|
Her yazar yaslanip olgunlasmayla birlikte bir tür filozofa dönüsmeyi hayal eder. Birçogu o kritik anin geldigi zehabina kapilarak filozof gibi davrandikça gülünç olurlar. Bazilari ise farkinda olmadan filozof olup, farkina varinca da bunun tadini çikarirlar...
Herkül Milas bu ikinci gruptan. Kendisini nesnelestirirken bizleri de meselenin dogal parçasi kilan mütevazi kaleminin altinda, her an yüzeye çikip bizi hafifçe tirmiklayan bir derinlik var. Basit gözüken konularin karmasikligini idrak ederken, birçok karmasik meselenin de insani açidan ne denli basit bir ilkesellige dayandigini Milas’in yazilarinda görüyoruz. ‘Hakaret, Alinganliklar ve Yasaklar’ baslikli yazisi da bir zihniyet meselesinin nasil tersyüz edilebileceginin, karsimizdakine atfettigimiz nitelemelerin bazen nasil bize de isaret ettiginin epeyce hin oglu hin bir biçimde sergilenmesiydi. Ifade özgürlügünü isledigi bu makalede Milas, yasaklarin bizzat yasaklayanin zararina oldugunu çarpici bir biçimde ortaya koymakta: “Sonuç olarak siz okuyucular benim bu konuda ne düsündügümü hiçbir zaman ögrenemeyeceksiniz. Kapali toplumlarda sik rastlanan bir durumdur bu. Hatta kapali toplumun tanimi belki de budur: Herkesin ‘kabul edilebilir’, herkesin ‘hazmedilebilecek’ laflarin disinda bir sey yazmadigi, konusamadigi ve duymadigi bir toplum. Böyle bir çevrede ‘fazla’ farkli olani ögrenemezsiniz. Ben kendimi yasalara ve yasaklara bakarak hizaya getirdikçe siz de genel ifade özgürlügü kisitlamalari çerçevesinde farkli düsüncelerden uzak kalacaksiniz...” Açiktir ki bu paragraf farkliligi olumlu bir deger olarak görenler için anlamli... Diger bir deyisle Milas söylemese de belirli bir zihniyetin içinden sesleniyor. Farkliligi zararli gören otoriter bakisa sahip biri için yazarin bu görüsleri bile yeterince farkli ve zararli olabilir. Öte yandan farkliligi olumlu bulanlar da monolitik bir yapida degil: Bu baglamda Avrupa ve ABD yasal sistemini mukayese eden Milas, fikir özgürlügünün kolaylikla ‘hakaret’ olarak yorumlanmasina karsi, “gocunanlara ‘gocunmamaya çalisin’ tavsiyesinde bulunan” bir yargi anlayisini benimser gözüküyor. Isin adalet dagitma kismi bir yana gerçekten de ‘gocunmamaya çalisma’ hem kisi hem toplum düzleminde en temel olgunlasma süreçlerinden biri. Kendi kimliginin kudsiyetine bel baglayan gocunma halinden, o kimlige mesafe almanin ötesinde, tüm kimliklerin üzerinde insani ve felsefi bir bakisi yansitan gocunmama haline geçis; baskalariyla birlikte yasayabilmenin de sirlarindan biri. Ancak bu olgunlugun birlikte yasama açisindan yeterli kosul oldugunu öne sürmek güç. Çünkü bir de ‘gocundurmamaya çalisma’ diye baska bir olgunluk hali var. Alinganlik yapmayan insanlarin kendilerini zihnen özgürlestirdikleri ne denli dogru olsa da; buna yaslanarak bazilarinin bilerek alinganlik yaratacak eylemlere girismelerini nasil degerlendirecegiz? Bunu ifade özgürlügünün geregi olarak kenara koyup dokunulmaz kilmanin anlami birlikte yasamanin olanaksizligi olmayacak mi? Belki bu noktada eski bir konuya liberaller ile demokratlar arasindaki farkliliga gelebiliriz. Liberaller için çogunlugun belirledigi ve herkese uygulanan kurallarin varligi mesru bir toplum yaratmak için yeterli. ‘Kendin için istemedigini baskasina da yapmadigin’ an mesele çözülüyor. Liberaller için toplum esas olarak hukuki bir varlik... Oysa demokratlar açisindan kritik olan kurallarin ‘nasil’ olustugu ve bu mekanizmanin ‘öteki’ni ne denli kusattigi. Mesruiyet ötekini duymakla ilgili. Dolayisiyla baskasina ne yapip yapmayacagin, onunla konusmadan bilinebilir degil... Demokratlar için toplum esas olarak ahlaki bir iliski agi... Filozof dürtükleyince insan ister istemez düsünüyor... Etyen Mahçupyan
|