Ana Sayfa arrow Felsefe arrow Felsefenin Dogusu
Felsefenin Dogusu PDF Yazdır E-posta
Insan, bugünkü biyolojik yapisina, ellibin yil önce, iki milyon yil süren bir evrim sürecinin sonucunda ulasmistir. O günden bu yana yasamis oldugumuz süreç toplumsal degisim sürecidir. Bunun ilk bölümünde önemli bir degisim de yoktur.

Bugüne gelindikçe degisim giderek hizlanir. Günümüzde ise toplumsal degisim bas döndürücü bir hal almistir. Insan, ilk dönemde tipki diger hayvanlar gibi, dogada hazir bulduklarini toplayarak ya da avlanarak yasamini sürdürür. Ama insan, hayvanlardan farkli olarak, bunu yaparken alet yapar ve yaptigi aletleri kullanir. Bu özelligi sayesinde dogaya her gün biraz daha fazla egemen olurken; kendisini de her defasinda yeniden yaratmistir.

Ilkel Kominal dönemde yaptigi aletlerle dogayi hizla tüketen insan, her defasinda yeni bir dogal bölgeye göç ederek yasamini sürdürmeye çalismistir. Ancak bu süreç zaman içinde doganin yeniden üretilmesi ile sonuçlanmistir. Insan, artik, dogayi dogrudan tüketmenin yani sira, dogayi sayisal olarak üreterek yeni bir yasam biçimi olusturmustur. Doganin sayisal olarak üretilmesi iki farkli alanda uzmanlasmis farkli iki toplum yaratmistir. Bu toplumlardan ilki, bitki tarimi yapan ve bu nedenle de topraga bagli yasayan köyler, yani uygar toplumlardir. Ikincisi, hayvanlari evcillestirip üreterek yasamini sürdüren, topraktan belli ölçüde bagimsiz göçer barbar toplumlardir.

Ilkel Kominal dönemde toplumlarin üretim ve tüketim etkinlikleri ve bunun sonucu olusturduklari kültür de birbirine çok benzemektedir. Oysa doganin sayisal olarak üretilmesindeki iki farkli etkinlik birbirine benzemeyen iki ayri toplum biçimi yaratmistir.

Toplumlar arasindaki; dogal kaynaklarin, topraklarin veya ürünlerin paylasilmasi konusunda çikan anlasmazliklarin güç kullanilarak çözümlenmesinde; barbarlar genellikle uygarlardan daha kazançli çikmislardir. Bu nedenledir ki barbar sözcügü kaba kuvvetle es anlamda kullanilagelmistir.

Iki farkli kültür, günümüzden 5000 yil önce, Mezopotamya'da ortak bir üretim süreci olusturmuslardir. Hayvan gücü kullanilarak yapilan tarim, baska bir deyisle karasaban devrimi, insanin tükettiginden fazla üretmesine neden olmustur. Bu durum toplumun yeniden organizasyonu ile sonuçlanmis ve devlet kurumu dogmustur.

Devletle birlikte toplumsal düzeni saglayan yaygin yaptirim güçleri; gelenek, örf, adet ve töre, yerini, devletin koydugu daha net ve kesin yaptirim gücü olan hukuka birakmistir. Hukuk; devletin toplumsal düzeni belirleyerek denetledigi, yazili kurallar sistemidir. Yani artik insan yazmaktadir. Insanin ilk yazilarinda yalnizca yasalar degil ayni zamanda mitolojik öyküleri de vardir. Bu dönemin yazilarinin en genel özelligi imzasiz yani anonim olmalaridir.

Bu dönemde doga olaylari ve gök cisimleri siki bir gözlemle bilinebilir hale gelmistir. Ancak bu tür bilgiler rahipler sinifinin disina hiçbir sekilde sizdirilmamistir.

I.Ö. 1000 yillarinda, bu kez Ege, ulasmis oldugu gelismislik düzeyi ile insanlik için yeni bir kilometre tasi olusturmustur. Gelisen tarimsal üretim pazari büyütürken, yeni bir degisim aracinin dogmasina neden olmustur: para. Para, bir yandan degisimi kolaylastirirken, diger yandan da zenginligin yayginlasmasini saglamistir. Bu sayede Ege kentlerinde yeni varlikli sinifin dogmustur.

Bu varlikli sinif, ekonomik güçlerini toplumsal yönetime ortak olma dogrultusunda kullanarak, tarihte ilk kez daha yaygin bir egemenligin yasanmasina, yani sinifsal özellik de tasisa ilk demokrasinin dogmasina neden olmustur.

Demokrasi yetismis insana gereksinim duydugundan, bu dönemde bilgi deger kazanarak yayginlasmistir. Bilim ruhban sinifin tekelinden kurtulmus ve yayginlasmistir. Örgütlü olmasa da egitim yayginlasarak; akil dogmalarin yerini almaya baslamistir. Çok tanrili dinlerin de etkisi ile dini bir hos görü yayginlasmistir.

I.Ö. 8. yüzyila gelindiginde, yazi geliserek bireysellesmis, hukuk ve mitlerin disinda bireysel duygular ve bilim, yazinin konulari içine girmistir. Hatta ilk kez kisisel hukuk denemeleri ve kralligin dayattiginin ötesinde tarih yazilmistir.

I.Ö. 6. yüzyildaysa Miletli Thales (Tales) insan aklini binlerce yildir kurcalayan "Evren nedir?" sorusuna ilk kez dinlerin disinda bir yanit aramistir. Iste bu felsefenin baslangicidir. Bu baslangiçta:

   1. Gelisen ekonomik kosullarla zenginlesen toplum
   2. Yayginlasan yönetim erki yani demokrasi
   3. Dogmalarin kosullanmalarini asacak ölçüde hosgörülü laik anlayis etkili olmustur.

Miletli Thales Thales'in felsefe tarihindeki önemi; evrenin nasil olustuguna ait görüsleri degil, ama bu konuyu ele alis biçimidir. Çünkü o ve dönemin Anadolulu filozoflarinin hareket noktalari; "hiçten bir sey olmaz" düsüncesidir. Bu, dine karsi maddeci bir yaklasimin ifadesidir. Anadolu düsünürleri evrenin bir ilk olandan (arkhé), degiserek, olustugu düsüncesindedirler. Her biri ayri arkhéler öne sürmüslerdir. Ancak ortak yanlari evrenin yaratilmamis oldugu düsüncesidir.

Ege'nin öbür tarafinda, Atina'da, ise farkli bir dünya görüsü agir ve emin adimlarla gelmektedir. Sokrates, Platon ve Aristoteles evrenin olusumunun temelinde düsünceyi esas almaktadirlar. Her ne kadar Atina tanrilari ile aralari hos degilse de; çok daha farkli ve soyut bir tanri fikrinin dogmasina katkida bulunmaktaydilar. Aralarinda ögrenci-ögretmen bagi olan bu üç düsünür idealizmin ilk kaleleridir.

Ege'nin iki yakasinda farkli yaklasimlar geliserek taraftar toplarken adali düsünürler bu iki kampa ayni mesafede uzak kalmislar ve kuskucu bir yaklasimin ilk temsilcileri olmuslardir.

Bu üç farkli -ve neredeyse uzlasmaz görünen- yaklasim, günümüz felsefe akimlarinin da bir biçimde içinde yer aldiklari, idealizm-materyalizm-septisizm'den baskasi degildir.
Ortaçagda Felsefe

Antik Ege uygarliginin ardindan felsefe, yeni dünya dini Hristiyanligin etkisi altina girmistir. Bu dönemde felsefenin islevi, dinin dogmalarini temellendirmek ve savunmak olmustur. Antik Çagin iki ünlü düsünürü Platon ve Aristoteles'in düsünceleri bir yandan resmi ideolojiye dönüsürken, diger yandan da kitaplari yasaklanmistir. Ayni ilgiyi Islam Ortaçaginda da görürüz. Bu iki düsünür Islam düsüncesinde de önemlidirler.

Kölelerin esitlik ve insanca yasama mücadelesi ile dogan Hristiyanlik, bir süre sonra, din adamlari elinde bir baski ve zulüm aracina dönüstürülmüstür. Hristiyan hukuk sistemi olan Engizisyon artik bir iskence aleti gibidir.

14 - 15. yüzyilda yine kilise çevresinde baslayan yenilikçi hareket, bir yandan Hristiyanligin baslangicindaki insani özüne geri dönmeye çalisirken, diger yandan laik bir yasam biçimi temellendirme arayisina girer. (Reform-Rönesans)

Iste tam da bu noktada, tipki I.Ö. 6. yüzyilda oldugu gibi, insanligin yardimina felsefe yetisir ve 17. yüzyilda Descartes, dini felsefelerin dokunulmaz düsünürü Aristoteles'i elestirirken, kuskuyu, dogruyu bulmanin yöntemi haline getirir. Yeni biçimi ile septisizm, yalnizca felsefenin degil, bilimlerin de önünü açar. Aydinlanma ve onu izleyen burjuva devrimleri insanligi 20. yüzyila tasir.

Reform, Rönesans, aydinlanma ve Burjuva Devrimleri insani temel alirlar. Ancak sanayi devrimi ve dünya savaslari ile savrulan insanlik; 19 ve 20. yüzyilda, bir yandan kapitalizmin elestirisi olan sosyalist akimlarin, diger yandan, yasanan karamsarligin yeni metafizik yaklasimlarla asilmasi olan varolusçuluk gibi akimlarin dogmasina neden olur. Gelisen kapitalizm, insan düsüncesinin renklerini pragmatizm ve liberalizme, bilimse deneycilik ve olguculuk akimlarina tasir.

Ancak tüm akimlar daha önce sözünü ettigimiz üç temel anlayisin; surasinda yada burasinda ama içinde yer alirlar. Yani insan akli, hala, antikitenin idealist, maddeci veya septik (kuskucu) akimlarinin degisik bin bir rengine bürünerek varligini sürdürür.

Felsefe Sözcügünün Anlami

Pythagoras - Pisagor Felsefe sözcügü ilk kez Antik Ege'de Samos'lu matematikçi düsünür, Pythagoras (Pisagor I.Ö. 6.yy) tarafindan kullanilmistir. Pythagoras; dost ve bilgi anlamlarindaki filos ve sofia sözcüklerini yan yana getirerek kendisini ifade etmistir. Çünkü ona göre eksiksiz bilgelik (sofia-sophia) ancak tanrilara yakisir. Insan ise sofia'nin yalnizca dostu olabilir. Yani felsefe bilginin dostu anlami tasimaktadir.

I.Ö. 4. yüzyilda Atina'li düsünür Platon bilgiyi doxa ve sofia olarak ikiye ayirdiktan sonra; bu bilgilerin ardina düsen farkli iki anlayista insan tanimi yapar. Bu dünyanin aldatici bilgileri pesinde kosan filodox ve gerçek bilgiyi arayan filozof...

Platon -Eflatun Platon'un bu tanimi yaygin kabul görür. Ortaçaga, ögrencisi Aristoteles ile birlikte damgasini vuran Platon'un görüsleri; Islam kültüründe de en az batidaki kadar etkilidir. Hatta Platon o kadar kabul görür ki; adi Eflatun'a bile çikar. Sufi, sofu ve feylesof sözcükleri Filosofia sözcügüne karsilik gelmektedir.

Bu sözcükler, Islamiyet'in kabulünden sonra Türkçe'ye de girerek günümüzde kullandigimiz biçimi almistir. Platon'un adi dilimizde çogu zaman Eflatun olarak kullanilir.

Sevki YESILPINAR

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?