|
Insan, rasyonel (akli) bir varliktir.O halde, bu sayfanin basligindaki " Rasyonel Insan " ibaresi bir fazlalik içermiyor mu? Evet. Fakat, günümüzde insanla ilgili çogu fikir, insan topluluklari için öne sürülen çogu sistem, insanin bu temel niteligini öylesine ihmal ediyor ki; bu fazlalik, sitemizde bulacaginiz felsefenin, yalnizca akli temel aldigini vurgulamak için, kasten konmustur.
Birincisi; okuyucunun, felsefeyle daha önce, mütevazi bir ölçüde de olsa, ilgilenmis oldugunu; veya sirf sagduyusal terimlerle de olsa, insan ve evrenle ilgili derin sorular sormus oldugunu, dolayisiyle bazi felsefi kavramlarla -zimnen de olsa- tanisik oldugunu varsayar. Ikincisi; çesitli felsefelerden yeri geldikçe -çürütmek üzere- bahsetmekle birlikte; esasen, onlar üzerinde mukayeseli bir inceleme olmaktan ziyade, belirli bir felsefenin savunuculugunu yapar. Mamafih; felsefeyle ilk defa tanisacak olan insanlar da, bu kitapla baslayarak; kendilerini, sonradan karsilarina çikacak çesitli irrasyonel felsefelerin tahribatina karsi fikren mücehhez kilabilirler. O halde bu Felsefenin Kökeni: Burada bulacaginiz felsefe hangi felsefedir? Felsefeleri, çesitli filozoflarin isimleriyle birlestirerek siniflayanlar vardir: Plato Felsefesi, Aristo Felsefesi, Kant Felsefesi gibi. Bu anlamda bu felsefe, benim felsefemdir; ama, sayin rasyonel okuyucu, bu felsefe ayni zamanda senin felsefendir. Söyledigim seyi açmadan önce bazi olgulari hatirlayalim... Realitedeki -mevcudiyetteki, evrendeki- hersey gibi, insan da, insan bilinci de, belirli bir kimlige sahiptir: belirli bir tabiati, belirli ihtiyaçlari vardir. Bu olgu yüzünden; insan bilincini bütünlestirecek olan felsefe, aslen iki türlü olabilir: a) Realitenin ve insan bilincinin tabiatini dogru teshis ettiginden, "dogru bir felsefe"dir; b) Realitenin ve insan bilincinin, ya belirli bir tabiata sahip olmadigini zannettiginden, ya da bu tabiati yanlis teshis ettiginden, "yanlis bir felsefe"dir. Bir de, çesitli konularda bu iki asli uç arasinda gidip gelen felsefelerden bahsedilebilir. Bütün önemli felsefeler; asli argümanlarini, genel olarak bu iki uçtan sadece birisinde odaklastirir. Burada bulacaginiz felsefeyi; benim ve her rasyonel insanin felsefesi olarak nitelerken, iki halkali su düsünce zincirini takip ediyorum: 1. Her rasyonel insan gibi ben asagidaki su dört iliskili gerçegi biliyorum: a) Rasyonelligik (aklilik), realitenin olgularini olduklari gibi kavrayip, bu kavrayisa uygun davranmaktir. b) Akil, insanin hayatta var kalmasi için temel araçtir. c) Realitedeki herseyi anlayabilmek için; fiziki duyumlar, fiziki algilar ve bunlar üzerine bina edilmis kavramlardan baska -yani, akil kullanmaktan baska- hiçbir araç yoktur. d) Akil, otomatik bir sekilde degil, bireysel gayret ve bilgiyle çalisir ve bütün insan bilgisinin kökünde felsefe vardir. 2. Ve sunu ilan ediyorum: bu felsefe, realitenin ve insan bilincinin tabiatinca dikte edilmis sartlari dogru olarak tesbit etmis, objektif, dogru bir felsefedir; rasyonel bir insanin sahip olmasi gereken felsefe bu dur; bu felsefe, binlerce sene önce yasamis insanlar için dogruydu; bugün de hala dogrudur; gelecekte de dogru kalacaktir; çünkü, "insan" denen realite olgusu, binlerce sene geçmis de olsa, aslen degismemistir; "insan" kaldigi sürece degismeyecektir de. Sagduyusal bir ihtiyaçla rasyonelligi aramakta olan bir insana yabanci gelecek hiçbir sey, bu felsefede bulunmayacaktir; bu felsefeyi kavradiginda, "Benim felsefem, dün bu olmaliydi; bugün budur; yarin bu olacaktir!" diyecektir. Bu felsefenin kökeni hakkindaki bu genel tesbitten sonra; özel kaynaklarini irdeleyebiliriz. Yukarida belirttigim gibi; bir felsefe -asli hatlariyla- ya dogrudur (rasyoneldir), ya yanlis (irrasyonel). Felsefe tarihi bu iki uçta yeralmis filozoflarin tartismalarindan ibarettir. Bu uçlarda yer almis filozoflari birer mihver olarak düsünürsek; rasyonel mihverin -yirminci yüzyil öncesine kadarki- en önemli iki filozofu, Aristo (M.Ö. 384-322) ve St.Thomas Aquinas'tir (1225-1274); irrasyonel mihverin en önemli bazi filozoflari ise, Plato (M.Ö. 428-348), Saint Augustine (354-430), Immanuel Kant'tir (1724-1804). Plato ve ögrencisi Aristo'nun felsefeleri arasindaki savas, mistisizmle akil arasindaki savas olarak kabul edilir. Fakat; irrasyonelligin, kötülük oldugu ölçüde, en irrasyonel filozof -genellikle önerildigi gibi- Plato degil, Kant'tir. Plato, hiç degilse, "iyi bir hayat"in nasil olacagi üzerinde kafa yormus, felsefenin çogu temel meselesini -bu arada bazi yanlislari da- formüle etmistir. Kant ise bütün ömrünü, insanin akla olan güvenini yikmayi amaç edinmis bir felsefenin insaina hasretmistir. Bu kitapta sikça geçen "Modern Felsefe"nin kurucu atasi, Kant'tir. Bugünün felsefesine egemen olan egilimlerin hemen hepsi -basta Hegel'cilik, Marx'cili, Nietzche'cilik, Egzistansiyelizm (Varolusculuk), Mantik Pozitivizmi, Pragmatizm- dogrudan veya dolayli olarak Kant'tan kaynaklanmistir ve "Modern Felsefe" olarak anilacaktir. Aristo felsefesini çok iyi bilen bir okuyucu, bu felsefenin bütününü Aristo'cu olarak niteleyecektir ki; tamamen olmasa da, haklidir. Fakat, farkedecektir ki; Aristo'daki bazi eksiklikler tamamlanmakta, O'nda bazi düzeltmeler yapilmaktadir. Bu felsefenin baska felsefelerle akrabalik izleri tasidigi da söylenebilir. Mesela; felsefe tarihini çok iyi bilen bir okuyucu; bu felsefenin ahlakinin, bir yandan Ortadogu dinlerine benzer hükümler içerirken, öte yandan basta Max Stirner (1806-1856) olmak üzere bazi liberal-anarsist filozoflardan esinler bulundurdugunu; epistemolojisinde (bilgi teorisinde), genel olarak Aristo'cu olmakla birlikte, Islam ve Katolik felsefelerinin parlak dönemlerindekine benzedigini; politikasinda, basta John Locke (1632-1704) olmak üzere bir çok liberal filozoftan fikirler bulundurdugunu, yer yer anarsist felsefeyi çagristirdigini; estetiginde, basta Friedrich Schiller (1759-1805) olmak üzere bir çok romantik yazar ve filozoftan izler tasidigini görecektir. Bu benzerlikler nereden kaynaklanmaktadir? Bu olgu, buradaki felsefenin "eklektik" özelliginden mi -yani, her sistemin "en iyi özelliklerinin" alinarak olusturulmus olmasindan mi- kaynaklanmaktadir? Hayir, böyle bir tavir; bu felsefenin ögretilerine zit davranmak demektir. Bu felsefe ile yukarida sayilan felsefeler arasindaki benzerlikler; realitenin tek olmasi, insan bilincinin tek bir tabiati olmasi olgusundan kaynaklanmaktadir: zaman zaman, çesitli felsefeler, insan mevcudiyetinin belirli bir veçhesini dogru teshis edebilmisler (kimlikleyebilmisler), dolayisiyle bu teshise uygun olarak dogru teoriler ortaya koymuslardir. Çesitli felsefeler arasinda, fikri bir alisveris olmasa dahi ortaya çikabilen bu ortakliklar; herhangi bir "tabiat-üstü" sebepten kaynaklanmaz; bunlarin, ayni realite olgusuna, ayni dogru teshisi koyabilmis olmalari olgusundan kaynaklanir. Fakat, yukaridaki felsefelerle olan bütün benzerliklerine ragmen; bu felsefe, baska bir çok asli noktada, o felsefelerden ayrilmaktadir. Hatta; bu felsefenin Aristo'cu olarak nitelenebilmesindeki hakliligi kabul etmeme ragmen; Aristo felsefesiyle ayrildigi noktalar oldugunu belirtmistim. Bu felsefe ile Aristo felsefesi arasindaki farkliliklari yaratan kimdir? Aristo gibi dev bir filozofun felsefesini düzeltip, tamamlayabilmek; ancak baska bir dev filozofa vergidir. Bu filozof, Amerikali (Bayan) Ayn Rand'dir (1905-1982). Ayn Rand; felsefesine, insanin objektif realitesinden kaynaklandigi anlamda "Objektivizm" adini vermisti. Ayn Rand, felsefesininin çesitli unsurlarini sistematik olarak biraraya toplayan, felsefe olarak felsefe halinde bir kitap yazmadi. Ama; felsefesini, romanlardan, gazete makalelerine, spesifik konulardaki felsefi risalelere, televizyon programlarina, düzenli radyo sohbetlerine, yayinladigi dergilere, konferanslara, brosürlere, okuyucularina yazdigi ücretli düzenli mektuplara kadar akla gelebilecek her ortamda anlatti. "Objektivizm" 1960'larda önemli bir entellektüel hareket haline geldi. Ayn Rand, gerçekten orijinal ve devrimci her yeni fikir insani gibi, Amerika'nin "sag" ve "sol" entellektüel "müesses nizami"nca aforoz edildi; iki taraftan da siddetli elestiriler aldi; çünkü, ne "sag"a yaranabilmisti (mistisizme karsi akli savunuyordu), ne de "sol"a (her türlü devlet despotizmine karsi, birey haklarini savunuyordu). Ama, "ögrenilmis cehalet"le malul olmayan sagduyulu insanlar; O'nun romanlarini, yillarca "best-seller" siralarindan indirmediler. Fikirleriyle milyonlari etkilemisti; ama, entellektüellerce yok sayiliyordu; ancak 1980'lerden sonra, bir kaç üniversite kürsüsünde, ciddi bir filozof olarak incelenmege baslandi. Ayrica, Ayn Rand felsefesinin takipçisi olmus bazi filozoflardan da yararlandim: Leonard Peikoff ("Analitik-Sentetik Sahte-zitligi" konusunda); Nathaniel Branden ("Ahlak" bölümündeki bazi tatbikatlarda); George H. Smith ("Ilk Sebep Argümanlari" konusunda); ve David Kelley ("Epistemoloji" bölümünde). Ayn Rand üzerinde elestirel incelemeler yapmis filozoflardan da yararlandim: Douglas J. Den Uyl, Douglas B. Rasmussen, Tibor R. Machan ve William F. O'Neill gibi. Barbara Branden ve Mimi Gladstein'in, Ayn Rand üzerine biyografik çalismalari da yararli oldu. Fakat; okuyucunun, kullandigim militan dilden de çikarsayabilecegi gibi; bu kitap, benim için böyle bir kültürel hizmet yapmaktan daha derin bir kisisel öneme sahiptir: bütün gençligim, dogru bir felsefenin arayisi içinde, hatalarla dolu geçti; önümde buldugum felsefeler, hep irrasyonel (yanlis, kötü) olanlar idi; bu arayis sürecinde, hem maddi varligim (fiziki bedenim), hem de manevi varligim (bilincim) istiraplara garkoldu, yok olmanin esiklerine yaklasti; son dört-bes yil öncesine kadar genellikle mutsuz hissettim; ama, yilmadim; saplantilara takilip kalmadan, üsenmeden aradim; ve sonunda buldum, mutluyum: bu anlamda, bu kitap, benim Kisisel Manifestom'dur. Bu anlamda; bu kitap, özellikle gençler için yazilmistir; ama, düsünme aliskanligi terketmemis olan her yastan insan; eger, bu felsefeyi benimsemelerinin ve hayata geçirmelerinin gerektirdigi cesaret ve sabira sahip olabilirlerse; gerçekten insana-özgü bir hayatin ne oldugunun sirlarini kesfedeceklerdir. Bu felsefeyi anlayip hayata geçirecek olan insanlarin, benim hatalarimi yapmasina ve hayati bir mutsuzluk olarak yasamasina imkan yoktur; bu anlamda, bu kitap, bireysel irrasyonelliklerini rasyonelize ederek kurduklari felsefelerle, insan bilincini felceden, insani mutsuzluga ve tahribe sevk eden filozoflardan, onlarin acentaligini yapan çesitli unsurlardan aldigim kisisel intikamdir: bu felsefe, onlarin kurbanlarindan bazilarini ellerinden kurtaracak, müstakbel kurbanlarini da azaltacaktir. Cumhuriyetle birlikte dilimizde yapilan "özlestirme" ameliyesinin; "Türkik" dillerin en yüksek hali olan Osmanlicayi tahrip ettigine, genellikle "özlestirme" akimina inananlarin yönlendirdigi Türk Kültürü'ne kavramsallik-öncesi dillere benzeyen, somutla-sinirli yeni bir ilkel dilin egemen olduguna kaniyim. (Bu konuyu, "Yeni Gündem" dergisinin, onbes günlük fikir dergisi halinin 1985 yili, 28, 29 ve 30. sayilarinda tefrika edilmis olan "Öztürkçecilik Açmazi ve Dil Üzerine Bir Trialog" baslikli makalemde incelemistim.) Ben de, genellikle bu yeni dilde kültürlendim. Bir dilsel sikinti içinde oldugumu farkediyordum; ama, bir yabanci dil ögrenene kadar, sikintimin sebebini kimlikleyememistim. Ben de dahil, Türk okuyucusunun çogu, halen dünya tarihinde esi bulunmaz bir garabetin içinde yasar: anavataninda dogup büyüdügü halde, o vatanin resmi dili oldugu iddia edilen bir dilde egitilip kültürlendigi halde, felsefe gibi en soyut konularin tartismasini; iyi bildigi yabanci dilde, kendi anadilinden -ki anadili, ayni zamanda onun kültür dilidir- daha iyi yapabilir. Ben de, bu hastalikla malulüm: dilim, zaman zaman rahatsiz edici ölçüde hantal gelirse; okuyucudan özür dilerim. Öztürkçecilik tahribatinin kelimesel sonuçlarini asabilmek için Osmanlica kelimeler kullandim; ama, Osmanlicayi bir sistem olarak -maalesef- bilmiyorum; bu yüzden, Öztürkçecilik tahribatinin yapisal sonuçlarini asacak fazla bir sey yapamadim. Bazi dilsel denemelerde bulundum; fakat, okuyucu tarafindan barizce yanlis bulunan hususlarda; kendimin otorite olarak kabul edilmesinden ziyade, rasyonelce yazilmis bir gramere basvurulmasini tavsiye ederim. "Felsefe" Kavrami Hakkinda: "Felsefe" kelimesi; Eski Yunanca "filos" (bir seye karsi duyulan sevgi, ask) ile "sofia" (akil, ilim, bilgelik, hikmet) anlamina gelen kelimelerden türetilmistir. Bu eserde kullanilan anlamda felsefe: evrenin, insanin ve insanin evrenle iliskisinin asli tabiatini arastiran düsünce sistemidir. Evren, varolan seylerin tümüdür. Evrenin bir parçasi olmasina ragmen; felsefenin, "insan"i ayrica konu edinmesi; insanin, evrenin tek akli varligi olmasi olgusundan kaynaklanir. "Asli tabiat"la kast edilen sudur: felsefe, özel bilimlerden farkli olarak mevcudiyetin özel bir veçhesini degil; bütününü arastirir, insanin bu mevcudiyet içindeki yerini tesbit eder. Bir benzetmeyle, özel bilimler agaçlarsa, felsefe ormani mümkün kilan topraktir. Mesela; felsefe, su anda Türkiye'de mi yoksa Uganda'da mi bulundugumuz sorusuna cevap vermez; ama, bunu ögrenmenin yollarini gösterir. Felsefe, egildigi konulardan dogan bes daliyla bu islevi yerine getirir: metafizik, epistemoloji, ahlak, politika ve estetik. Kitaptaki her bölüm, bu dallardan birine tahsis edilmistir. Felsefenin esas dali olan metafizik: mevcudiyeti (realiteyi) en temel hususiyetleri açisindan arastiran felsefe dalidir. Baska bir deyisle metafizik, -canli veya cansiz, insan veya gayriinsan- evrende varolabilen herseyle ilgili asgari müsterekleri konu edinir. Metafizik, felsefenin temelidir. Bütün felsefe sistemleri metafizik içinde sorulmus sorulara verilmis cevaplar etrafinda insa edilir. Mesela: Evren belirli tabiat kanunlariyla yöneltilen, dolayisiyle anlasilip kontrol altina alinmasi mümkün bir yer midir, yoksa anlasilmaz bir kaos, izah edilemez bir mucizeler alani, teslim olunacak bir tehdit midir? Etrafimizdaki seyler, bilincimizden bagimsiz olarak mevcut mudur, yoksa kafamizda yarattigimiz birer illüzyon mudur? Insan, serbest iradeye sahip, kendini üretebilen ve idare edebilen bir kahraman midir, yoksa "ilahi tecelli" veya "üretici güçler" gibi kendi disindaki kuvvetlerin programladigi, cevhersiz, çaresiz bir otomaton mudur? Bu gibi sorulara verilecek cevaplar sonucu ortaya çikan soyutlamalar (prensipler, aksiyomlar, kavramlar vs.) o felsefenin metafizigini teskil eder. Felsefenin ikinci dali epistemoloji, insanin mevcudiyet içinde davranabilmesi için gereken bilgileri elde etmenin ve bu bilgilerin dogrulugunu tahkik etmenin yöntemlerini arastirir. Metafizik ve epistemoloji, felsefenin teorik temelini teskil eder. Üçüncü dal ahlak ise felsefenin teknolojisi olarak düsünülebilir: ahlak, felsefenin insan hayatinin bütünlestiricisi haline gelmesinin yollarini gösterir, bireyi insa eder. Ahlak, var olan her seyle degil, sadece birey olarak insanla ilgilidir: karakteri, faaliyetleri, degerleri, mevcudiyetle olan iliskileri. Yani; ahlak, bireyin hayatinin gayesinin ne olmasi gerektigini tayin eden, bu gayeye erismek için nasil bir seyir tutturmasi gerektigini gösteren, faaliyetleri sirasinda yapmak zorunda kalacagi tercihlerde kendisine rehberlik edecek degerler hiyerarsisini ve prensipleri nasil elde edecegini gösteren bir sistemdir. Ahlak, bir yandan insanin kendi karakterinin ne olmasi gerektigini belirlerken, diger yandan onun baska insanlara nasil davranacaginin kurallarini ortaya koyar ve politika isimli felsefe disiplinine yol verir. Felsefenin dördüncü dali politika (siyaset felsefesi), bu anlamda ahlakin türevidir. Politika, insana-özgü bir toplumsal sistemin temel prensiplerini belirleyen felsefe dalidir. Felsefenin besinci dali estetik; metafizik, epistemoloji ve ahlak üzerine bina olur ve sanatin ne olmasi gerektigini arastirir. Sanat, onu yaratan ve izleyenlerin felsefesinde soyut olarak mevcut kavramlari, degerleri, prensipleri somut bir ürüne dönüstürür; o felsefenin degerlendirilmesini mümkün kilar; insan bilincinin elestirmenligi görevini yapar. Felsefenin Önemine Dair: Görüldügü gibi dogru bir felsefeye sahip olmak, insana-özgü bir hayat sürdürmenin önsartidir. Ama, bugün, bir çok insan; felsefeyi, bazi eksantrik insanlarin bir hobisi olarak görür. Bunun en önemli sebebi, felsefe adi altinda ortada gezen çogu fikriyatin irrasyonel olmasi olgusudur. Irrasyonel filozoflar, felsefeyi öylesine anlamsiz bir hale sokmuslar; ve çesitli irrasyonel ekollerden ibaret olan modern felsefe, rasyonel felsefe önünde öylesine kalin bir sis perdesi yaratmistir ki; rasyonel olma çabasinda olup da, felsefeyle tanismak isteyen çogu insan, büyük bir ihtimalle, modern felsefenin ürünlerinden biriyle karsilasir; ve bu ürünü anlamaya çabalarken hissettigi tatsiz duyguyu kimliklendirebilmesini saglayacak ve öyle hissetmekte hakli oldugunu kanitlayacak felsefi anahtarlara da sahip olmadigindan; suna benzer bir duyguyla, felsefeden tamamen uzaklasir: "Öff; ben böyle soyut terimlerle düsünmem hiç. Ben, gerçek-hayatla ilgili, somut, spesifik problemlerle ugrasmak istiyorum. Felsefeye, niye ihtiyacim olacakmis ki?" Cevap sudur: Felsefe, tam onun için, yani gerçek-hayatla ilgili, somut, spesifik problemlerle ugrasabilmek için gereklidir. Bazi insanlar, felsefeden hiç etkilenmemis olduklarini zannederler ki; kendilerine yanildiklarini söylemek gerekecek. Gerçek odur ki: günlük hayatlarina rehberlik eden ve üzerinde hiç düsünmeden kullandiklari çogu prensip, deger, düstur, vecize, atasözü, klise, slogan, tekerleme, vs.; belirli felsefelerin ürünüdür. Bazi filozoflarin anlasilmaz teorilerini okurken, sikintidan baska bir sey hissetmiyorsaniz; tamamen haklisiniz. Fakat; bunlari, "Saçma oldugunu bildigim halde; neden bu teoriyi incelemem gereksin ki!" diye bir kenara atarsaniz; yanilirsiniz. Evet, saçmadirlar; fakat, bir yandan bu teorileri saçma ilan ederken; öte yandan, bu teorileri üreten filozoflarin vardiklari sonuçlarin hepsini, ürettikleri kliselerin hepsini kabul etmisseniz; onlari çürütmege muktedir degilseniz; saçma oldugunu bilmiyorsunuz demektir.O saçmalik, insan mevcudiyetinin en hayati konulariyla, ölüm-kalim meseleleriyle ugrasmaktadir. Yanlis da olsa; hiçbir önemli felsefi teori, bos yere ortaya atilmaz; hepsinin gerisinde, mesru bir mesele vardir; insan bilincinin gerçek bir ihtiyaci söz konusudur. Fakat; bazi felsefeler, bu meseleyi çözmeye çalisirken; bazilari ise, muglaklastirmaya, yozlastirmaya, çözümün kesfini engellemeye ugrasir. Felsefi teorileri anlamazsaniz, onlardan en kötülerine maruz kalirsiniz. Kötü felsefe, insani tahrip eden felsefe demektir. Bu anlamda dogru bir felsefeye sahip olmak sizin "mesru müdafaa"niz için gereklidir. Bu arada; böyle bir felsefeyle ilk defa tanismak üzere olanlara gipta ettigimi belirtmek isterim; çünkü, çikmaya hazirlandiklari bu entellektüel seyahat boyunca, bugüne kadar onlari düsündürmüs olan ve hiç bir felsefede cevabini bulamadiklari bir çok sorunun cevaplandirildigini veya üzerinde hiç düsünmedikleri bir çok yeni felsefe ufku açildigini göreceklerdir.
|