Ana Sayfa arrow Felsefe arrow Akil Oyunlari ve Üniversite
Akil Oyunlari ve Üniversite PDF Yazdır E-posta
Güzel ve çarpici bir film izlersiniz; etkilendiginiz sahneler, filmi izleyen diger insanlardan farkli olabilir. Filmde, herkes yasadiklari çerçevesinde baska baska sahnelerle kendini özdeslestirir. Son günlerin muhtesem filmi “Akil Oyunlari” da öyle… Bilindigi üzere film, Nobel ödüllü bilim adami matematik dehasi profesör Nash’in gerçek yasam öyküsü üzerine kurulu.

Profesör Nash’in çalistigi üniversitede bir gelenek var. Üniversitenin diger hocalari üniversiteye emegi geçmis, bilim arenasinda üniversitelerinin bayragini dalgalandirmis bir hocaya; hoca üniversiteden ayrilirken ya da mesleki bir sorun karsisinda destek için, üniversitenin dinlenme salonunda, ceplerindeki kalemleri hocaya sunuyorlar.

Düsünebiliyor musunuz; bir üniversite hocasi, en kiymetli ve tek silahi olan “kalemini” gönül dolusu sevgiyle birlikte meslektasina armagan ediyor!

Bundan daha çarpici destek olabilir mi? Filimde de böyle oluyor: Profesör Nash’a Nobel ödülü verecekler ama kendi üniversite çevresinden acaba destek aliyor mu yoksa ‘deli’ diye dislaniyor mu?

Nobel komitesinden bir üye, bu konuda nabiz yoklama amaciyla ögretim üyeleri dinlenme salonuna girdiginde, tüm hocalar kalemlerini çikarip, Prof. Nash’in oturdugu masaya birakir.

Bu sahnede ben koptum! Üniversite hocalik hayatimda yasadiklarim gözlerimin önünden saniyede akip gitti!…

Iste dedim, üniversiteyi üniversite kilan budur. Kurumsal gelenekler, dayanisma ve bilime saygi…

Tesadüf o ki, ertesi günü 15 Mart 2002 tarihli Hürriyet’te Serdar Turgut’un filmi irdeleyen yazisi ile karsilastim. Düsünceleri, benim duygularimla tipa tip örtüsüyordu.

Serdar Turgut üniversite hocasi degil. Üniversite lisans egitiminden sonra akademik kariyer baglaminda üniversite ile iliskisi olmamis bir yazar (belki master’i olabilir ama profesyonel hocaligi yok).

Türkiye’deki tüm üniversite hocalarini, üniversite yönetimlerini ve seçimlerde üniversite yönetimine talip olup “akademik ahlak” vaadedenlerin bu filmi izleyip, bu sahneyi zihinlerine yerlestirmelerinde yarar var.

Hiç bir ekleme yapmadan sizleri ve üniversite ile ilgili herkesi Serdar Turgut’un yazisi ile basbasa birakiyorum:

“O sahneyi seyrettikten sonra tekrar karar verdim ki bizde maalesef gerçek anlamda üniversite yok.

Çok az sayida evrensel niteliklere sahip bilim adami var Türkiye'de.

Onlar da her gün mücadele ederek yasamak zorundalar.

Güya meslektaslari olanlar onlara birakiniz kalemlerini filan birakmayi, ilk firsatta kalemle arkalarindan yaralamak için firsat beklerler.

Kiskançlik, ayak oyunu, dedikodu, üniversite ögretim üyeleri arasinda olaganüstü yaygindir.

Aralarinda bir tanesi yeni bir fikir denemeye kalksa, yeni bir makale yazsa, yurtdisinda makale bastirmak için ugrassa, hemen bir cephe ayagini kaydirmak için harekete geçer. Gerçi yeni fikir üretenler, yurtdisinda yazi yayinlayanlar pek azdir aralarinda ama onlara bile tahammül etmezler.

Kendi aralarinda bu durumda olan hocalarin, ögrenciye de fazla bir sey verebilmeleri mümkün degildir gayet tabii ki. Bu yüzden de Türkiye'de üniversiteye giden ögrencilerin önemli bir bölümü, neredeyse liseden mezun olduklari düzeyin de altinda olarak üniversite diplomasi alirlar.

Bir yanda meslektaslarina duyduklari saygi nedeniyle ona kalemini birakan bilim adamlari, bir yanda da bizim dedikoducular ve onlardan kaçmak için ne yapacagini sasirmis olan azinliktaki gerçek bilim adamlarimizin çaresizligi.

Karsilastirin iki tabloyu, trajediyi net olarak görün.”

Kaynak:
Prof. Dr. Nadir Paksoy
Sito-patolog, Izmit-Kocaeli

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?