|
Descartes, bir matematik dehasiydi ve bu alanda cebirin geometriye uygulanmasindan olusan yeni bir kod buldu. Bu kol, analitik geometri ya da koordinat geometrisi olarak çesitli adlar altinda bilinir. Descartes, ayni zamanda, diyagrami da buldu. Bir diyagram üzerinde yer alan herkesin bildigi o iki çizgi onun adini tasimaktadir.
Bunlara Kartezyen koordinatlar denir; Kartezyen de, Descartes adindan türetilmis bir sifattir. Matematigin apaçik ve tümüyle güvenilir kesinlikleri Descartes’i heyecanlandirmaktaydi. Böylece, matematige kesinligini veren seyin, bilginin öteki alanlarina uygulanip uygulanamayacagini düsünmeye basladi. Eger bu mümkün olabilirse, hiçbir seyin kesin olarak bilinemeyecegini savunan Septikleri kolayca çürütebilecek bir sey olacakti elimizde. Fakat, bundan da önemlisi, modern anlamiyla bilimin üzerinde insa edilebilecegi dünya hakkinda kesin bilgi elde etmenin bir yöntemine kavusabilecektik. Descartes, matematigin, kesinligini su bir dizi nedene borçlu oldugunu sonucuna vardi. Matematik tanitlamalar, son derece basit az sayida öncülden baslamaktaydi; bu basitlik, (iki nokta arasindaki en kisa mesafe düz bir çizgidir önermesinde oldugu gibi) o denli temel ve apaçikti ki onlardan süphe etmek olanaksizdi. Daha sonra, her seferinde mantiksal bir adim atilarak bu tanitlamalardan tümdengelimsel biçimde ilerlenirdi. Her adim, yanlislanamaz, çok basit ve yine kesindi. Daha sonra, –ki bu matematigin büyüsüne kapilmis herkesi kendinden geçiren bir seydir – her biri basit ve apaçik olan öncüllerden yine her biri basit ve apaçik olan mantiksal adimlarla ilerlerken, ne basit ne de apaçik olan sonuçlara vardiginizi fark edersiniz: Önünüzde öngörülmemis buluslarla dolu bir dünya açilmaya baslar. Bu buluslarin çogu sasirticidir ve uygulamada büyük yararlari vardir; ayrica hepsinin dogruluguna güvenilebilir. Insana, kesfedilmeyi bekleyen bu dünyanin bir sonu yokmus gibi gelir. Descartes’in yaptigi gibi, matematikçiler beklenmedik yeni yollar açmislar hep. Simdi, bu yöntemi matematiksel olmayan bilgilere tastamam uygulamak mümkün müdür, diye sorar Descartes. Matematigin disinda dogrulugundan süphe edilemez önermeler bulabilirsek, onlari, tümdengelimsel kanitlamalarda öncül olarak kullanabiliriz; bu durumda, onlardan mantiksal olarak çikarsadigimiz hersey dogru olmak zorundadir. Bu bize, bilgi yolunda buluslarina yüzde yüz güvenebilecegimiz yöntemsel bir temel saglayacaktir. Fakat, böyle öncüller var midir? Yoksa, matematik ve mantik disinda, kesin olarak bilebilecegimiz bir sey yok mudur? Bu tür kesin öncüller arayisinda Descartes üç evreden geçti. Ilkin, dogrudan ve dolaysiz deneyi önüne koydu. Çiplak gözle kilise kulesine ya da bir bölümü suya batmis su agaca baktigimda, elbette duyularimin dolaysiz tanikligina güvenebilirim. Ama heyhat! Arastirma sirasinda, dogrudan gözlemin bizi sik sik yanilttigi ortaya çikmaktadir. Gündüz altin gibi parlayan, günbatiminda kizillasan su kilise kulesi, diger zamanlarda gri görünmektedir. Suya girdigi noktada egik görünen su dalin, sudan çikartildiginda düz oldugu görülüyor. Dolayisiyla, onlara ne kadar dogrudan baksam da, aklim ne kadar uyanik ve tetikte olsa da, gerçekte seylerin bize göründügü gibi olduklarindan asla emin olamayiz. Bryan Magee
|