THALES Aristoteles’ den ögrenilenlere göre;Thales suyu,sivi olani,arkhé,yani her seyin basi,kökü,ilkesi sayiyormus. Onun felsefesinin özü bu imis. Her sey sudan türer,yine suya döner. Düz bir tepsi gibi olan yer de su üstünde,sonsuz Okeanos’ da yüzer. Thales’ in ögretisi,kolayca görülebildigi gibi,mythos ile büsbütün ilgisiz degil. Örnegin burada Okeanos sözü geçiyor.
Yunan mitolojisinde Okeanos (okyanus) tanrilar ile insanlarin babasidir. Sonra Thales suya “tanrisal” diyormus. Bu da mythos’ un gücünü ayrica göstermektedir. Bütün bu gözlemlerden o,suyun hem yapici,hem yikici gücünü,denizin sonsuzluk ve tükenmezligini,vb. çikarmis olabilir. Ama bu gözlemlerle bir düsünce de temel oluyor:dogayi açiklamak için girisilen bu eski denemelere-soyut olarak dile getirilmis olmasa bile-belli bir düsünce kilavuzluk etmektedir;bu da: “Hiç’ ten hiçbir sey meydana gelmez” düsüncesidir(Aristoteles,bunu hakli olarak belirtiyor). Bundan dolayi kendisi meydana gelmemis ve yok olmayacak olan bir varligi her seyin ilk nedeni olarak kabul etmek gerekiyordu. Meydana gelmemis ve yok olmayacak olan varlik da,kendi kendisiyle özdes kalan,kalici olan bir ana maddedir,arkhé’ dir. Thales’ in göz önünde bulundurdugu da maddi bir varlik olan da su’ dur. Suya ana madde deniyor,her sey kendisinden olustugu için. Her sey sudan,bu ana maddeden çiktigi için de,ondan kurulmustur. Bu arkhé kavrami görecegiz,ancak Thales’ ten sonraki gelismede yavas,yavas aydinlanacaktir. Thales’ in kendisi yalniz arkhé sorunu üzerinde durmustur. Miletli filozoflar dogayi açiklamalarina temel olarak canli bir maddeyi almislardir. Thales,bu anlayisinda,canli ile cansiz arasindaki karsitligi ortadan kaldirip,bunlari daha yüksek bir birlik içinde kavratacak bir kavrami ileri sürmeye kalkmiyor. Bu karsitlik,onun için henüz bir sorun degil. Sözünü ettigi madde,onun için kendiliginden canlidir. Bu madde kendiliginden degisebilir,türlü biçimlere girebilir,yaratici bir sey bu. Thales’ in “Her sey tanrilarla dolu” demis oldugunu Aristoteles’ ten ögreniyoruz. Bu da su demek:Her sey canlidir,her sey,içinde tanrisal bir yaratici gücü tasiyan su ile doludur. Thales bir de miknatis ile elektriklendirilmis kehribarin “ruh” tasidigini söylermis. Miknatis gibi etki olan her sey yaraticidir,canlidir,ruhludur. Ancak sonralari birbirinden ayirt edilecek bu “canli” ve “ruhlu” kavramlari,ilkin özdestirler ve baslangiçta ana maddenin degisme yetenegini anlatmak,bundan çesitli varliklarin nasil meydana geldigini açiklamak için kullanilmislardir. ANAXIMANDROS Anaximandros da,Thales gibi,arkhé sorunu üzerinde durmustur. O da var olanlarin kökeninin,ana maddenin ne oldugunu soruyor. Ona göre ilk-maddenin sonsuz,tükenmez olmasi gerekir,çünkü ilk-madde sonsuz yaratmasinda sinirsiz ve tükenmez oldugunu gösteriyor. Thales de yeri çevreleyen sonsuz ve sinirsiz Okeanos’ ta ana maddeyi bulmustu. Ama sonsuz kavramini ilkin açik olarak açiklayip,bunu maddeye yükleyen Anaximandros olmustur. Bu sonsuz ilk-maddeye o Apeiron(siniri olmayan) adini vermistir. Ancak,Anaximandros ana maddeye yalniz sonsuzluk niteligi yüklemekle kalmiyor,daha da ileri gidiyor:Ilk-madde yalniz sonsuz degildir,sonsuz olandir da;çünkü ona,daha yakin olan baska bir belirlenim yüklenemez. Thales ilk-maddeyi su ile,demek ki belli,bilinen belli bir madde ile bir tutmustu. Anaximandros’ a göre ise,bunu yapamayiz,çünkü her belli,belirli sey sonlu ve sinirlidir da,yani karsiti ile sinirlanmistir:Sicak soguk ile,sivi olan kati olanla,vb. sinirlanmistir. Her belirli olan,dolayisiyla sonlu ve sinirli olan sey,meydana gelmis olan bir seydir-sicak soguktan,sivi katida-ve yeniden karsitina döner. Böylece,birbirinin karsiti olan seylerden biri,öteki karsisinda zaman,zaman agir basar;bu da,bunlarin içinden çiktiklari sonsuz ana madde içinde yeniden arinmalarina kadar sürer. Apeiron anlayisindan Anaximandros çok özgün bir doga görüsü gelistirmistir:Apeiron’ dan önce sicak ile soguk olmustur. Sicak,baslangiçta soguk ve karanlik olani(biçimlenmekte olan yeri) bir alev küresi olarak bir kabuk gibi sarmisti. Soguk’ tan iki karsit:kati ve sivi dogmustur. Sivi’ dan ,yeri çevreleyen alev küresinin sicakligi yüzünden,bugular yükselip alev küresini halkalara,atesle dolu olan hava tekerleklerine bölmüslerdir. Bu tekerlekler de birtakim deliklerinden-günes,ay-alevler saçarlar. Böylece hava (bugu) ile atesin birlesmesinden gök meydana gelmistir. Yer, Thales’ in düsündügü gibi ,düz tepsi biçiminde degil,bir silindir,yuvarlak bir sütun biçimindedir ve boslukta serbest olarak durur;gök de yerin etrafinda döner. Yer,önce denizle kapli idi, yeryüzünde ilk meydana gelen canlilar da,suda yasayan,balik gibi yaratiklardi(Anaximandros ,deniz hayvanlarinin fosillerini herhalde görmüs olacak). Insan da,sonra, baliga benzeyen bu ilk canlilardan türemistir;çünkü yardima muhtaç bir çocukluk çagi geçirmek zorunda olan insanin,yeryüzünün bu ilk devirlerinde yasamis olmasina olanak yoktur. ANAXIMENES Anaximenes de arkhé sorunu üzerinde durur;o da ,Anaximandros gibi ana maddenin,bu varlik temelinin birlikli ve sonsuz olmasi gerektigini söyler. Ama bu sonsuz seyi,o da,Thales gibi,belirli bir seyle bir tutar:Ona göre ilk –madde hava’ dir. Hava,sonsuz bir hava denizi olarak evreni kusatir ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer. Düsünmede atilgan olma bakimindan Anaximenes,Anaximandros’ a yetisemiyor. Soyut bir ilke olan Apeiron’ un yerine somut bir seyi hava’ yi koymakla,doga tasarimi da,Anaximandros’ un kine göre, bir gerileme sayilabilir-felsefe bakimindan. Yalniz Anaximenes’ in iki anlayisi var ki,felsefeye iki yeni görüs olarak girip yerlesmislerdir: 1.Anaximenes, “bir hava(soluk)olan ruhumuz-psykhé-bizi nasil ayakta tutuyorsa,bunun gibi,bütün evreni (kosmos) de soluk ve hava sarip tutar,” diyor. Böylece,ruh kavrami felsefede ilk defa olarak ortaya çikmis oluyor. Burada ruh,insanin canli vücudunu ayakta tutan, daha dogrusu bir arada tutan,onu canli kilan,onun cansiz bir yigin olarak dagilmasini önleyen “sey”dir;burada ruh, yasam diye,canli vücudu cansizdan ayiran diye anlasiliyor ve soluk ile bir tutuldugu için,maddi bir sey olarak düsünülüyor tabii. Imdi nasil hava-soluk-olan ruh,insanin vücudunu cansiz bir madde olarak dagilmaktan koruyorsa, bunun gibi hava da evrenin bütününü,onun düzenini ayakta tutar. Hava:canli, canlandiran sey,etkin olan bir ilke. Onun bu canliligi,etkinligi olmasaydi,evren, sadece,ölü,dagilan bir yigin olurdu;boyuna yeni biçimler alan ,kendini canli olarak degistiren yaratici bir varlik olamazdi. 2.Bütün nesnelerin kendisinden çikmis oldugu madde,ana madde kavraminin yavas,yavas belirdigini yukarida söylemistik. Bu “madde”önce,Thales’ te oldugu gibi kendinden degismekte olan bir canli varlik gibi düsünülür ve bu arada cansiz madde ile canli arasinda bir ayirma yapilmaz. Bu ayirma,ilk olarak, Anaximenes’ te belirmeye baslamistir. O ana maddenin canli olmasi gerektigini düsünmekle, “madde” kavraminin belirlenmesine dogru önemli bir adim atmis oluyordu. Thales ,suyu sadece cansiz bir madde degil de,canli gibi degisebilen bir varlik saydigi için, “bu ana maddeden nasil oluyor da veya ne gibi bir süreçle nesnelerin çoklugu meydan gelebiliyor?”sorusunu sormak gereksemesini duymamisti. Anaximenes’ te ise,bu soru artik ortaya konuluyor. Çünkü Anaximenes havayi,hayatin ve ruhun asil maddesi saymakta,genel olarak madde kavrami da,kendisinde bir seyler olan,bir seyler geçen madde kavrami belirmis, bununla da bu maddede olup bitenler üzerinde,maddedeki süreç üzerinde bir düsünceye yol açilmis oluyor. Gerçekten Anaximenes bu soru üzerinde durup düsünmüstür. Kendi kendisiyle ayni kalip degismeyen, bununla birlikte bir yigin kiliga giren ana maddedeki bu süreç,bu degisme nasil oluyor? Anaximenes’ in ögrettigine göre:Hava,yogunlasma ve gevsemesi ile çesitli nesnelere dönüsür: genislemesi ve gevsemesiyle ates olur;yogunlasmasiyla rüzgarlar,bulutlar meydana gelir;bulutlardan su,sudan toprak,yüksek bir yogunlasma derecesinde de taslar meydana gelir. Böylece,ates,sivi ve kati-maddenin bu üç ana biçimi-özü bakimindan hep kendisiyle ayni kalan tek bir ana maddenin çesitli yogunlasma ve gevseme evrelerinden baska bir sey degildir. Bütün varolanlar bu ana maddeden kurulmuslardir ve her sey onun bu anlatilan degismeleri yüzünden olusur. HERAKLEITOS Herakleitos’ un da baslica ilgisi,Miletliler gibi,varlik sorununa yönelmistir. O da,öz varligin bütün degisiklikler içinde birligini yitirmeyen o gerçek varligin,o ana maddenin(arkhé) ne oldugunu arastirir. Ona göre,evrenin temel maddesi ates’ tir. Ates,bütün varolanlarin ilk gerçek temelidir,bütün karsitlarin birligidir,içinde bütün karsitlarin eridigi birliktir. Varlik sorununa verilen bu yanitta,Miletlilerinki ile,bir Anaximenes’ inkiyle karsilastirilirsa,pek bir yenilik yok. Burada bir madde yerine baska bir madde,hava yerine ates konmaktadir. Ancak,Herakleitos’ un bu savini kanitlayisi yakindan incelendikçe,onun düsüncesiyle Miletlilerinki arasinda temelli bir ayrilik oldugu görülür. Miletli filozoflar ana maddeyi kalici,kendi kendisiyle özdes bir sey,doganin degismeyen tözü sayiyorlardi. Onlar için bu kalici töz,dogada en telli,en önemli olandir,gerçek physis,asil doga budur,bu degismeyip kalan seydir. Buna karsilik Herakleitos,sunu belirtmekten usanmaz: Evren boyuna akan bir süreçtir,basi sonu olmayan bir degismedir,hiç durmayan bu degisme içinde kalan,sürüp giden hiçbir yoktur. Pante rei-her sey akar:bu onun ana görüsü. Iste atesin ilk-madde oldugu düsüncesine de Herakleitos buradan variyor. Örnegin bir tahtayi yakip kemiren alevin,tahtayi boyuna yakip kemirir,onu boyuna duman ve bugdaya çevirir. Evren de böyle tükenmez canli bir atestir,sürekli bir yanma sürecidir. Daha dogrusu,dönümlü (periyodik) bir süreçtir bu. Bunda,sürekli olarak,bir “yokus yukari” çikaran,bir de “yokus asagi” indiren yol vardir. Evren atesten meydana gelmistir ve burada olup bitenlerin sonundaki bir “Büyük Yil” da yeniden ates tarafindan kemirilecektir-yeniden dogmak için. Bu,böylece,nöbetlese,dönümlü olarak hiç tükenmeden sürüp gider. Bu sürekli olus içinde durucu,kalici bir sey buldugumuzu sanirsak, Herakleitos’ a göre,bu,bir yanilmadir,bir aldanmadir. “Ayni irmakta iki kez yikanamayiz. Ikinci kez girdigimizde bu irmak büsbütün baska bir irmaktir artik. Bu arada akip giden sular onu baska bir irmak yapmislardir.” Karsimizda “ayni sey” in bulundugunu sandigimiz her yerde durum böyledir. Kalici seyler varmis sanisina kapilmamiz,degismenin kuralsiz degil de,belli bir düzene,belli bir ölçü ve yasaya göre olmasi yüzündendir. Bu ölçüye,bu yasaya Herakleitos logos diyor. Evrende egemen olan yasadir,düzen akildir(logos). Evren bize,bir yandan sürüp giden bir devinme,öbür yandan da karsit seylerin sonu gelmez bir savasi olarak görünür. Bu karsitlar ile bunlarin arasindaki savas olmasaydi,evrende nesneler de olmazdi. Çünkü nesneler, dönümlü ilerleyen bir yanma sürecinin evreleridir,savasa egemen olan yasanin karsitlari uzlastirilmasindan meydana gelmis olan uyumlardir,birliklerdir. Dolayisiyla, “savas her seyin babasidir”;savasi kaldirirsak dünyadaki bütün seyler de ortadan kalkar. Durup kalan bir varligin olmadigi,sadece bir olusan oldugu,her nesnenin sürekli bir degisme içinde bulundugu ve bu arada karsitlarini içine aldigi ögretisinden,bir obje için salt dogru bir yarginin olmayacagi mantiksal sonucu çikarilabilir;nitekim Sofistler bu sonucu çikarip süphecilige varmislardir. Herakleitos’ un kendisi hiçbir yerde bu sonucu çikarmamistir. XENOPHANES Ögretici nitelikteki kosugundan kalan parçalarindan Xenophanes’ in,halk dininin tanrilari insan gibi tasarlamasiyla savastigini görüyoruz. Bu,onun gördügü baslica is. Tanrilarin bu insanlastirilmasi-anthropomorphism- Homeros ile Hesiodos’ ta yüksek edebi bir biçim de kazanmisti ve bunlarin Yunan egitiminde çok önemli bir yerleri vardir. Xenophanes söyle diyor: “Homeros ile Hesiodos,ölümlüler(insanlar)arasinda suç sayilan,utanilan bütün seyleri tanrilara da yüklemislerdir. Tanrilar hirsizlik ederler,yalan söylerler,eslerini aldatirlar. Sonra:ölümler saniyorlar ki,tanrilar da kendileri gibi dogmuslardir,kendileri gibi giyinirler,kendilerinin biçimindedirler. Nitekim Habesler tanrilarini kendileri gibi kara ve yassi burunlu; Trakyalilar sarisin ve mavi gözlü diye düsünürler. Böyle olunca,atlarin,aslanlarin elleri olup da resim yapabilselerdi,atlar tanrilarini at gibi,aslanlar da aslan gibi çizeceklerdi. Oysa,tanrilar ne aslan biçimindedirler, ne zenci gibidirler,ne de Yunan heykellerinde oldugu gibi insan kiligindadirlar”. Halk dininin tanrilari insan biçiminde tasarlanmasina karsi, Xenophanes kendi tanri tasarimini koyar. Bu arinmis bir tanridir . Ona göre: “Bir Tanri vardir;bu, tanrilar ve insanlarin en ulusudur;ne biçimi ,ne de düsünmesi bakimindan ölümlülere benzer;bu tek Tanri bastan asagi isitmedir,bastan asagi düsünmedir, her seyi düsünceleri ile hiç zahmetsiz yönetir”. PARMENIDES “Dogru (aletheia) ve sani (doksa) üzerine” bir arastirma olan yapitinin basinda,Günes kizlari,filozofu her seyi bilen Tanriçaya götürmektedirler;Tanriça ona bilgeligi,yasamanin o biricik dogru yolunu ögretecektir. Filozof,ondan iki sey ögrenip ölümlülere bildirecek:Tam ve son dogru ile içlerinde gerçekten inanilabilecek hiçbir sey bulunmayan insanlarin sanilarini. Ögretici (didaktik) ve manzum olan yapit da,buna göre,iki bölüme ayrilir: “Dogru’ ya giden yol” ile “sanilara götüren yol”. Birinci bölümde,biricik dogru olan “Bir Varlik” incelenir. Bu mantiklastirilmis bir metafizik. Bir Varlik’ in disindaki her sey bir yanilmadir, bir aldanmadir. Ikinci bölümde kosmoloji ele alinir. Miletlilerinki gibi olan bir doga felsefesi bu. Burada,meselâ,gelip geçici seylerin dünyasinin (doga=physis) iki etkenin birlikte çalismasindan meydana geldigini söyleniyor:Hafif ve aydinlik olan ates ile agir ve karanlik olan gece’ den. Bu dünyanin bilgisi ikinci derecededir,çünkü gerçek olmayan bir dünyanin bilgisidir bu. Birinci bölümde,su sonuca varilir:Bir varlik vardir-Esti gar einai-Parmenides buna,kisaca,Bir,Bir olan da der. Bir birliktir o,kendi içine kapalidir, dogmamistir,yok olmayacaktir,degismez,bölünmez,yogunlasmaz,seyreklesmez. Bunun karsiti olan her görüs,varolmayani var diye göstermek zorunda kalir,bu da olamaz. Çünkü Varolan meydana gelmis bir sey olsaydi,varolmayan bir seyden dogmus olmasi gerekirdi,böylece varolmayan gerçekten varolmus olacaktir. Yok olsaydi,yerine varolmayan geçecektir. Degisme,hiç olmazsa belli bir yönüyle,bir meydana gelme ile bir yok olmadir. Bölünebilir olsaydi Varlik, bölümlerinin arasina bir varolmayan girerdi. Yogunlasma ile seyreklesmede de böyledir:yogunlasma ile seyreklesme,bir maddenin az ya da çok bir bölümünün bir araya birikmesi demektir. Imdi bilginin amaci ve ödevi:varolani düsünmektir ;yanilmasi da:Varolanin içinde varolmayani düsünmeye,bunu varsaymaya kalkismasidir. “Yalniz Varolan vardir ve nacak bu düsünebilir: Varolmayan yoktur ve düsünülemez de.” Bu,Parmenides ’in ana- önermesidir. Varolmayan derken de Parmenides,belli bir seyi,az çok açik olarak göz önünde bulundurmaktadir:Bos uzayi. Bir de sunu belirtelim:Parmenides’ in Bir Olani, kendisinden önceki filozoflarda oldugu gibi, cisimsel nitelikte bir seydir. Bunu Parmenides, kendi içine kapali,birligi olan “küre biçiminde” diye düsünür. Simdiye kadar ki filozoflarin doga açiklamalari hep deney ve düsünmeye, baska bir deyisle,bir takim deneylerin düsünme ile islenmesine dayaniyordu. Parmenides’ te ilk olarak,ilk olarak deney bir yana birakiliyor,salt düsünme ile-Varlik üzerinde yalniz düsünmekle-Varolanin nitelikleri üretilmeye çalisiliyor. Varlik’ in özü geregi,meydana gelmemis,degismez,bölünmez oldugu sonucuna bu yolla variliyor. Bu arada, Anaximandros,ana maddenin öncesiz, sonsuz- Apeiron-oldugunu söylemekte,Elealilara biraz olsun öncülük etmistir denilebilir. Deneyin bir yana birakilmasi,Varolanin bilgisinin salt düsünceden,salt akildan çikarilmak istenmesi,deney ile bir çekismeye vardirmistir ;çünkü deney hareket eden,degisen meydana gelip yok olan seylerin renkli bir çogunlugunu karsimiza çikarir. Parmenides ise boyuna degisen çokluk karsisinda,bunun tam karsiti olan bir seyi, kendi içine kapali,hep oldugu gibi kalan bir birligi koyar. Ama Parmenides’ e göre o çokluk bir aldanma,bir yanilmadir.-Durmadan degismeyi,dolayisiyla çoklugu asil gerçek sayan Herakleitos ile tam bir karsilik var burada-Bu çoklugu bize gösteren de duyulardir, onun için duyular bizi yaniltirlar;duyu algilari bilginin yanlis kaynagidir. O tek ve gerçek Varolani kavratan ise düsünmedir;dolayisiyla da bilginin dogru yoluna düsünme ile girilir. ELEALI ZENON Zenon,Parmenides’ in Bir Olan’ in biricik gerçek varlik oldugu ögretisini, çoklugu ve hareketi varsaymanin düsünülemeyecegini,böyle bir düsüncenin çelismelere sürükleyecegini göstermeye çalismakla desteklemistir. Bunu da o,çokluga ve harekete karsi ileri sürdügü pek ün salmis olan kanitlariyla yapmistir. Bu kanitlarda,sonsuz bölünebilen bir uzay ve zamani kabul etmenin,bizi nasil yigin güçlükle karsilastirdigi göstermek istenilir. Çoklugun olamayacagini gösteren kanitlardan birine göre:nesneler bir çokluk iseler,hem sonsuz küçük,hem de sonsuz büyüktürler. Çünkü varolani böler de,bu böldügümüz parçalarin artik bölünemez parçalar oldugunu düsünürsek,bunlar büyüklügü olmayan bir hiç olurlar;bir araya getirirsek bunlari,yine olumlu bir büyüklük elde edemeyiz;büyüklügü olmayan bir seyin kendisine eklenmesiyle hiçbir sey,büyüklük bakimindan bir sey kazandirmaz. Bu parçalari uzamli-uzayda yer kapliyorlar-diye düsünürsek,çogun bir araya gelmesiyle sonsuz bir büyüklük meydana gelecektir. Ikinci bir kanita göre:Nesneler çok iseler,sayica hem sonlu,hem de sonsuz olurlar. Sayica sonludurlar,çünkü ne kadar iseler o kadar olacaklardir,daha çok ya da daha az olamayacaklardir. Sayica sonsuzdurlar da nesneler,çünkü boyuna birbirlerini sinirlarlar,böylece de kendilerini baska nesnelerden ayirirlar;bu baska nesnelerin kendileri de yine yakinlarindaki nesnelerle sinirlanirlar ve bu böyle sürüp gider. Üçüncü bir kanitta Zenon “her sey uzaydadir” deyince uzayin da bir uzay içinde bulunmasi,uzayin içinde bulundugu bu uzayin da yine bir uzayda bulunmasi gerekir diyor;bu da böylece sonsuzluga kadar gider. Hareketin gerçekligine karsi Zenon’ un ileri sürmüs oldugu kanitlari Aristoteles’ ten ögreniyoruz. Bunlarin arasinda en çok bilineni,Akhilleus ile kaplumbaga arasindaki yaris kanitidir. Bu yarista,kendisinden biraz önce yola çikan kaplumbagaya Akhilleus hiçbir zaman yetisemeyecektir,çünkü baslangiçtaki kaplumbaga ile kendi arasindaki mesafeyi kosmak için geçen zaman içinde kaplumbaga,az da olsa biraz ilerlemis olacaktir. Akhilleus’ un bir de bu araligi kosmasi gerekecektir,ama bu arada kaplumbaga,pek az da olsa,yine biraz ilerlemistir;bu böyle sonsuzluga kadar gider. Bu kanitin özünü bir baska kanitta daha iyi görebiliyoruz: “Bir kosu pistinin sonuna hiçbir zaman ulasamazsin”,çünkü pistin önce yarisini,bu yarisinin da ama yine yarisini,bu yarisinin da yine yarisini geride birakmak zorundasin,bu da böyle sonsuzluga kadar gider. Sonlu bir zaman içinde sonsuz sayidaki uzay araliklari nasil geçilebilir? Bir baska kanit: “Uçan ok durmaktadir”,çünkü bu ok her anda belli bir noktada bulunacaktir;belli bir noktada bulunmak demek de durmak demektir;ama hareketinin her aninda duruyorsa,ok,yolunun bütününde de durmaktadir. Su son kanit da hareketin göreligine-rölatifligine-dayanmaktadir: Belli bir noktalar dizisi,biri durmakta olan,öteki de ters dogrultuda ilerleyen iki dizinin yanindan geçerse,ayni zaman içinde hem büyük,hem de küçük bir mesafeyi geçmis olacaktir,yani bu dizinin ayni zaman içinde çesitli hizlari olacaktir,hareketin duran ya da ters dogrultuda ilerleyen dizi ile ölçüstürdügümüze göre. Zenon’ un keskin antinomia’ lari,tabii,yalniz sunu göstermek için:Varolani bir çokluk ve hareket düsünürsek çelismelere düseriz,öyle ise Varolan ancak “bir” ve hareketsiz olabilir. PYTHAGORAS Pythagorasçilar aslinda bir din toplulugu ama,baslangiçtan beri bilim ve sanat ile de yakinda ilgilenmisler,bu arada matematik ve musiki ile çok ugrasmislardir. Matematik ile musiki arasinda bir baglanti da kurmuslar. Pythagoras’ in kendisi,ses perdesi ile uzunlugu arasinda bir iliskinin oldugunu bulmus. Matematik ile böylesine yakindan ugrasan Pythagorasçilar,sayilardan edindikleri bilgileri genellestirerek sayilari bütün varligin ilkeleri (arkhé) yapmislardir. Musikideki uyum (harmonia) yasalarinin sayilarla anlatilabilecegini gördüklerinden ve bütün olaylarin sayilara tabii bir yakinligi oldugunu anladiklarindan sayi ögelerinin bütün varliklarin da ögesi oldugu düsüncesine varmislardir. Onlara göre,nesnelerin özü,gerçegi,varligin ana maddesi sayidir. Kendilerinden önce ana madde olarak hep maddi bir sey;su, hava ya da ates ileri sürülmüstü. Ilk bakista Pythagorasçilar in sayisi ile,maddi olamayan bir seyin varliklarin ilk nedeni,evrenin temeli yapilmakta oldugu sanilabilir. Ancak,ilk Pythagorasçilar sayinin ideal yapisini henüz bilemezler, onlar da sayiyi cisimsel bir sey diye tasarlarlar. Yunan felsefesinin hemen baslangiçlarinda varlik üzerine birbirine tam karsit olan iki anlayis belirtilmistir. Bir yandan da Parmenides varligi hiç degismeyen,duran bir birlik diye anliyordu. Öbür yandan da Herakleitos için varligin ana özelligi,asil gerçegi hiç durmayan bir degisme olmasidir. EMPEDOKLES Doga bilgisinin gelismesinde çok önemli bir yeri olan öge(element) kavramini ilk ortaya koyan Empedokles olmustur denilebilir. Öge,burada,kendi içinde bir cinsten,niteligi bakimindan degismeyen,artik bölünemeyen,yalniz çesitli hareket durumlarina geçebilen madde demektir. Bu anlayisla da, Parmenides’ in “Varlik” kavrami ise yarar bir hale getirilmis oluyordu. Bu ögeler de,Empedokles’ e göre dört tane imisler:Toprak,su,ates,hava. Bunlara dördüncü öge olarak topragi eklemekle Empedokles,ta günümüze kadar-hiç olmazsa belli bir anlayista-yasayacak olan “dört öge ögretisi” ni kurmustur. Empedokles’ e göre,bu dört öge,evren yapisinin ancak gereçleridir. Evren bu gereçlerden kurulmustur. Dört ögenin kendileri,tipki Parmenides’ in “varlik”i gibi,degismez tözler olduklarindan,bunlarin kendisinde bir hareket nedeni bulunamaz;yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle karisamazlar,kendiliginden bu karismayi bozarlar. Onun için doga açiklamasinda,bu dört ögenin yani sira bir de hareketin bir nedeni ,hareket ettirici bir güç te gerek. Empedokles’ e göre,dört ana ögeyi birbiriyle karistiran,bunlarin karisimlarini yeniden çözen neden de sevgi ile nefrettir. Empedokles’ in bu anlayisinda,madde ile kuvvet (olusu saglayan neden),ilk olarak,iki ayri ilke olmuslardir. ANAXAGORAS Anaxagoras’ a göre,duyu verileri arastirmalarimiza çikis noktasi olarak alinmalidir-duyularin bilgi degeri sinirli bile olsa. Ona göre,kesin anlaminda bir meydana gelme ile yok olma yoktur. Görünürdeki olusma ile yok olma, gerçekten varolan öz’ lerin (khremata),tohum’ larin (spermata) birlesmesi ve dagilmasindan baska bir sey degildir. Deney dünyasinda nitelik bakimindan ne kadar çesitlilik varsa, nitelikçe birbirinden ayrilan o kadar sperma(ana madde) vardir. Duyularimizla kavradigimiz nesnelerde sperma’ larin hepsinden var ve nesneler kendilerine agir basan sperma çesidine göre adlandirilirlar. Nesnelerin nitelikçe degismesi demek de;bilesimlerine yeni sperma’ larin girmesi ya da bir takim sperma’ larin bu bilesimden ayrilarak belli bir sperma’ in üstünlük kazanmasidir. DEMOKRITOS Ona göre de “Varolan”,meydana gelmemistir,yok olmayacaktir,degismezdir, hep kendi kendisiyle ayni kalir. Ama “varolan” in disinda bir de “varolmayan”, yani “bosluk” da uzay da vardir. Uzay yüzünden “varolan”,kendileri artik bölünemeyen,görülemeyen kiliklara (ideai) ayrilir. Bunlara Demokritos atom (bölünemeyen) adini verir. Yine bos uzay yüzünden atomlar hareket olanagi da kazanirlar. Atomlar yapica birdirler,hepsi cisimseldir,birbirlerinden yalniz biçimleri,bosluk içindeki yerleri ve düzenlenisleri,büyüklükleri,agirlik ve hafiflikleri(agilik ve hafiflik de yine büyüklükle ilgili) bakimindan ayrilirlar. Atomlarin olabilen biricik degisiklik harekettir,yani yer degistirmedir. Atomlarin birbirlerinden ayrilmalari,sadece nicelik bakimindandir,sadece büyüklük,küçüklük,yer,düzence vb. ayriliklaridir. Onun için Demokritos atomlarda (bu gerçek varliklarda) renk,ses,sicaklik,sogukluk vb. niteliklerin bulunmadigini söyler. Renkleri görmemiz,sesleri isitmemiz,sicakligi duyumlamamiz,tatliyi,aciyi tatmamiz,ancak duyu yanilmasidir,bir “karanlik” bilgidir. Duyular,asil gerçegi,yani artik bölünmeyen son parçalarini(atomlari) bilebilecek kadar keskin degildirler. Duyu bilgisi nesnelerin iç dokusunu,gerçek yapilarini göremez,bunu ancak düsünen akil kavrayabilir. Ama bunu söylemekle Demokritos,henüz düsünme ile algi,düsünülen dünya ile algilanan dünya arasinda ilkece bir ayrilik yapmiyor;bu ikisini birbirinden ayiran yalniz,keskinlik ve kesinlik dereceleridir. Atomlar bastan beri kendilerinden hareket ederler. Kimisinin hareketi yavas,kimisininki hizlidir;bu da onlarin agirliklari ile ilgilidir. Boslukta çesitli hizlarda hareket eden atomlar uzayin büyükçe bir yerinde karsilasinca burada bir yigilma olmus,atomlarin birbirlerine çarpmalarindan bir çevrinti dogmus,bu çevrintide atomlar elenmis:Kaba ve agir hareketli atomlar ortada toparlanip topragi meydana getirmisler;hareketleri hizli olan ince atomlar ise yukariya itilip suyu,havayi ve atesi olusturmuslardir. Anaxagoras gibi Demokritos için de ay, günes ve yildizlar çevrinti yüzünden bosluga firlayip tutusmus olan tas yiginlaridir. Demokritos “gerçek,atomlar ve atomlarin hareketleridir” ögretisini ruhu açiklamada da kullanilir. Örnegin,algi ile düsünme,bu iki ruh olayi ona göre vücudumuzdaki atomlarin en incesi,en hafifi ve en düzü olan ates atomlarinin (bunlar vücudu sicak tutarlar,hareketli,dolayisiyla canli kilarlar) bir hareketidir. Bu da açikça materyalist bir anlayistir. Demokritos’ tan önceki filozoflar da “varolani”, bu arada ruhu da,cisimsel saymakla materyalisttirler,ama Demokritos’ un ki çok bilinçli bir materyalizm. PLATON Platon’ un metafizik görüsü,onun simdiye kadar ki felsefesinde gerek biçim, gerek içerik bakimindan esasli degisiklere yol açmistir. Felsefesinde simdi idea ögretisi önemli bir yer aldigindan,artik Platon erdem bilgisi için zorunlu bir temel olan “ruhun ölmezligi”düsüncesini bundan böyle gelenegin ögrettigi gibi- mythos seklinde- birakamazdi,bunu temellendirmeyi denemesi de gerekiyordu. Ruhun bundan önceki varliklarinda bu dünyada ve Hades’ te bulunmus oldugu düsüncesi de yetismezdi;simdi ruhun idealar dünyasina geçirilmesi,kökünün burada oldugunun belirtilmesi de gerekliydi. Ruh,Platon’ a göre,aslinda idealar bulunuyordu,buradan sonra yeryüzüne inmistir. Bundan dolayi da,ruhun iyiligi ile kötülügünün kökünü disarida degil de,ruhun kendisinde,kendi içinde aramalidir. Ruhu Platon üç kisma bölüyor:Ruhun idealara yönelmis olan,güdücü akilli bir kismi(logistikon) ile iki tane de isteyen,duyusal yönü vardir. Bu sonunculardan bir tanesi akla uyarak soylu,güçlü,istençli eyleme,öteki de akla karsi gelerek bayagi,maddi duyusal isteklere,istaha götürür. Bu düsüncesini Platon, Phaidros dialogunda ,biri beyaz öteki yagiz iki atin çektigi bir arabayi kullanan bir sürücü simgesi ile canlandirmistir. Burada sürücünün kendisi,arabayi güden olarak akli karsilar;beyaz at soylu istege,yagiz at da maddi istege karsiliktir. Iste ruhun yagiz kötü atla simgelenen yönü,arabayi hep asagilara sürüklemek istedigi için, Tanrisal dünyada ruhu idealari görmekten alikoymus,onun yeryüzüne düserek bir vücutla birlesmesine,böylece ruhla bedenden kurulmus insanin meydana gelmesine yol açmistir. Duyulur dünyadaki nesneler,nasil oluyor da duyulur üstü bir dünya ile, buradaki “idea”denilen gerçek varliklarla(ontos on)bir baglanti kurabiliyorlar? Bu baglantiyi Platon,önce, “pay alma,” “katilma”(methexis)ya da “bulunma”(parousia)kavramlariyla açiklamisti. Nesneler bakimindan görüldükte bu baglanti bir pay alma,bir katilmadir. Idea,birligi olan,kendi kendisiyle hep ayni kalan seydir. Buna karsilik,meydana gelen,boyuna degisip yok olan nesneler idealardan ancak pay alirlar ve ancak ideaya,bu gerçek varliga katilmalari , bundan pay almalari yüzünden belli bir sey olurlar. Idealar bakimindan görüldükte ise,baglanti “bulunma”dir:Idea tek nesneye girer,onda bulunmasiyla nesneye varligini,niteliklerini,ölçü ve orantilarini kazandirir:Buna göre , duyusal nesnelerdeki degisiklikler idealarin gelip-gitmesinden ileri gelir. Bu gelip-gitmesinde idea tek nesnede bazen bulunur , bazen de onu birakir , Baglanti sorununda baslangiçta durum bu idi. Simdi doga sorunu ile karsilasip da idea ögretisinde degisiklik yapinca , Platon bu görünüsünü de birakmistir: Idealar artik nesnelerin ilk örnekleridir(paradeigmata). Nous (Evrensel Akil) ya da Tanri bu örneklere bakarak yeryüzündeki nesneleri yaratmistir. Simdi “pay alma” ve “bulunma” yerine yanilsama(mime sis) geçmistir: Idealar ilk örneklerdir(paradeigmata) ; yeryüzündeki olus içinde bulunan nesneler,duyusal varliklar da bunlarin yansilari,kopyalari,resimleridir. Cisimler dünyasinin gerçeklik derecesi , idealar dünyasindakinden azdir ; çünkü biri asil , öteki de bunun kopyasidir. ARISTOTELES Aristoteles mantiginin kökleri Platon’ un idea ögretisindendir. Platon gibi Aristoteles için de,gerçek varlik(ontos on) tümeldir ve tümelin bilgisi de kavramdir. Buraya kadar tam bir Platon’ cu olan Aristoteles,bundan sonra hocasindan ayrilir: Ona göre Platon,idealarla fenomenler,tümel ile tekil arasinda inandirici bir baglanti kuramamistir. Bu baglantiyi kurmak için yaptigi bütün denemelere ragmen,idealar dünyasi fenomenler dünyasindan ayri,baska bir dünya olarak kalmistir. Idea ögretisi öz ile görünüsü,varlik ile olusu birbirinden koparip ayirmistir. Platon’ un birbirinden ayirdigi bu iki dünyayi-birisi algilanan ,öteki düsünce ile kavranan-kendi gerçek kavraminda yeniden birlestirmek Aristoteles’ in baslica problemi olacaktir:Idea ile fenomen arasinda öyle bir baglanti kurulmali ki,bu baglanti bize algilanani kavramsal bilgi ile açiklayabilmeyi saglasin. Bu baglantiyi da Aristoteles söyle kuruyor:Ona göre idealar,tek tek nesnelerin özüdür;bunlarin varliklarinin varoluslarinin nedenidir; bunun böyle oldugunu göstermek de felsefenin ana ödevidir. Platon’ da iki ayri dünya vardi:Idealar dünyasi(asil gerçek olan dünya;duran,kendi kendisiyle hep ayni kalan dünya),bir de duyu dünyasi(meydana gelip yok olan nesnelerin,boyuna degisen seylerin dünyasi). Aristoteles için ise idealar dünyasi duyular dünyasinin içindedir. Aristoteles,metafiziginde Yunan felsefesinin bir ana-sorununu “görünüslerin-fenomenlerin-degisken çoklugu arkasinda birligi olan,kalan bir varlik olmalidir” problemini,sözü geçen sorgulayici düsüncesiyle ele almis ve onu gelisme kavramiyla çözmüstür. Kendisine en yakin dönemde Demokritos ile Platon “gerçek varlik” kavramini belirlemeye çalismislardi: Demokritos’ a göre “gerçek varlik” atomlar ve bunlarin hareketidir;Platon’ a göre ise,fenomenlerin “nedeni” olarak idealardir. Ama Platon,idealar ile fenomenleri birbirinden kesin sinirla ayirmisti. Aristoteles için ise “gerçek varlik”, fenomenlerin içinde gelisen özdür (ousia,essentia). Bu anlayis ile Aristoteles,artik fenomenlerden ayri, ikinci üstün bir dünya kabul etmez;nesnelerin kavram halinde bilinen varligi,fenomenlerin disinda ayri bir gerçek degildir,fenomenlerin içinde kendini gerçeklestiren öz’ dür;öz(ousia), “hep olmus olan varliktir”; öz,kendi biçimlenmelerinin biricik dayanagidir,ancak bu biçimlenmelerinde “gerçek” bir seydir,bütün fenomenler de öz’ ün gerçeklesmeleridir. Iste Aristoteles,Herakleitos ile Elea metafizigi arasindaki karsiligi,bu gelisme kavramiyla asmistir. Aristoteles,Yunan felsefesinin bir ana-sorununu bir bakimdan çözmüs oluyordu. “Varlik” burada,kendisinden “olus” açiklanabilecek gibi düsünülmüstür. Miletliler’ in hylozoisminden ta Demokritos ve Platon’ a kadar ki Yunan felsefesinin bütün ögeleri Aristoteles’ in bu ögretisinde bir araya toplanmislardir. Kavramda bilinen varlik “genel öz”dür;bu öz,görünüslerinde form yüzünden kendi olanagini gerçeklestirir,bu gerçeklesme olayi da harekettir (kine sis). Buna göre varlik,olus’ ta meydana gelmis olan seydir; “olmus olan”dir. Öz’ ün görünüslerinde kendisini bu gelistirmesine Aristoteles,entelekheia der.
|