kentlerinde dolasirlar, ugradiklari yerlerde para karsiliginda ders verirler. Ders vermeyi bir meslek haline getirmek, hele derslerin para karsiligi verilmesi, o zamana kadar Yunanistan'in tanimadigi bir olaydi.

Özellikle tutucu çevreler için para karsiliginda ders vermek pek çirkin bir davranis sayiliyordu. Bu dönemi Antik dönemden ayiran en büyük farklardan biri, Antik dönemin ise az önem vermis olmasidir. Eski Yunan'da beden gücü ile çalismak asagilanan bir davranis sayiliyordu. Beden islerinde ancak köleler çalistirilir. Ayni sekilde, meslegiyle geçinen zenaatkârlarin da toplumda sayginligi yoktu. Iste Sofistlerin ders vermeyi bir meslek yapmalari ve derslerin para karsiligi verilmesi, o dönemdeki Yunanistan'da hiç mi hiç hos karsilanmamistir.

Sofistlere karsi olanlarin basinda yer alan Eflâtun, "Protagoras" adli diyalogunda Sofistlerin ne biçim insanlar oldugunu ve bunlarin çalisma biçimlerini çok canli olarak tasvir etmistir. Protagoras Sofistlerin en eskilerinden ve en büyüklerindendir.

Diyalog söyle baslar: Eflâtun'un hemen tüm diyaloglarinda birinci konusmaci olan Sokrat'i bir gün sabah erkenden bir delikanli yatagindan uyandirir ve kendisine ünlü Protagoras'in geldigini coskuyla anlatir. Delikanli Protagoras'tan mutlaka ders almak istedigini dile getirir. Sokrat delikanliya isteginin erisilmez bir sey olmadigini, yeterli parasi varsa isteginin kolayca yerine gelebilecegini söyler. Sonra kalkip birlikte Protagoras'in konakladigi eve giderler. Burada Protagoras'tan baska bir kaç Sofist daha vardir.

Eflâtun, Sokrat ile delikanlinin eve girdikleri zaman gördüklerini çok canli bir biçimde anlatir. Protagoras büyük bir salonda bir asagi bir yukari dolasiyor, arkasinda ögrencileri kendisini saygiyla izlemektedir. Ayni salonun bir kösesinde öteki bir Sofist, Hippias gökyüzünü göstererek astronomi dersi vermektedir. Salona, bitisik odadan birtakim sesler gelmektedir.

Bu odada da bir baska Sofist, Prodikos yattigi yerden ders veriyor. Salona giren Sokrat ile delikanli Protagoras'a yaklasirlar ve kendisine delikanlinin istegi iletilerek ders verip veremeyecegi, verebilecekse bunun hangi konuyla ilgili olacagi sorulur.

Protagoras delikanliya: Benden ders alirken günden güne daha. erdemli oldugunu göreceksin, ben sana yararli olacak seyler, isine yardimci olacak seyler ögretecegim der. Bununla da astronomi ögreten Hippias'a tas atmis olur. Delikanli dersin konusunu sorunca, Protagoras bunun her seyden önce bir vatandasa siyaset alaninda gerekli olan seyler konusunda olacagini, kendisine her vatandasin bu konuda bilmesi gereken seyleri ögretecegini söyler.

O zamanki Atina'da her vatandasin bilmesi gereken seylerin basinda hitabet geliyordu. Sofistlerin egitim uygulamalarinin agirlik merkezini hitabet olusturuyordu. Bu da belli nedenlere dayaniyordu: O zamanki Atina'da hitabet sanatini bilmek kisiye çok büyük sayginlik kazandiriyordu. Çünkü devlet ile ilgili önemli kararlarin alindigi "Halk Meclisi"nde hitabet çok etkili oluyordu.

Ayrica hitabet yargilama için çok gerekliydi, çünkü davaci ile davalinin yargi önünde söyledikleri nutuklar, yargiçlarin kararlan üzerinde etkili oluyordu. Tüm bunlar söylenen sözlerin güçlü olmasini gerekli kiliyordu. Ancak bu hitabet sanatinin bazi sakincali yanlari da yok degildi.

Sofistlerin yaptigi gibi, istemli bir biçimde ögretilen konusma sanati, yalnizca karsisindakini inandirmayi temel alir. Iste Sofistlerin karsitlari onlari özellikle bu yönden elestirmekte ve sorgulamakta haklidirlar. Sofistlerin kötü ünlerinin baslica nedenlerinden biri bu hitabet anlayislaridir.

Sofistlerin öteki bir özelligi ise, özellikle insan konusuyla ugrasmalaridir. Onlar bu konuyu ele aldiklari zaman, kuskusuz, bazi seyleri biliyorlardi. Kendilerinden öncekilere yabanci olmayan Sofistler, insan ile ilgilendikleri için, tarih konusuna da yabanci degildiler. Bu konuda da kendilerinden önceki felsefe okullarindan hiçbirine katilmadilar, onlar arasinda yalnizca karsilastirmalar yapmakla yetindiler.

Bu karsilastirmalar sonunda su sonuca vardilar: Simdiye kadar ki felsefe, evren konusunda tutarli bir anlayis elde edememistir. Söz gelisi Heraklit ile Elealilar arasinda bir zitlik vardir. Heraklit her seyi olus durumunda görür ve bu olus içinde sabit olan, kalici bir seyin var oldugunu reddeder. Elea'lilar ise, tam tersine, olusu reddeder.

Gerçek varligin baslangici ve sonu olmayan bir süreklilik, bir kalis oldugunu ileri sürerler. Unsurlar konusunda da filozoflar bir uzlasmaya varabilmis degildir. Birisi ana unsurun su, birisi hava, bir baskasi ise ates oldugunu savunur. En sonunda bir filozof bunlara topragi da katarak dört unsurun da ilke oldugunu öne sürmüstür. Anaksagoras ile Demokrit arasinda da bir anlasmazlik söz konusudur: Anaksagoras'a göre evrenin baslangicinda, belli bir plâna göre yaratan bir ruh vardir.

Demokrit ise dogada ancak makina isleyisi cinsinden (mihaniki) bir zorunluluk oldugunu savunur. Sofistlere göre: "Ne kadar filozof varsa, evrenin yapisi hakkinda o kadar görüs vardir." Bu yüzdendir ki, bu filozoflar gerçegi ögretemezler. Her filozof kendi düsüncelerinin dogru, baskalarinin-kilerin yanlis oldugunu savunur. Burada su soru öne çikar: "Acaba, gerçek diye bir sey var midir?

Tüm görüslerden herbiri ötekiyle çelistigine göre, geriye gerçek diye bir sey kalir mi?" Kanitlanabilir bir gerçek karsisinda duyulan kusku ile hitabette karsidakini inandirmayi amaçlayan kusku arasinda bir uyum vardir. Felsefe tarihinde, bilgi teorisi açisindan, ilk süpheciler Sofistlerdir. Sofistler, tümel bir gerçegin varligindan ilk süphelenenlerdir. Sofistler teorik alanda süpheci, uygulama alaninda ögretmen ve hitabet ögreticileridir. Ayrica onlar özellikle insan konusu ile ilgilenirler, doga konulari, bunlarin ilgi alaninin disinda kalir.

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?