|
Avrupa'da aydinlanma çagiyla birlikte, Aristo'nun "Bütün, parçalarinin toplamindan büyüktür." felsefesinin yerine, "Bütünü mümkün oldugu kadar parçalarina ayirarak incelemek gerekir." yaklasimi giderek daha çok kullanilmaya baslandi. Newton'la bilimsel dünyaya daha çok yerlesen bu anlayis günümüzde de etkisini sürdürmektedir. Bu yaklasim özellikle fiziksel sorunlara pratik ve yararli çözümler getirdi ve Newton'la birlikte üstünlügünü oldukça uzun bir süre korudu. Etkisini de halen çok büyük oranda sürdürmektedir, çünkü uygulamada sorunlarin büyük çogunlugunu bu yöntemle çözüyoruz ve çözmeye de devam edecegiz. Analiz yöntemi dedigimiz bu yöntem, özellikle Batida bilim dünyasinda dört yüzyildir hakim olan bir görüstür. Bilim belirli bir düzeye ulasinca, insanlar yasam ve yasamin amacini sorgulamaya basladilar. Ancak uygulanan yöntem yani analiz yöntemi bu sorulara yanit vermekte yetersiz kaldi.
Analiz yönteminin yetersiz kaldigini ilk farkedenlerden biri de Ludwig Von Bertalanffy adli bir biyologdur. Bertalanffy, Aristo felsefesinin çagdas deyimlerle ifadesinden baska bir sey olmayan,"Genel Sistem Kuramini" bilim dünyasina kabul ettirmistir. Ludwig Von Bertalanffy 1925 yilinda sundugu doktora tezinde görüslerini su sekilde açiklamaktadir: "Yasayan cisimlerin temel karakteri organizasyonlaridir. Bu nedenle geleneksel olarak tek tek parçalarin ya da süreçlerin incelenmesi yasamsal olayin tam olarak açiklamasini yapamaz; çünkü bu sekildeki bir arastirma, parçalar ve süreçler arasindaki koordinasyon hakkinda bize herhangi bir bilgi vermez. Bu nedenle biyolojinin ana görevi, biyolojik sistemlerin kanunlarini ( bütün organizasyon düzeylerinde ) bulmak olmalidir. Biz yeryüzünde temel olarak kuramsal biyolojinin esaslarinin bulunmasi gerektigine inanarak harekete geçtik. Bir arastirma yöntemi olarak bu görüse, organizmik biyoloji ve organizmanin sistem kuramini açiklamak için bir girisim adini verdik." Biyoloji kelimesinin yerine herhangi bir bilim dalinin ismini koyarsak, tez anlam olarak geçerliligini koruyacaktir. Buradan da söyle bir sonuç çikmaktadir: organize bir bütünü anlayabilmek için hem bütünün parçalarini, hem parçalar arasindaki iliskileri hem de sistemin çevreyle olan iliskilerini anlamak gerekir. Yani parçalardan çok hem parçalararasi, hem de parçalarin ve bütünün çevreyle olan iliskileri önemlidir. Bu iliskiler ya da etkilesimler yumagiyla da ancak sistem düsüncesiyle, yani sistemi çevresiyle birlikte bir bütün olarak ele alan yaklasimlarla basa çikilabilir. Sistem yaklasiminda kullanilan bilimsel yöntem artik analiz yöntemi olamaz. Bu yöntem sentez yaklasimidir. Artik önce bütünün ne oldugu ortaya koyulmali sonra etkilesimler ve daha sonra parçalar üzerinde durulmalidir. Yeni yaklasimin yönetimdeki adi organizmik yaklasimdir. Mekanistik ve organizmik yaklasimin organizasyon yapilari üzerindeki etkileri "Kapitalizmin Yedi Kültürü" isimli kitaplarinda, Charles Hampden - Turner ve Alfons Trompenaars tarafindan söyle açiklanmaktadir: .." 'Organizasyon' (kurulus) kelimesi, sözlük anlaminda 'araç' olan 'organon' sözcügünün kökünden türetilmistir. Böylelikle bir organizasyon çesitli isler yapmak için tasarlanmis bir makina gibi kabul edilmelidir. Piyasalar da makina olarak algilandigindan, 'piyasa mekanizmasi' deyimi kullanilmaktadir.... Amerikalilar ve analiz düskünü kardesleri, bir sirketi bir mekanizmaya benzetirken, Japonlar, Singapurlular, Fransizlar ve Latinler daha çok bir organizma olarak kabul etmektedirler. Birincisi hasar verilmeden analiz edilebilirken, ikincisinin yasamini sürdürebilmesi için bütünlügünün bozulmamasi gerekir. Bir mekanizma kendine yeterlidir, ama bir organizmanin ilgiye gereksinimi vardir. Bulundugu ortamdan dogal destek bekler ve tüm çevresiyle karsilikli bagimlilik içindedir. Yine bir mekanizma yalnizca kendini olusturan parçalarin bütününden baska birsey degilken, bir organizma parçalarindan daha üstün olan bir anlam, amaç ve dogrultu tasimaktadir." Yukaridaki alintida sözü edilen mekanizma benzetmesi klasik ve organizmik benzetmesi de neoklasik organizasyon yaklasimlarini temsil eden benzetimlerdir. Ilerleyen bölümlerde daha ayrintili açiklanacagi gibi mekanistik yaklasimda açikca belirtilmese de organizasyonun zihinsiz oldugu varsayilir. Benzer sekilde organizmik yaklasimda organizasyonun tek zihinli bir varlik oldugu ve sosyal sistem anlayisinda organizasyonun çok zihinli oldugu varsayilir. Çok zihinliligin kabul edilmesi organizasyonlarin karmasik (komplex) bir sistem olarak ele alinmasi gerektigini gündeme getirdi. Karmasikligin nedeni de zihinli sistemlerin ayni zamanda amaçli sistemler olmasidir. Aslinda bu yaklasim da bütünü tam olarak gözönüne alan bir yaklasim degildir. Örnegin; ruhsal varlik olmamiza ragmen, sosyal sistem anlayisinin bu konuyla ilgili bir açiklamasi yoktur. Sosyal Sistem teorisinde kaos ve karmasa vardir, ama bunun ötesine geçebilmek için kati cisim fiziginden kuantum fizigine geçmek gerekiyor. Organizasyon ve yönetime kuantum anlayisiyla yaklasilirsa yeni boyutlara ulasma sansimiz vardir. Ancak bu yaklasim henüz teorik olarak da tam olarak oturmus degildir. Bilinenlerle elde edilen sonuçlar, yani bu bakis açisiyla ulasilan iyi sonuçlar az da olsa vardir. Yeni binyilda büyük olasilikla kuantum fiziginin ve mikrobiyolojinin (genetik) yönetim ve organizasyon teorileri üzerindeki etkileri tartisilacaktir. Bilimdeki bu gelismeler dogal olarak organizasyona bakis açimizi da etkilemistir ve etkilemeye de devam edecektir. Bu çalismada kuantum fiziginin bazi bulgularindan yararlanilacaktir, ancak temel olarak sosyal sistem anlayisi kullanilacaktir. Sosyal sistem anlayisi hem parçalarin, hem sistemin hem de çevrenin ayri ayri amaçlarinin oldugunu yani hepsinin zihinli sistemler oldugunu kabul eden yaklasimdir.
|