|
Önce “Bilgi” kavramiyla neyi kast ettigimi net bir sekilde belirteyim. Bir sakul düsünün. Bildiginiz gibi, sakul hep yerin merkezine dogru yönelir. Peki yerin merkezi ne demek? Su demek: Gravite veya yer çekimi denilen güç sistemi vardir; ve bu güç sistemiyle tüm maddeler birbirlerini kütleleriyle dogru orantili, aralarindaki mesafenin karesiyle ters orantili olacak sekilde (f=m1 x m2/r2) çekerler!
Dünyamizdaki tüm maddeler birbirlerine yapisarak bir küre seklinde kümelestikleri için, dünyamizdaki tüm maddelerin toplaminin olusturdugu (yaklasik 6.1021 tonluk) toplam bir çekim gücü olusur ve yeryüzündeki bir madde için, bu toplam çekim gücü, yerin merkezindeymis gibi bir bileske olusturur. Bu nedenle, elimizden düsen her nesne, bu merkezi çekim kuvvetini algilayarak, yerin merkezine dogru düserler. Sakul de aynen öyle. Yeryüzü düz degildir. Yüksek daglarin oldugu bölgeler vardir; derin göllerin veya denizlerin oldugu bölgeler vardir. Iste ilginç nokta burada baslar: Bir sakul, düz bir ovada iken tam yerin merkezine dogru yönelirken, yüksek bir dagin dibine geldiginde, tam yerin merkezine yönelmeyip, biraz daga dogru egilerek yönelir, çünkü dagin kütlesi küçümsenecek bir sey degildir ve gözle görülebilir derecede bir sapma etkisi yapar. Yani elimizden birakilan bir tas, dagin kütlesini de yukaridaki formüle göre ekstradan hesaplayip, olusan sonuca göre bir açiyla "düser"! Peki bir tas veya demir parçasi, yakindaki bir dagda kaç ton malzeme oldugunu, aralarinda kaç metre mesafe oldugunu nasil bu kadar hassas olarak saptayip da ona göre düsüyor? Ayni durum denizlerdeki gel-git olayinda da ortaya çikar. Ayin dünya etrafinda dönmesine uygun olarak, denizlerdeki sular, ayin bulundugu tarafa dogru kayarak, dünyanin o tarafinda yükselip "gel" olayini baslatirken, dogal olarak, dünyanin Ay'a uzak tarafindaki denizlerdeki su seviyesi düser ve "git" olayi olusur. Hele Günes ve Ay ayni hizaya gelip, çekim kuvvetleri bir-birlerine eklenince, bu "gel-git" orani daha da artar. Denizlerdeki su zerrecikleri, ayin veya günesin ne kadar kütlesi oldugunu, ne kadar uzakta olduklarini nasil biliyorlar ve yukaridaki formüle yerlestirerek (bizlerin karmasik matematiksel islemlerle zar-zor yapabildigimiz dereceden çok daha) hassas olarak bu karmasik hesaplamalari yapip, ona göre kendilerine bir yön belirliyorlar? Akillari bu islere yetmeyenler hemen kestirmeden gidip, "Bu Allah'in isidir" veya "Bu doganin bir isidir" deyip, isin içinden çikarlar. Ama asil sorun iste bu ya: "Allah (veya doga) olaylari nasil etkileyip-yönlendiriyor? Allah'i (veya dogayi) nasil anlayip-yorumlamaliyiz?" Doga ve dünyanin sürekli degisim-dönüsüm içinde olmasi sonucu ortaya çikan “degisim-dönüsümler” göstergesine zaman denir; yani zaman her seyde var olan bir sürekli-degisim-dönüsümlülügün sonucudur. Bizim yasadigimiz evrensel sistem sürekli bir genisleme içinde oldugundan, fizik ilkeleri geregi, enerji ve momentin evrensel ölçekte sabit tutulmasi gerekliligi karsisinda, tüm varliklar, enerji yogunlugu gittikçe azalan ortamlarda yasamak (veya bulunmak) durumuyla karsi karsiyadirlar. Bu durumda, tüm varliklar, sürekli degisim-dönüsüm içindeki bu sisteme uyum saglayabilmek için, çevrelerindeki degisim-dönüsümleri algilayip, yapilarinda da bunlara uygun degisim-dönüsümlere giderler. Her hangi bir seyin yapilabilmesi, “bilgi” ile olasi oldugundan, her varlik, belli bir “bilgi” olusturur ve bu bilgiye göre davranir. Bilgi, var olan seyleri ve bunlara ait özellikleri gözlemleyip, bu seylerden ve özelliklerinden yararlanarak daha ekonomik bir yapisallasmaya gitmektir. Bu temel tanimdan sonra, “bilgi” dedigimiz seyin nasil olusturuldugunu inceleyelim. Bilgiler Nasil Olusur? 15-20 bin yil öncelerinde yasayan insanlari düsünün; henüz hala magaralarda yasiyor. Ama dünyanin her yerinde barinacak magara yok, bol besin bulunan düz yerlerde yasamanin bir çaresini ariyorlar. Kafalarindaki mevcut bilgilere göre bulabildikleri çözüm, topragi kazip bir çukur olusturmak ve bu çukurun üzerini, öldürdükleri hayvan derileriyle örtmek. Pek ideal degil ama, yine de bir çözüm. Ama sürekli daha iyi bir çözüm arayisi içindeler. Zamanla çamurun kurutulmasiyla kerpiç gibi sert bir malzeme üretmeyi basarirlar ve bu sekilde, agaçlardan elde ettikleri parçalardan da yararlanarak, kerpiç evler yapilmaya baslanir. Simdi bu yeni bilgilerin o insanlarin beyninde nasil olustuklarini günümüz nöro-fizyolojik bilgilerine göre tasarlamaya çalisalim. Çevresini gözlemleyen bir insanin gözleri agaçlari görür; agaç, beyindeki hücrelerce söyle bir görüntüyü simgeleyen biyo-fiziko-kimyasal bir sinyale dönüstürülür. Beyindeki hücrelerce bu sinyal olusturuldugunda, “agaç” hatirlanir veya düsünülmüs olur. Agacin parçalarina ayrilmasi ile olusan tahta veya kalas gibi kisimlar da yine benzer sekilde sinyallere dönüstürülerek beyindeki bilgi deposuna yüklenirler. Benzer sekilde, dogada gözlenen tüm nesneler (toprak, su, tas, tasin parçalari olan mineraller, bitki ve hayvan türleri, vs.) birer sinyal olarak beyinde depolanirlar ve gereksinim duyuldugunda hatirlanip, isleme konulurlar. Topragin suyla karistirilmasindan olusan ve istenilen formda kurutuldugunda kerpiç gibi sert bir yapi tasina dönüsen nesne “kerpiç” olarak ayri bir kavram, ayri bir madde olarak depolanir. Kerpiç ve agaç parçalarinin kombinasyonundan olusan “ev” kavrami ayri bir sinyal olarak depolanir. Beyindeki hücreler, gece-gündüz sürekli beyindeki bu bilgileri kullanarak doga ve dünyadaki degisim-dönüsümlere karsi yeni çözümler olusturma çabasindadirlar. Bunun için geceleri rüyalar seklinde senaryolar olusturulurken, gündüzleri somut deneyler, ve tasarimlar yapilir. Kerpiç, ev, tahta gibi kavramlar sadece bu nesneleri gözlemleyip, bunlari tanimlayici sinyaller olusturabilen hücre-sirketleri (örn. insan) için vardirlar. Yani bu tür kavramlar hücreler arasi baglantilar ve etkilesimlerle olusturulurlar. Tek bir hücre için kerpiç veya agaç gibi kavramlar yoktur. Tek bir hücre için, baska hücreler ve onlarin yaptiklari vardir; her gün karsi-karsiya olduklari, seker, su, her türlü mineral, her türlü protein, amino-asit, tüm kimyasal elementler, vs. gibi mikro ölçekli varliklar ve bu varliklari simgeleyen sinyaller onlarin bilgi-depolarinda vardir. Dolayisiyla, yiyip-içtigimiz her türlü besin, hücrelerimiz tarafindan bu mikro-boyutlu parçalarina ayrilarak tek tek algilanip, gerekli analiz ve sentezler yapilir ve sindirim denilen islem gerçeklesir! Anlasilacagi üzere, hücrenin ufku küçüktür; hücreler-sirketinin (insanin veya baska bir hayvanin) ufku genislemistir. Görüldügü üzere, biz insanlarin gerçeklestirdigi tüm eylemler, gerçekte beden içindeki hücrelerce yapiliyor. Bizler sadece onlarin belli islemleri gerçeklestirebilmek için olusturduklari birer aygitiz. Bedenlerimizin tasarimcilari da, tamircileri de hücrelerimizdir. Kisacasi, bedenimiz ve canimiz tamamen onlarindir. Bir yerimiz yaralandiginda, yarayi onlar kapatmaya baslarlar; bedenimize bir zararli mikrop girdiginde, o zararli mikropla savasacak “askerleri” de onlar yetistirirler, olusacak “ordunun sayisini” da onlar ayarlarlar; deniz kenarindaki evimizden kalkip, 2-3 bin metrelik bir yaylada yasamaya basladigimizda, o yükseklikte oksijen oranini azaldigini algilayip, bu az yogunluktaki oksijenden gerektigi kadarini tasimak için gerekli oksijen tasiyici (alyuvar) sayisini artiran da yine hücrelerimizdir; uzayda bir uydu içinde yasamaya baslayan bir bedende, gravite kuvvetinin azalmasi nedeniyle, her ziplayista 3-5 m. yükselip, kafasi tavana çarpan insanlarda, gravite kuvvetinin azaldigini algilayip, bu kadar yükselmeyi gerektirecek kas hücrelerine gerek olmadigi kararini alan ve fazla kas hücrelerinin intihar etmelerini saglayanlar da yine hücrelerimizin taa kendileridir!!! Bir darbeyle beynimizdeki hücreler arasi baglantilarin hasar görmesi durumunda, bilincimiz kaybolur; sogukta donmaya basladigimizda, tüm hareket yeteneklerimizin yavas yavas kaybolmasi, en sonunda düsünce bile üretemez duruma gelip, tüm bilincimizi ve hareketliligimizi kaybetmemiz de hücreler arasi baglantilarin donmasinin bir sonucudur. Beynimizde bir tümör (ur) büyür ve bu ur çevresine baski yapip, hücreler arasi baglantilari zedelerse, baglantilari zedelenen hücrelerin kontrolünde olan organlarimiz felç olmus olurlar. Sindirim sistemindeki hücreler bos kaldiklarinda, sirket merkezine sinyal gönderince, beden yemek pesinde kosmaya baslar; seks organlarindaki hücrelerde üretilen ve depolanan "nesli devam ettirme bilgisi" sinyalleri sirket merkezine ulasinca, "mart kedisi" gibi dolasmaya baslanir; vs. Sözün kisasi, biz insanlar, tamamen hücrelerimizin güdümünde birer vasitayiz! Bilgi Olusumuyla Örgütlenme Arasi Iliski Simdi bu "bilgi" dedigimiz kavramin nasil bir sey olduguna bakalim. Malum, doga ve dünya sürekli degisim içinde olduguna (yani zaman denilen olgu ortadan kaldirilamadigina) göre, bu "bilgi" olgusunun bu degisimlerle iliskisi nasil? Bakiniz, günümüzde sivil-toplum örgütleri denilen guruplasmalar ortaya çikmakta ve insanlar “tepeden bir otoriteden (liderden, vs.)” emir almadan, tamamen kendi kisisel iç dürtüleriyle bir araya gelip, toplumsal hayat sistemlerinin rayina oturtulmasi için neler yapilmasi gerekliligi konusunda çözümler ortaya koymaya çalisiyorlar; yani “bilgi olusturuyorlar” Hücrelerimiz de bizlerin bedenleri olan “hücre-sirketlerini” aynen böyle olusturmuslardir; ve dogadaki bu sekilde, içten disa dogru gelisen, küçüklerin-büyükleri olusturma sistemine “sinerjetik sistem” denilmektedir. Bu sistemin fiziksel ve matematiksel temelleri synergetic-fizik dalinda “information & self-organization” olarak ortaya konulmustur. “Bilgi”siz hiçbir yapilamamakta, olusturulamamaktadir, çünkü, bilgi varliklari birlestiren “baglayici” unsurdur. "Bilgi"nin ögeleri yönlendirici kuvvet olusturmasini bir örnekle gösterelim: "Su (...) meshur kisi pazar günü saat 14de Trabzon-Atapark'da olacak." seklinde bir bilgi yayildigini düsünelim. Kafasinda o kisi hakkinda bir bilgi bulunan ve o kisiye güvenen tüm insanlar o gün o saatte, o meydanda toplanmaya baslar! Maddelerin bir araya gelerek çesitli bilesikler, çesitli kümelesmeler olusturulmasi da aynen böyle olmaktadir. Bilgiyi ortaya atan kisi dünyanin bir ucunda, ögelerin birlesmesi ise dünyanin öteki ucundaki bir noktada olabilir! Iste bu durum, atom-alti-parçaciklarin "nonlocality" özelliginden kaynaklanir. Her öge kendine has bir "bilgi" ile donatilmistir ve bu bilgi, o maddeye has bir elektro-manyetik dalga olarak ondan çevresine yayilir. Maddenin en temel parçaciklari simetrik yapidadirlar ve karsilikli olarak birbirlerini tamamlarlar; yani aralarinda alici-verici, amaç-hedef iliskisi vardir. Onlardaki bu temel özellik, onlarin entegrasyonundan olusan tüm daha büyük ögeler için de geçerlidir ve bu sekilde proton-elktron, anyon-katyon, erkek-disi gibi tüm sistemler arasinda sinyal alis-verisleri gerçeklesmeye baslar ve tüm maddeler birbirleriyle belli bir oranda karsilikli olarak etkilesirler. Ayni tür bilgi-dalgalari, o tür bilgi-çipine sahip tüm ögelerde ayni anda ayni etkiyi yapar ve ögeler ortak davranisa girerler. Fizikçilerin "bosons" dedikleri kuvvet iletici ögeler de aynen böyle tanimlanmaktadirlar. Bilginin “baglayicilik-birlestiricilik” islevinin saglanabilmesi, bilesenlerin hepsinde ayni türde bilginin yerlesik olmasina baglidir; yoksa ögeler birbirlerine yapisamazlar. (Ayni türde olan canlilarin birbirleriyle eslesip, yeni bir canli ortaya koyabildikleri; ama farkli tür veya cinslere ait canlilarin döllenmelerinin ise asla yeni bir canli olusumuna olanak saglayamadiklari olgusu, bilesenlerdeki bilgilerin birbirleriyle uyumlu olmamasindandir.) Dolayisiyla, insanlar karsilikli olarak birbirleriyle anlasip-uzlasip dogru bir toplumsal sistem olusturamiyorlarsa, bunun iki nedeni vardir: 1- Bilgiler birbirinden farklidir; 2- Bilgiler dogal sisteme uygun degildir, yani negatif-bilgi söz konusudur. Insanlar arasi iliskilerde her iki neden de maalesef söz konusudur. “Negatif-bilgi” kavrami biraz sonra açiklanacaktir. Iki farkli Bilgi Sistemi Olusumu ve Aktarimi Vardir! Dünyaya yeni gelen bir çocugun beynindeki bilgi depolayici hücreler, henüz birbirleriyle baglanti olusturmamislardir. Bu nedenle yeni dogan bir çocukta henüz bilgi ve bilinç olusmamistir. Duyu organlarindan gelen verilere göre, ilgili sinir hücreleri bir-birleriyle, zaman içinde gerekli baglantilari yaparak, söz konusu bilgiyi betimleyecek gerekli sinyal ardisimlarini olusturmaya baslarlar ve bu sekilde çocuk büyüdükçe, çevresiyle etkilestikçe, bilgi ve bilinç-sistemi de o oranda artmaya baslar. Bir insanin olusum ve gelisimini, düsünce ve davranislarini etkileyen "bilgiler" iki ayri kategoride bulunur. Birincisi Kalitsal Bilgiler olup, hücrelerin içlerindeki genlerde depolanirlar. Bu kalitsal bilgilere göre bedenin genel çatisi ve isleyisi olusturulur ve çocuk dünyaya gelir. Hemen çocugun dünyaya gelmesiyle birlikte, sekilde gösterilen sari hattin üstündeki 2 nolu beyin bölgesi büyümeye baslar ve bu büyüyen bölgedeki sinir hücreleri kendi aralarinda örgütlenmeye baslayarak, duyu organlarindan gelen verileri isleyecek ve yorumlayacak, yasanilan ortama uygun bir isletim sistemi bilgileri olusturmaya baslarlar. Egitsel Bilgiler! Bu bilgiler sonradan büyüyen, beynin 2 nolu bölgesindeki hücreler arasi örgütlenmelerde depolanirlar ve tamamen duyu organlarinda gelen verilere uygun olurlar! Iste bu nedenle, egitim çok çok önemlidir, ne ekersek onu biçmek zorunda kaliriz. (Hücreler, degisim-dönüsüm içindeki bir doga ve dünya içinde olusup-gelistiklerinden, olusturacaklari bedenlerin çevreye uyumunu kolaylastirmak için, dis ortam verilerini isleyecek örgütlenme islemini, disaridan aktarilacak verilere göre, sonradan yapmaktadirlar! Bu nedenden dolayidir ki, bir karinca, yumurtadan çiktigi anda algiladigi ilk kokuyu, ait oldugu kolonininki olarak kabul eder; bir ördek, yumurtadan çiktigi anda gördügü ilk hareket eden canliyi en-yakini kabul eder; örn. o canli bir insansa, o insanin pesinden asla ayrilmaz! Yani, dünyaya yeni gelen bir canliya, nelerin kendisi için iyi, nelerin kötü olacagi bilgileri önceden verilmemistir, çünkü doga ve dünya sürekli bir degisim ve dönüsüm içindedir.) Insanlarda da bu özellik aynen vardir ve çocuklarimizin düsünce ve davranislari, çocukluk evresinde onlara aktarilan ilk bilgilerle denetlenirler!) Insanlarda da bu özellik aynen vardir ve insanlarin düsünce ve davranislari, çocukluk evresinde onlara aktarilan ilk bilgilerle denetlenirler! Çocukluk dönemi sonrasinda vereceginiz baska bilgilerle, daha önceden olusturulmus olan bu ilk isletim sistemini degistiremezsiniz! Bu saptama çok çok önemlidir, çünkü "dogru" olgusunun saptanmasinin 2. ön sartidir. Kaynak: Prof.Dr. Ismet Gedik Karadeniz Teknik Üniversitesi Paleo-Biyoloji Uzmani (Jeoloji Bölümü) / Trabzon
|