|
Bilim tarihini bilimin içinde kalarak izlemenin sayisiz yararlari olmakla birlikte, eger tarihsel süreç içinde o tarihle birlikte nelerin de düsünülmüs oldugu da göz önüne alinirsa salt empirik bir yönelisin bu tarihe bir anlam kazandirabilecegini düsünmek oldukça sorunludur. Her hangi bir alandaki olgu(!) incelemesinin, o olgu alanini temellendiren anlayis ve görüs perspektifleri dikkate alinmazsa dokümanter bir inceleme olmaktan kurtulamaz.
Bilimin tarihi, bilimsel faaliyetin türünün ve tarzinin, dayandigi ilke ve yöntemlerinin, deneyim ve teorilerinin hangi asamalardan geçtigini tasarlamak oldugu gibi, bu kazanimlarin geçisli ve karsilastirmali yorumunu da içerir. Bilimin tarihi, genel tarihin bir bölümüdür ve tarihin genel belirlenimlerinin disinda veya üstünde düsünülemez. Tarih, zamansal bir olusumu gösterdigi gibi, bu olusum içinde görünenlerin baglantili bir betimini de içerir. Betimleme, her zaman betimlenen seye bagli olmak durumundadir. Ancak ne tür bir betimleme tarzinin digerlerine göre daha uygun oldugu, neyin gerçekten “tarihsel” olduguyla iliskindir. Insani bir etkinlik biçimi olarak bilim, insanca bir erekte içerir. Gerçi bilim, özellikle doga bilimleri, arastirmalarinin yön alisinda erekli düsünmeden uzaklasarak nedenli düsünmeye yönelirlerse de (insan ve kültür bilimlerinde daha da sorunludur) bir kültür olusturmasi, teknige yol açmasi bakindan ve insanin yasama biçimine yön veren yanlari yüzünden dünyayi ve içinde insani degistirme sürecinde dogrudan ya da dolayli kültürel bir deger de olur. Sorun bilinci, tarihsellik ve bilim: Kimi sorunlari biz yaratmayiz, ama neden oldugumuz sorunlar da dahil, bir sorun bilinciyle baslar. Sorunlarin dayandigi olgu baglamlari, sorunlastirma biçimimize baglidir. Sorunlari görme ya da görebilme, teorik kavrayisin düzeyiyle orantilidir. Bilim tarihi, bilimin sorunlarinin, neleri sorun olarak gördügünün de tarihidir. Tarihin zamansalligi, her olusumun dönemselligi düsüncesini içerir. Insanin kavrayis gücünün intuitif (içten kavrayisli) bir karakteri vardir, ancak kavrayisin gelismesi ve derinlesmesi tarihsellige ve bu tarihsellikte edinilen deneyimlerin içerigiyle ilgili olmaksizin bir varolus kazanamaz. “Bilim karsisinda alinan eski ve modern tutum arasindaki karsitlik... Olgularin nasil tasarlandigi ve kavramlarimizin nasil kuruldugudur. Bilim adamlarinin filozof oldugu 16. ve 17. yüzyilda salt olgularin varolmadigi, olgunun ancak temel bir kavramlastirmanin isiginda ne ise o oldugunu ve olgunun daima o kavramlastirmanin erimine bagli oldugunu anlamislardi. Atom fiziginde Niels Bohr ve Heisenberg, felsefi biçimde düsünüyorlardi. Deney yapma tarzi, olgulara iliskin kavramsal belirlenim ve kavramlari uygulama tarziyla, seyler hakkindaki ön kavrayis türüyle bagintilidir.( 1)” Bilim tarihi bir bilgi tarzinin tarihi olacaksa, en azindan epistemolojik öncülleri varsayilmazsa tikel kalir. Bilim tarihi, bilimin düsünsel baglamlarini da içerdigi ölçüde anlasilir bir tarih olarak kurgulanabilir. Tarih, bilim ve bilim felsefesi iliskilerini inceledigi “ Asal Gerilim” yapitinda Thomas Kuhn (çev.Y.Sahan,Kabalci Y. 1994), bilim tarihinin tarihçinin ilgilerinden farkli olmasi gerektigini vurgular: “Saskinlik içinde anladim ki, tarih, bilim felsefesiyle, belki de ayrica bilgi bilimciyle ilgili olabilirdi.... Bir çok tarihsel arastirmanin son ürünü bir anlati, geçmisin özel durumlari üstüne bir öyküdür. Kismen olup bitenlerin bir betimidir. Ne ki, bunun basarisi sadece dogruluga degil, yani sira yapiya da baglidir. Tarihsel anlati, betimledigi olaylari, akla yakin ve anlasilir kilmalidir; tarih, bir açiklama girisimidir. Ne var ki açiklayici islevleri, belirtik genellemelere hemen hiç basvurmaksizin gerçeklesir. Filozof, herseyden önce, belirtik genellemeleri ve de genel geçer ölçektekileri amaçlar (her yerde ve her zaman dogru olani bulup dile getirme). Tarih, bir açiklama girisimidir, kavrayisa yol açan bir girisimdir ve yalniz olgulari degil, bunlar arasindaki baglantilari da ortaya koymak ister. Ne var ki, simdiye degin hiçbir tarihçi, bu baglantilarin yapisi hakkinda akla yakin bir açiklama getirememistir ve filozoflar, meydana gelen boslugu “kusatici yasa” diye bilinen bir seyle doldurmuslardir.” Etkinlik biçimini kavrayis biçiminden saglamasi gereken böylesi bir bilim tarihi düsüncesi R.G. Collingwood’ un saptadigi gibi( 2) zamansal iliskiyi mantiksal iliski lehine tersine çevirir. “Ayrintili doga biliminin doga tasarimi üzerine kuruldugunu söylemek, genel olarak doga tasariminin, bir bütün olarak ilkin doga olgusu üzerine herhangi bir ayrintili incelemeden soyutlama yoluyla ortaya çiktigi, bu soyut doga tasarimi tamamaninca da insanlarin onun üzerine ayrintili doga biliminin üst yapisini olusturduklari anlamina gelmez. Bunun söyledigi zamansal degil mantiksal iliskidir.” Bilim tarihini bir de onun düsüncesinin tarihi olarak okumak bir yineleme degil, yaratici bir kurgu gerektirir. Bilime iliskin felsefi sorun baglamlari, elbette bilimin kendi sorunlariyla dogrudan ilgili diye anlasilmamalidir. Felsefe bilime ne yapmasi gerektigiyle ilgili normlar veremez. Etkilesim tek tarafli degildir ve bilginin ilerlemesinde elestirel yanlar her iki yandan da – bazen sinir tasmalari olsa da- gelebilir. Bilimi felsefeye, felsefeyi bilime indirgeme çabalari bilgimizi genisletmez daraltir. Ne her felsefi yönelis bilimin onayini alabilir, ne de bilim felsefenin onayina muhtaçtir. Her disiplin kendi tarihinin elestirel bir bilincini yaratir, yoksa dogmatik tek yanliliga saplanir kalir, varolusunun temellerini yitirir. Disiplin içi ve disiplinler arasi karsi savlar, her türden indirgemecilige karsi bilimin ve felsefenin evriminde – her anlayis türü için degilse de- gelistirici motivler olagelmislerdir. Bilimlerin tarihini incelemek, yapi ve mantigini arastirmak, ayni zamanda insanligin gelisim sürecini anlamada zorunludur3. Bilim öncesi kurgusal düsünceleri bilim saymasakta bilimsel düsünce ve pratigin gelisiminde engelleyici ögeler tasidigi kadar, yeni sorunlarin ortaya çikislarini etkileyen itilimlere de yol açmislardir. T. Kuhn’ u da etkileyen bilim tarihçi ve filozofu A. Koyre : “ Bilimsel kesifler ve bilim tarihi, yalnizca mantiksal, ussal süreçlerin tarihi degildir, bilimin temelinde us disi, mantik disi, bilim disi ögeler, metafizik, dinsel, büyüsel, sanatsal ve hepsinden önemlisi felsefi ögeler de bulunur.” 4 Sokrates- öncesi Grek doga felsefesinde Ionia kozmolojisi dogadaki degisimlerin ardindaki arkhe’yi (ilk temel) sorgulamakla baslar. Doga, canli bir organizma olarak tasarlanir. Thales, bu arkheyi “ su “ olarak belirler. Oysa Anaksimandros, uzay ve zamanda niceliksel olarak sinirsiz ve sonsuz bir bir sey olarak”a peiron” u temel alir. Karsitlari içinde barindirmayan bir kapsayici olmaksizin sonsuz çesitlilikteki seylerin meydana gelmesi olanaksizdi. Ilkenin kendisi ayrimlasmamis olmaliydi, kendisi sonsuz olsa da ondan meydana gelenler süreleri bakimindan sonluydu. Ne var ki, Anaksimenes, nitelikçe belirlenmemisligi tutarsiz bulmus olacagindan Hava (aer) ‘i öne sürdü. Havanin devinimi, seyreklesme ve yogunlasma biçimindeydi. Dogadaki degisim olgusunu açiklamaya çalisan görüsler olsalar da bilim sorularindan farkli spekülatif yaklasimlardi. Pythagoras, evreni olusturan seylerle sayisal ve geometrik oranlar arasinda baginti kurarak sorunu derinlestirdi. Nasil ki sesler arasindaki farkliliklar ton farklarina dayaniyorsa, dogadaki niteliksel farkliliklar da yapiyi olusturan formlara (sayi ve sekil) dayanmaliydi. Seyleri su ya da bu yapan onun yapisi ve biçimiydi5. Platon’ un ideasini ve Rönesans astronomisinin matematiksel kurgusu bu düsüncelerle yakindan bagintiliydi. Platon’da idealar algisal dünyanin degil düsünülür dünyanin hakiki modelleriydi, salt biçimler olarak düsünülmüstü. Görünüs ve hakikat düalitesi, hem bilgide hem varlik dünyasinda karsiligini buluyordu. Timaios diyalogunda, evrenin olusumuna bir açiklama getirmeye girisir. Uzay, biçim alacak olan seyin dayanagidir. Zaman ise olusun öncesiz ve sonrasiz devinen imgesidir. Etkin nedenin mitolojik bir ifadesi olan Demuirgos (evrenin yapicisi) sadece biçimlendirir, yaratmaz. Whitehead’a göre bu açiklamalar modern fizigin tasarimlari için gerekli olan felsefi zemini saglar. Bilimde genelleme ve sözde açiklama: Bilginin özünü genelleme olarak belirleyen H. Reichenbach (örnegi, iki tahta parçasini birbirine sürterek ates çikarilmasi, kosullu bir nedensel bagintinin kurulmus olmasidir), her ( olgusal) açiklamanin bir genelleme içermesini, olguyu ifade eden önermeyi, genel bir yasaya iliskin olarak düsünülmeyle kosut görür. “Gözlenen olgularin çoklugu, bilme arzusunu tatmin etmeye yetmez; bilgi edinme gözlemi asan, genele erismeyi gerektiren bir ugrastir. Bilimsel açiklama, gözlemle birlikte elestirel düsünceyi de gerektirir; erisilmek istenen genelleme ne denli yüksekse gözlem verilerinin o denli bol, düsüncenin de daha fazla elestirel olmasi gerekir. Mevcut bilginin dogru genellemeyi saglamaya yeterli olmadigi hallerde bilimsel açiklama yerini hayale birakir.” 6 Reichenbach, gerçek genellemeler yerine analojilere dayali açiklama istegini “sözde açiklama “ olarak belirlemektedir (felsefenin de bu zeminde ortaya çikmis olabilecegini de belirterek). Yaratilisla ilgili Tevrat’taki yorumlara kiyasla,Ionya kozmolojisinin yukarida belirtilen açiklamalarini “modern anlamda” bir açiklama olusturmasa da evrim sürecini açiklama girisimleri olarak “daha bilimsel” görünümleri oldugunu benimser: “Thales, suyun tüm nesnelerin tözü oldugu teorisini ileri sürdügünde yanlis bir genelleme yapmisti. Gene de Thales’ in teorisi, fiziksel bir maddeyi tüm diger maddelerin yapi tasi saymasi, akla pek aykiri bir görüs degildir.” Bilimsel felsefenin isiginda Platon’un idealari mantikta (ve matematikte) tümel önermelerle ilgili analitik ve siniflayici tanimlarla ilgili genel içermeleri karsilamak üzere düsünülmüs akilsal biçimlerle iliskindir. Aksiyomlara dayanarak, herhangi bir teoremi mantiksal çikarimla ispat etme islemi empirik veya algisal bir veriye gerek duymaksizin gerçeklestirilir. Fiziksel nesnelerden ayri olan idealar çizilen üçgen, besgen vbg. Sekillerinin görünenin ötesinde akilsal bir idealligi içerirler.” Ideal nesnelerin özellikleri arasindaki zorunlu iliskileri ortaya çikaran kavrayis empirik gözlemlerden çikarilamaz” . “Geometrinin mantiksal problemlerine iliskin derin bir görüsü” içerse de, Platon’un idealar teorisi pek çok açidan sözde açiklama ya da analojiler kurarak açiklama yapma tarzindan kurtulamaz. Kendi içinde bir devinim kaynagi tasiyan Aristoteles’in dogasi, seylerin kendilerinde bir gelisme ve düzenleme ilkesi bulundugunu ima eder. Degisme, olanakli olanin gelismesi, degismesidir. Gücül halden edime geçis, gerçeklik kazanmadir. Olanaklidan (dynamis) olacak olana yön veren dogal formudur(içkin ve etkin neden). Rönesans, doga görüsünü Aristotelesçi ereksel nedenlere karsitlikla belirler. Dogadaki degisme, maddi seylerin eylemiyle, etkin nedenlerle açiklanacaktir. Galileo’nun doga kurami, Pythagras-Platon çizgisindeydi. Aristotelesin kozmozu, düzenli ve hiyararsikti. Her seyin dogasi geregi bulundugu bir yeri vardi. Yer, evrenin merkezindeydi. Yerle gök arasindaki ayrimi kaldirip,evrenin sonsuzluguna açilan Nikolas Cusanus oldu. Bu da uzayin geometriklesmesine, hiyerarsinin ortadan kaldirilmasina yol açacakti.7 Kopernikus, metafizik açiklama yerine fiziksel gerçekligi, evrensel bir yapi yerine fiziksel bir güç koydu. Evren, ayni yasalarla yönetilmekteydi. Kepler, maddi güçlerin yeterli bir açiklama olusturdugu yerde baska nedenler aramaya gerek olmadigini, mekanizmin yetecegini, gezegenlerin devinimlerinin matematiksel yasalara uydugunun altini çizdi. Benzer görüslerle, Galileo, devinimin ve durgunlugun sürekliligini, uzayin ve devinimin göreliligini onaylayip geometriyi mekanige uygular. Gözlenmis olgularin bu kavramlardan türetilebilirligini savliyordu. A. Koyre, XVI.yüzyilin devrimini modern dönemlere baglayan iki özelligi belirler: Kosmosun yikilisi ve uzayin geometriklestirilmesi. Çifte yönelis: Bilimsel bilginin gelisimine farkli kaynaklardan edinilen (bilimsellige yakin ya da uzak) pek çok kurgu ve görüsün katkisinin oldugunu belirtmek, “ bilim “ adiyla niteledigimiz bilme biçiminin kendine özgü temelini zayiflatmaz.” Bilimin nesnesinin olgular oldugu,...olgusal bir bilgi etkinligi oldugu sonucuna varilabilir”8 Ancak, olgular saf duyumlar olmadiklari, farkli düzeylerde sentezlerin ürünü olduklari düsünülürse, bilme sürecinde zihinsel kurulumlarin da etkilerini katmaliyiz (kavram, hipotez, yasa olusturma, yöntemli düsünme...). Olgudan kurama, kuramdan olguya çifte bir yönelis söz konusudur. Olgularin, gözlem ve deneyimle iliskisi, genellemelere (tümevarimla) gitmemize olanak saglar. Ancak, bu genellemeler zorunluluk degil olasilik içerirler. “Çünkü, tümevarimsal genellestirme edimine ve bu edimin ürünü olan genellemelere ancak, tekrar, süreklilik ve türdeslik gösteren dogal olgularin gözlemlenmesi ve deneylenmesi ile ulasilabilir(tarihsel, toplumsal ve kültürel olgular alaninda tekillestici yöntem arayislarindan da söz edilmeli, D.Özlem, agy).” Bilimin, özneden bagimsiz bir gerçeklik alanini postulat olarak benimsedigi düsünülse de, böyle bir gerçeklige insanin dogrudan ulasamayacagini, gerçeklik hakkinda algilarimizin yapisi ve tasarimlama/kavramlastirma biçimimizle bize özgü bir semalastirma yoluyla bilgi edinebilecegimizi savunan epistemolojik yaklasimlar (örnegi Kant) elestirel bir tavir alirlar (“Bu durumda, akil ve rasyonalite, görünüs dünyasindan aldigimiz izlenimleri, duyumlari düzenleyen bir isleve sahiptirler.” Dogan Özlem, bu görüse fenomenolojik rasyonalizm diyor). Düsünsel yapilar: Bilimin betimleme ve açiklamalarinda önde gelen kavramlastirmalarinda ve kuramsallastirmalarinda olguyla basit bir özdesligi asan bagintilar sözkonusudur. Kuram, deneysel içerige bagimli olsa da deneysel içerigi açiklamak için gelistirilen “düsünsel bir yapidir.” Bilim tarihi, bu iliskileri açiklayacak kavram ve kategorileri ortaya çikarmalidir. Nesne hakkindaki tasarimlarimiz konstrüksiyona bagimliysa bu konstrüksiyonun bilimsel analizi bilim kuramini epistemolojiyle ilgili kilar. Olgular dünyasinin bir tür rasyonellestirmesi, basit bir denklik aramanin ötesinde yöntemsel araçlarin arastirilmasini önemli hale getirir. Kuantum fiziginde kuramin ve meta- ilkelerin açiklayici güçleri olgu-kuram sirasini kuram olgu yönünde, nedensellikten belirsizlige, kesinlikten olasiliga dogru degistirmistir. Klasik bilimle modern bilimlerin, doga bilimleriyle kültür bilimlerinin tarihinin es ölçütlerle yazilamayacaklari belirginlik kazaniyor. Bilimsel gelismelerin yapisi: Bilimde ilerlemeler oldugu kadar siçramalar ve kopuslar da vardir. T. Kuhn’un bilimdeki gelismeleri paradigma degisiklikleri olarak açiklamasi sagladigi yorumlayici sema açisindan çok yönlüdür. Bilim adamlari toplulugunun ortak açiklayici ilkelere basvurmalari bir yandan uzmanlasma olanagini saglar, diger yandan paradigmaya karsi savunmaci bir tavrin olusmasina da öncülük eder. Bilim tarihi, problemleri paradigma isiginda bilmece çözer gibi çözmeye yönelik bir ugras olarak görülür. Paradigma degisimi o güne kadar geçerli olan algi ve düsünme kaliplarinin çözemedigi sorunlari çözebilecek güçte bir görüs degisikliginin ortaya atilmasina yol açar. Bir paradigmanin karsi paradigmayla alt edilmesi uzun bir dönemi kapsar ve paradigmalar arasinda es ölçülerle geçis olanaksizdir. “Her paradigma, dünyayi farkli türde nesnelerden olusmus sayacaktir. Aristotelesçi paradigma, evreni ay-alti ve ay- üstüne ayrilmis olarak görür. Sonraki paradigmalar evreni maddi cevherlerden olusan bir varolus olarak gördüler. Lavoisier için kimya filojiston’u degil gaz ve oksijeni içeriyordu. Maxwell’in elektromanyetik teorisi, bütün uzayi isgal eden eteri içeriyordu. Einstein, eteri elimine etti.”9 Bir kuramin digerinden daha üstün oldugunu söyleyecek nesnel bir ölçütümüz olmadigi için (farkli nesneler söz konusu) Kuhn, bilim yorumunda relativistik bir tutum alir. “ Olagan bilimin ilerlemesi, paradigma içinde yöneltilen bulmacalar ya da problemleri çözmektir. Problemler, paradigma içinde sekillenen yöntemler kullanilarak, kurallar izlenerek çözülür. Ilerleme, çözülen problemlerin sayisina göre ölçülür ve birikime dayalidir.” Yine de ilerlemeye karsi olmadigini, bir kuramin problemleri çözmede önceki kurama göre daha iyi bir durumda olabilecegini, Einstein paradigmasinin Newton paradigmasindan daha iyi problem çözücü oldugunu belirterek bilimsel ilerlemeye inanan biri oldugunun altini çizer. Bilim tarihini bütünlügü içinde kavramanin, bu tarihin çok parçali yapisi dikkate alindiginda ne denli güç olacagi bellidir. Bir yandan asiri uzmanlasma bir yandan yöntemsel farkliliklar, bilimin yapi ve islevini kurgulamadaki temel farkliliklar böylesi bir eregin önündeki engeller oldugu kadar farkli bilim dallarinin bu bütünlüge nasil entegre edilecekleri de ayrica sorundur. “Bilim tarihi, kendisini doguran, gelismesini etkileyen – ya da köstekleyen- toplumlara bagli olan, ama ayni zamanda o toplumlar üzerinde de eylemde bulunan bilimsel etkinligin- etken düsünce ve düsünce etkinliginin- gerçek birligini yeniden kavramalidir.Farkli bilim ve tekniklerin ayri ayri tarihlerinin karsi karsiya konmasindan öteye geçip bir bilim tarihi olabilir... Bilim tarihi, bilimsel buluslarin tarihi degildir; kesifler ve buluslar geçicidir. Amaç, bilimsel düsüncenin gelisimini, yani insan bilincinin gelisimini açiklamak, elestirel bir yoruma tabi tutmaktir.”10 Bilim tarihini ne sadece olgular ve deneyimlerin, ne de kavram ve kuramlarin tek yanli kavranisindan uzak, indirgemeci olmayan bir sentezinin olanaklari düsünülmelidir. Einstein’in bilim tarihiyle iliskin yaklasimini çözümleyen Patrik H. Byrne’in makalesi bir ipucu verebilir.11 Bilimin izledigi tarihsel malzemeyi analiz ederek bu sürecin olusturuculari olduklarini belirttigi anlam kaliplarini açiga çikarmak ister. Kavramlarla deneyimler arasindaki baglantilari bulmak için deneyimin kavramsal düzenlenisinin tabakalarini (bir arkeolog gibi) kazarak ilerlemelidir. Kuramin dili altta yatan deneyimsel ögeleri gizledigi için engel olusturur. Arkeolojik katmanlarda nasil alt katman üst katmana bagliysa, en yeni ve karmasik kuramsal yapilanmalar da içlerinde en ilk deneyimsel ögeleri tasirlar. Deneysel ögelere ulasmak için kuramsal yapilanmalarin sezgisel yolla kasilmasi gerekir. Tarihçinin görevi, kökendeki deneyleri, sezgisel arkeoloji yoluyla canlandirarak kuramca gizlenen yapiyi açiga çikarmaktir. Uzay kavramiyla iliskin olarak,bilimsellik öncesi düsünceden kartezyen geometriye gelisim, Newton’un mutlak uzay kavrami, alan kavrami ve özel görelilik kurami, genel görelilik kurami ve çagdas yerçekimi kuraminin yetersizlikleri olmak üzere bes dönem saptanir. Bilimsellik öncesi uzay kavrami, cisim kavramina götüren deneyimlerden ve cisimler arasi iliskileri zihinsel olarak kavrama isteginden kaynaklanir. Bu anlayis, Newton onu mutlak uzay ve hareket eden cisimlerle eylemsizligin belirledigi iliskiye dayanarak olusturduysa da uzay kavrami fizikselligini yitirdi. Alan kavrami alanlarin uzayin fiziksel halleri oldugunu saptadi. Baslangiç hipotezleri deneyimden gittikçe uzaklasti. Bu gelisme, az sayida aksiyom ve hipotezden mantiksal çikarim yoluyla en çok sayida empirik olguyu elde etmeye çalisir. Gerçek kavram, ne tarihin disindadir ne de deneyimden uzak gerçeklikle iliskilidir. Tarihte bir nesnellik aramak yerine nesnelesme ve nesnelestirmenin olanak ve zeminlerini sürecin kendi dinamiklerinden türetebilmenin yollari aranabilir. Bilimin kuramsal yapisi tarihsel etkinliklerle kiyaslanirsa bir tür askinlik içerir. Pratigi veya teknigi bilimin özü gibi görme yanilgisi, pragmatik yaklasimlarin dar kaliplari içinde ortaya çikar. Bilimin tarihi, nesnesiyle birebir özdeslesen bir kopyalama edimi degildir. Bilim, yaratici ve olusturucu bir düsünme tarziyla kendi bilgi/varlik alanini insa eder. Bu insa etmeye, bilim tarihine içkin .bir teleoloji (erek bilgisi), bilincinde olunsun olunmasin eslik eder. Bu niteleme, herhangi bir metafizik ya da etik bir önyargiyi ya da bir önceden belirlemeyi içermez. Bilimin tarihi, onu açimlayan bir süreçtir ve bu sürecin anlami, onun olanakli yorumlarinin referanslariyla kurgulanabilir; yoksa bilim tarihinden degil, tarihsiz bir hakikat alanindan söz etmek zorunda kaliriz. Celal Gürbüz Ç.Ü.Egitim Fak. Felsefe Grubu Kaynaklar: 1) M Heidegger, Bilim üzerine iki ders, Çev. Hakki Hünler, Paradigma Y 2) Doga Tasarimi, R. G. Collingvood, çev. Kurtulus Dinçer, Imge Y.1999 3) Bilimler tarihi ve felsefesi, Prof. Nejat Bozkurt, Sarmal y.1998 4) agy 5) Doga tasarimi 6) Bilimsel felsefenin dogusu, H. Reichenbach, çev. Cemal Yildirim, Remzi Kit. 7) Yeni çag Biliminin Dogusu, A.Koyre, çev.Kurtuus Dinçer, Ara Y.1989 8) Felsefe ve doga bilimleri, Dogan Özlem, Izmir y.1995 9) Bilim Dedikleri, A. Chalmers, Çev. H. Arslan,Vadi Y. 1990 10) A.Koyre, Yeni çag Biliminin dogusu 11) Einstein'in bilim tarihine yaklasiminin önemi. P.H.Byrne, çev. Z. Tümer,Y. Yazgan, Doga ve bilim dergisi, 82/12
|