Ana Sayfa arrow Arkeoloji arrow Masal Kent Atlantis Troya'da mi?
Masal Kent Atlantis Troya'da mi? PDF Yazdır E-posta
Eski uygarliklarin yüksek mühendislik bilgileri ile su bentleri, yapay limanlar, altin dösemeli saraylar insa ettirdiklerinin ortaya çikmasi, masal ülke Atlantis'in efsane degil gerçek olabilecegi düsüncesine agirlik kazandirdi.

Almanya Yerbilimleri ve Maden Enstitüsü BGR'nin jeofizikçiler, mineraloglar, madencilik uzmanlarindan olusan arastirmacilari çok degisik bir yeralti zenginligini ortaya çikartmak için çalisiyorlar. "Paleolitik bir bölgenin rekonstruksiyonu" adini tasiyan projede Klaus Peter Sengpiel yönetimindeki bilim adamlari Atlantis kitasinin sirrini çözmeye çalisacaklar ve hedefleri kesin olarak belli: Türkiye'nin kuzeybatisinda, " Çanakkalenin batisinda ". Bu proje jeoarkeolog Eberhard Zangger 'in 1992 yilinda ortaya attigi "Troya=Atlantis" fikrine dayaniyor. Bu denklem arkeoloji dünyasinda büyük tartismalara yol açmisti, birçok uzman bunu bir saçmalik olarak degerlendirirken, bir kismi da "dahice bir hipotez" olarak görmüstü. BGR simdi Zangger'in bu savini teknolojinin yardimiyla arastirmaya çalisacak.

Enstitünün elinde, derin sondajlarda kullanilan manyetometre ve gama isini detektörlerinin yani sira en modern ölçüm teknolojisiyle donatilmis özel bir helikopter bulunuyor. Kesiflerde helikoptere 50 metre uzunlugunda çelik bir halatla torpido seklinde elektromanyetik bir indüksiyon aleti baglaniyor.

Bu alet 150 metre derinlige kadar tüm yer katmanlarini kesin olarak tespit edebiliyor. Bu yüksek teknoloji donanimi artik Atlantis arastirmasinin hizmetinde ve Troya'nin bulundugu Hisarlik Tepesi nin çevresindeki 180 kilometrekarelik bir alani tarayacak.

Zangger'in tahminine göre metrelerce kalinliktaki alüvyon tabakasinin altinda Atlantis'in efsanevi limaninin bulunmasi gerekiyor. Ekip su anda, bilgisayarlardan yakit depolarina kadar gerekli malzemelerin hazirlanmasi ve dört tonluk helikopterle beraber gemiyle Izmir 'e gönderilmesi için gerekli islemlerle ugrasiyor. Mart ayinda ekip lideri Sengpiel, Zangger'le beraber ön çalismalar için Türkiye'ye gelecek.

Aslinda proje o kadar sasirtici degil. Uzun bir süre insanlik tarihinin ilk efsanesi olarak görülen Atlantis'in tarihi gerçeklere dayanip dayanmadigi bir süredir tarihçiler, arkeologlar ve felsefe profesörleri arasinda ciddi bir sekilde tartisiliyor.


Atlantis ve Platon

Her sey, 2360 yil önce Eski Yunanli filozof Platon ' un (I.Ö.427-347) bronz silahlarla savas arabalari kullanan ve 11.500 yil önce bir gün aniden sulara gömülüp yok olan bir süper güç hakkinda verdigi bilgilerden kaynaklaniyor.

Platon'a göre bu adanin bereketli topraklari, zengin madenleri vardi, "Poseidon tapinaginda" krallar boga kurban ediyorlar, büyük sölenler düzenliyorlardi, inanilmaz bir zenginlik ve sefahat vardi. Günes isiginda saray duvarlari piril piril parlayan; baharat, seramik ve zengin maden cevherleriyle yüklü gemilerin üstü örtülü kanallarda yol aldigi bu eski çaglarin Venedigi hakkinda ikibin yil boyunca çesitli seyler söylendi, yazildi, birçok insan onu bulmak için yillarca ugrasti.

Platon, metinlerinde defalarca anlattiklarinin dogru oldugunu vurguluyor ve kaynak olarak Atina demokrasisinin kurucusu Solon 'u (I.Ö.640-560) gösteriyordu. Solon bu hikâyeyi Misir'a yaptigi bir gezide ögrenmisti.

Bilim uzun bir süre bu anlatiya inanmadi ve onu bir hayal ürünü, politik-felsefi bir mit olarak siniflandirdi. Bazi uzmanlara göre Atlantis, Platon'un en dahiyane bulusuydu, çünkü onun sayesinde bir ölçüde Homeros 'u gölgede birakmayi basardi.

Efsanenin hakkinda sayisiz tahminler ve iddialar ortaya atildi. 1950'li yillarda amatör tarihçi Otto Muck "Ilk kita"nin I.Ö. 5 Haziran 8498'de saat 13'de bir meteor tarafindan parçalandigini iddia etti. Bir yazar ise (Martin Freska) adanin bir "atom bombasiyla" yok edildigini söyledi. Yazilan senaryolarda Atlantislilerin 100.000 yil önce helikopterleri, telefonlari, çamasir makineleri, rasathaneleri olan yüksek teknolojiye sahip bir halk oldugu bile iddia edildi. Ada sulara gömüldükten sonra hayatta kalanlarin Brezilya 'ya gittikleri ve uygarlik kahramanlari olarak insanlara okuma, yazma ve teknoloji getirdikleri söylendi (Rudolf Steiner 1861-1925). Maya piramitleri, Stonehenge, sfenksler - eski uygarliklardan gelen büyük anitlarin hemen hepsi için "Atlantislilerin mirasi olduklari" savlandi (Atlantis arastirmacisi Ignatius Donnelli).

Zaman zaman bu tartismalar politik boyutlara da ulasti, Heinrich Himmler ' in kurdugu "Alman Ari irk Derneginin" baskani Herman Wirth, Atlantis'in Grönland 'da oldugunu ve ari irkin burada dogdugunu iddia etti. Hitler ise, Atlantis'in Andlarda olduguna ve düsen göktaslariyla yok olduguna inanan Avusturyali Hanns Hörbige r 'in atesli bir taraftari oldugunu söylüyordu.

Dünyanin çesitli bölgelerindeki 50'den fazla yer tartismalara konu oldu. Atlantis bazen Dogu Prusya, bazen Sargasso denizinde arandi, bazen deCornwall kiyilarinda. Sürekli olarak yeni merkezler iddialarda yer aldi. Bu yil ilkbahar aylarinda Titicaca Gölü gündemdeydi. Ingiliz John Blashford Snell, Tiwanaku kizilderililerinin geleneksel ulasim araci ejderha kafali sazdan kayiklarla Titicaca gölünden 300 kilometre uzakliktaki Poopo gölüne ulasti; onun iddiasina göre Twanakular bir zamanlar Andlarda yasayan Atlantislilerdi ve gemileriyle Misir'a kadar gidip ticaret yapmislar, tütün ve kokain satmislardi. Ne yazik ki iddialarina destekleyen hiçbir kanit henüz bulunamadi.

Platon'un Atlantis'ine inananlar arasinda sadece hayalperestler degil Charles Darwin ve Alexander von Humboldt gibi büyük bilim adamlari da var.

Simdiye dek yapilan arkeolojik arastirmalarda Atlantis'le ilgili en ufak bir ipucu dahi bulunamadi. Ancak arastirmacilar henüz ümitlerini kaybetmediler ve Platon'u, bu büyük düsünürü "yalancilik" lekesinden kurtarmak için çalismalara yeniden basladilar.

Birçok arkeolog Platon'un bütün hikayeyi uydurmus olamayacagini, anlattiklarinin belli bir gerçeklik payi tasidigini ve tarihi kaynaklara dayanmis olabilecegini düsünüyor. Arkeologlarin bu düsüncesi arkeolojik kazi alanlarindan gelen bilgilerle de destekleniyor. Son zamanlarda yapilan kazilarda 5000 yil öncesine tarihlenen ve teknik olarak mükemmel eserler ortaya çikartildi.

Platon'un metinlerini olanaksiz ve inanilmaz yapan, Atlantislileri üstün insanlar olarak tanimlamasi ve adanin tasviriydi. Platon'a göre ada yapay su yollariyla örülmüstü, gemi seferine uygun kanallar ve havuzlardan olusan iç limani detaylariyla anlatilmisti. Yapay limanin su ihtiyacini karsilamak için bütün nehirlerin yataklari degistirilmisti. Uzun süre bu özellikler bilim adamlarinca o çaglarda ki insanlarin yapamayacagi seyler olarak kabul edildi.


Üstün uygarliklarin izleri

Ancak anlatilanlarin hiç de olanaksiz olmadigi artik biliniyor. Antik çag arastirmacilarinin son yillardaki arkeolojik buluntulari degerlendirme sonuçlari, özellikle çesme, liman ve su teknigine bagli büyük yapilardaki mimari basarilarin, Atlantis efsanesindekileri bile gölgede biraktigini ortaya koydu.

I.Ö. 3000 yilinda Firavun Menes zamaninda, Nil nehrinin önü 400 metre uzunlugunda beyaz kesme taslardan yapilmis bir bentle kesilmis ve dünyanin en uzun nehrinin Memphis sehrinin güneyinden akmasi saglanmisti. Bu duvar uzmanlarca "inanilmaz bir mühendislik yetenegi" olarak degerlendiriliyor (Günther Garbrecht).

Dogu Anadolu uygarliklarindan Urartu larin yetenegi ise daha da etkileyici. Köstebekler gibi yer altinda kanallar açarak borularla yeralti sularini uzak mesafelere tasimislardi. Insan boyu yüksekligindeki bazi galerilerin uzunlugu 90kilometre, tüm sistemin uzunlugu ise dünya ile ay arasindaki mesafeden daha uzun (Garbrecht).

Ister Misir olsun, ister Sümer, Babil veya Miken , hemen hemen her yerde kazi ekipleri Klasik Yunan döneminden çok daha uzun bir süre önce gerçeklestirilmis büyük tesisler ortaya çikartiyorlar.

"Orta Imparatorluk" döneminde Firavunlar Fayyum 'da (alani 1800 kilometrekare) ekilebilir topraklar elde etmislerdi, taze su için Nil'le yapay vaha arasinda 100 metre genisliginde bir kanal yapilmisti.

Babil hükümdari Hammurabi (I.Ö. 1728-1686), günümüz hidrolik mühendislerinin, "onlarin yaninda Roma su kemerleri oyuncak gibi kalir" dedikleri bentler ve sulama kanallari yaptirmisti ( Henning Fahlbusch).

Pylos'da jeoarkeolog Zannger yapay bir gemi havuzu ortaya çikardi. Avrupa'nin bu ilk liman tesisinde (I.Ö. 15.y.y.) biriken tortu ve pislikleri temizlemek için bir mekanizma da bulunuyor.

Arkeolojik kesifler isiginda hidrolik mühendisleri Tunç Çagi insanlarinin (I.Ö. 1200'e kadar) yeteneklerini simdiye dek küçümsediklerini kabul ediyorlar, artik Platon'un hikâyesini farkli yorumluyorlar ve Atlantis'in liman tasvirlerini gerçekçi buluyorlar.


Ilk pirinç alasim

Atlantis yazilarindaki önemli bir ayrinti da aydinlanmaya basladi. Efsaneye göre Atlantis'de "parlakligi atese benzeyen" çok ilginç bir maden isleniyordu: Orihalkos. Platon bu maden için, "bize sadece adi kaldi" diyordu. Bu maden hakkinda da çok sey söylendi, kimisi aslinda bir "roket yakiti" oldugunu, kimisi ise kehribar oldugunu, bu nedenle Atlantis'in Baltik denizinde olmasi gerektigini söyledi.

Son zamanlarda yapilan ciddi ve bilimsel arastirmalarda tüm antik çag yazitlari metalurji açisindan incelendi, sonuç ise bu malzemenin bakir çinko alasimi olan pirinç oldugu dogrultusunda. Bu arastirmanin baskani Ernst Pernicka , oldukça karmasik bir islemle elde edilen alasimin I.Ö. 2500 yillarinda ilk defa kullanilmaya baslandigini tahmin ediyor. Troya'nin 80 km. güneydogusundaki Andeira bu alasimi ile ünlü. Daha sonra, Romalilarin milat döneminde yeniden imal etmesine kadar, bu bilgi ve teknik kayboldu, yani Platon döneminin Yunanlilari bu alasimi elde etmeyi bilmiyorlardi.

Birçok detayin aydinlanmasi her ne kadar Platon'un tasvirlerinin eskiye göre daha ciddiye alinmasini sagladiysa da, özellikle iki önemli soruya kesinlikle cevap veremiyor: Atlantis nerdeydi? Ne zaman sulara gömüldü?

Misir'da en eski su kanallari 5000 yasinda, bakir-çinko alasimi günümüzden 4000 yil önce kesfedildi, ama Platon Atlantis'in yok olusunu neolitik çagin baslangici olarak belirtiyor, yani, insanlarin göçebe olarak yasadigi, henüz tarimin olmadigi 11.500 yil öncesine tarihliyor.

Cografi veriler de tutarli degil. 1947 yilinda Platon'un Atlantisinin Atlas okyanusunda olamayacagi ortaya atilmisti, çünkü Azor veya Kanarya gibi adalar eski bir kitanin kalintilari degil, denizin altindaki volkanlarin patlamasi sonucu deniz tabaninin yükselmesiyle olusan adalardi.


Ilk bilginin izinde

Platon, anlatisinda tarihçi üslubunu korudu, hep kendisinin olaylari aktaran bir araci oldugunu vurguladi ve anlatinin kaynagi olarak Solon 'u gösterdi. Solon bu bilgileri Sais 'deki "Neith tapinaginda", bir tas stelin üzerinde görmüs, daha sonra kutsal bir kitapta detayli anlatiyi bulmus ve oradan kopya etmisti. Bu kopya, Platon diyalogunun ikinci kisisi Kritias'a kadar dört nesil boyunca ailede kalmisti.

Platon'un aktardigi, süpheciler tarafindan "inandiricilik kurgusu" olarak isimlendirilen bu ikincil bilgiler, yazilanlara kesin süpheyle yaklasanlar tarafindan bile rededilemiyor. Soyagaci arastirmacilari Kritias'in Solon'un ailesinden geldigini belirlediler, bu durumda kopyanin aile içinde kalmis olmasi mümkün görünüyor. Solon'un Misir gezisi de biliniyor. I.Ö. 560 yillarinda yaptigi gezide belki de Naukratis limanina gelmis ve 16 kilometre uzakliktaki Sais 'i ziyaret etmisti. Neith tapinagi, "Per-Anch"(Yasamin evi), Misir'in en ünlü üniversitelerinden birisiydi, arkeologlar harabeler arasinda sinif olarak kullanilan bir odayi belirlediler. Bu tapinak milat döneminde Romalilar tarafindan yikilmisti, sadece birkaç heykel günümüze ulasabildi.

Platon'un bilgi aktarim tarzi, kaynagin Misir bilgeligine dayandirilmasi, klasik Yunan'da yaygin kullanilan bir yöntemdi. O dönemde bilim adamlari, yüzyillardan beri kesintisiz süren tek uygarligi, Nil'in ülkesini sik sik ziyaret ediyorlardi.Tipta, matematik ve mimarlikta Misir diger Akdeniz ülkelerinin önündeydi ve Yunanlilarin onlardan ögrenecek çok seyleri vardi.

Yunanistan'da özellikle fen bilimleri konusunda yeni bir bulus olarak tanitilanlarin çogu Memphis veya Sais'den kopya edilmisti, I.Ö. 6. ve 5. yüzyillarda Yunan mucizesi olarak adlandirilan birçok yeniligin temelinde " Misir'dan transfer edilen bilgiler" vardi (arkeolog Hartwig Altenmüller).


Platon yalanci olamaz

Ancak hiçbir zaman Platon, tamamen yalancilikla suçlanamaz. O dünyanin " yuvarlak " oldugunu yazan ilk yazardi, ayrica, eski Atina tarihinin de anlatildigi Atlantis metinleri çok akillica ve mükemmel gözlemler içermektedir. Dialogda filozof, anavataninda atalarinin bir zamanlar ormanlari yagmalamasi yüzünden verimli topragin akip, çevrenin nasil çoraklastigini anlatiyor. Bazi uzmanlar bunun, ormanlarin açilmasiyla olusan erozyonun en eski ve her açidan dogru bir tasviri olarak kabul ediyorlar (Garbrecht).

Çok çesitli konularin yer aldigi metinde Atlantis hikâyesi de anlatiliyor. Bir seyahat rehberi gibi Platon, Atlantislilerin sehrini tasvir ediyor, topografik özelliklerin yani sira okuyucuyu yer dösemelerinin özellikleri, kanallarin eni, boyu, derinligi gibi detaylarla adeta boguyor. Bazi yerlerde dipnotlarla kendi fikrini de belirtiyor. Örnegin, Solon'a göre Atlantisin önündeki ova 540 kilometrekare, ancak Platon buna pek inanamadigini belirtiyor, ama bir tarihçi olarak duyduklarini aynen aktarmak zorunda oldugunu ekliyor.

Anlatilanlarin hepsi yalan olabilir mi? Atlantisi bir saçmalik olarak görenler eseri "mükemmel bir kurgu" (tarihçi Bichler) veya "simdiye kadar yazilmis en dahiyane hayal ürünü" olarak niteliyorlar. Birçogunun görüsüne göre Platon 20 yil önce tasarladigi ideal devleti " Polteia " nin sadece bir teori olarak kalmamasi için ona Atlantis'le hayat vermek istemisti. Bu nedenle, hiç kimsenin asilsiz bir olayi gerçek olarak kabul ettiremedigi filozof, çagdaslarini bilerek aldatmis ve bunun için çok degisik bir ifade tarzi kullanmisti.


Platon'un izinden gidenler

Efsane pek çok yazari etkiledi. Platon'un ölümünden kisa bir süre sonra yazar Theopomp kaleme sarilip uzaklardaki Meropis adindaki masal ülkesini anlatti. I.Ö. 3 y.y.da Yunanli Jambulos "Günes Adasina Yolculuk" kitabinda dünyanin en ucunda yer alan bir ada ve burada yasayan 150 yasindaki insanlar hakkinda yazdi. Yeni dönemlerde Bacon, Thomas Morus, Campanella onlarin yolunu izlediler. Ne yazik ki sairleri, üstü kapali sözler söyledikleri ve yalanci olduklari için sevmeyen Platon, bir roman türünün yaraticisi oldu. Arastirmaci Bernard'a göre bu, felsefe tarihinde 2000 yildir çözülemeyen bir problem.

Ancak birçok bilim adami, tüm tutarsizliklarina ragmen tasvirlerin, tamamen hayal ürünü olmaktan çok belli bir gerçeklik payi tasidigina inaniyorlar. Onlara göre Solon, tapinaktaki yazitlarin tercümesi sirasinda bazi konulari yanlis anlamisti. En büyük hatasi Misirli rahiplerin verdigi cografi bilgileri dogru anlayamamis ve Atlantis'i yanlislikla Atlas okyanusuna yerlestirmisti. Belki de sözü edilen yer Karadeniz ' di.


Zaman tanimlama hatasi

Bu sekilde belki de, Platon'un Atlantis'in yokolusu için verdigi "9000 yil öncesi" tarihi de açiklanabilir, çünkü Antik dünyada firavunlar ülkesinin geçmisi için de çok uzun tarihler verilirdi. Örnegin Herodot 11.340 yil, tarihçi Manetho 11.985 yil olarak belirtirdi. Bu verilerde belki de Sais rahiplerinin hatasi var. Hazirlanan uzun hükümdarlik listelesi ilk firavun Menes'e (I.Ö. 2990-2966) kadar uzanir. Ancak bu listenin en basinda öyle firavunlarin adi geçerki, verilen tarihlere göre yüzlerce yil hükmetmislerdir. Bu karisikligin nedeni büyük bir olasilikla günes yili ile ay çevrimlerinin karistirilmasidir.

Acaba Solon da ayni hataya düstü mü? Atlantis felaketi 9000 ay çevrimi öncesinde mi oldu? Böyle kabul edersek bu zamani 12,37' ye bölerek günes yilina çevirebiliriz, o zaman sonuç; Atlantis I.Ö. yaklasik 1200 yillarinda sulara gömüldü, yani Tunç çaginin sonunda.

Birçok tarihçiye göre efsane bu dönemde daha anlam kazaniyor. Atlantis'in gemileri ("üç kürekli"), savas arabalari ("oturma yeri olmayan çift kosumlu") ve mizrak aticilar sona ermekte olan Tunç çagi Akdeniz uygarliklarina çok uygun düsüyor.

Sanki zaman makinesinden geçmis gibi daha yakin tarihlere gelen bu efsane sehir nerede? Yetmisli yillarda Kyklad adalarindan Santorini (Thera) en büyük adaydi ve üzerinde çok tartisildi.

I.Ö. 1450 yilinda bir yanardag patlamasi adayi neredeyse paramparça ediyordu. Bazi senaryolara göre bu patlama 300 metre yüksekliginde dalgalara neden olmus, dalgalar Girit adasina kadar ulasmis ve Minos Medeniyetini sular altinda birakmisti. Bu senaryolari yazanlara göre belki de Platon'un anlatisi bu felakete dayanmaktaydi.

Yeni arastirmalar Santorini'deki yanardagin uzun yillar önce çöktügünü ve Tunç çagindaki patlamanin 20 kilometreküp kül püskürten son bir çirpinis oldugunu ortaya koydu. Adi geçen Tsunamiler Girite sadece bir çalkanti olarak erismisti. Bu hipotez böylece rafa kaldirildi.


Efsane Troya ile birlesiyor

Son günlerde Eberhard Zangger'in Atlantis'in yeri ile ilgili, simdiye kadar ileri sürülenler içinde en somut örnekler veren teorisi gündemde. Zürih'te yasayan jeoarkeolog iki efsanevi sehri bir formülde birlestirdi: Atlantis ve Troya .

Her ikisi de usta kalemlerin elinde efsanelestiler, Atlantis'i Platon, Troya'yi Homeros tanitti. Her iki sehir de büyük benzerlikler göstermekteler:

Platon'un masal sehrinin deniz gücü "1200 gemi". Troya'nin donanmasi (Homeros'a göre) 1186 gemiden olusuyordu.

Atlantis'de sert bir kuzey rüzgâri esiyordu. Benzer hava kosullari Karadeniz'e açilan ilk kapinin agzinda bulunan Troya için de geçerlidir.

Atlantis'de bir sicak bir de soguk su kaynagi vardi. Troya'da da iki kaynaktan su çikar, birisi üzerinde "dumanlar tüten ates gibi sicak", digeri "buz gibi soguk" (Homeros).

Bu tarz paralellikler rastlanti da olabilir. Ancak Troya'nin yasanmis tarihi ile Atlantis hikâyesi ilginç bir sekilde benzesir. Bazi tarihçiler Atlantis efsanesinin "Deniz Halklari istilasindan" dogdugunu düsünüyorlar, yani insanlik tarihinin en karanlik, en firtinali ve en kanli dönemlerinden birinden.

Bu korkunç felaketin detaylari Misir hiyeroglif metinlerinde anlatilmistir. Bunlara göre I.Ö. 1200 yillarinda dogunun süper güçleri "Kuzey insanlarinin" istilasina ugramislardi. Denizcilikte usta olan bu barbarlar bölgedeki uygarliklari derinden sarsmislardi.

Savas kargasasinin sonunda Akdeniz'in büyük bir bölümü harabe haline döndü; Hitit imparatorlugu çöktü, Kibris yikildi, Miken ülkesi yandi, Dogu Akdeniz'in sanli kaleleri haraboldu. Sadece Misir güçlü ordusuyla bu büyüyen tehlikeyi durdurmayi basardi. I.Ö. 1180 yilinda Ramses III karadan ve denizden yürütülen büyük bir harekâtla kuzeyden gelen yabancilari yendi. Medinet-Habu tapinaginin duvarlarinda bu zaferle ilgili kabartmalar genis bir yer tutar.

Savastan sonra ve onu izleyen dönemdeki açlik, seller ve depremler hemen hemen bütün Ege bölgesi uygarliklarini geriletti, hatta Yunanistan'da yazi gelenegi kayboldu. Geçmisteki yüksek uygarliklarin anisi sadece efsanelerde kaldi. Tevrat ve Honeros'un Ilyada'si, ayrica Argonot ve Herkül mitleri Tunç çaginin gelismis, efsanevi sehirlerine deginirler.

Birçok arkeolog Atlantis hikâyesinin bu yokolmus yüksek uygarliklara bir köprü olusturdugunu tahmin ediyorlar. Tarihçi Lehmann , Platon'un herhangi bir sekilde Deniz Halklari Istilasi hakkinda bilgi sahibi oldugunu düsünüyor.

Gerçekten de Platon anlatisinda Atlantislileri istilacilar olarak gösterir. Büyük bir deniz gücüne sahip olan ülkenin bütün yöneticileri bir araya gelerek Misir ve Akdeniz'in diger uygarliklarini "büyük bir saldiriyla boyundurluk altina almak" için birlesirler (Platon). Nil'e kadar ilerlerler, ama o anda sahneye "Eski-Atina" çikar ve düsmani yenmek için firavunlara yardim eder. Bazi tarihçiler Deniz Halklari ve Atlantis savasi arasindaki benzerligi çok dikkat çekici buluyorlar.

Platon'un, Tunç çaginda yasanan bu felaketten nasil haberdar oldugu ise tartisma konusu. Zangger'in destekledigi düsünce, Solon'un notlarinin Platon'un elinde olmasi, çünkü ancak bu sekilde bakir-çinko alasimi, kanallarin özellikleri ve uzun zaman önce yokolmus uygarliklarla ilgili bilgilere sahip olabilirdi.

Profesör Görgemann ise baska bir olasilik üzerinde duruyor: Arastirmalarina göre Atlantis yazilmadan önce Perslere karsi savasta destek ve silah aramak için bir Misir delegasyonu Atina'ya gelmisti. Platon'un arkadaslarindan kumandan Chabrias görüsmelerde hazir bulunmustu.

Görgemann'a göre belki de Misirli delegeler yanlarinda Sais ile Eski-Atina arasindaki silah arkadasligini animsatmak için Deniz Halklari savaslari ile ilgili belgeler getirmislerdi.


Spekülasyondan gerçege

Tabii bunlarin hepsi spekülasyon ve bunlarla geçmis sekillendirilemiyor. Ancak arastirmalar, uzun süre tarihçiler tarafindan hayal ürünü olarak nitelenen bazi antik metinlerin gerçek oldugunu ortaya çikariyor. Örnegin Herodot'un söz ettigi, firavun Necho II ' nin Fenikeli denizcileri Afrika kitasinin etrafini dolasmalari için görevlendirmesi gibi. Günümüzde birçok arastirmaci 20.000 kilometreden daha uzun olan bu yolculugun geçeklestigine inaniyor; bunun nedeni Herodot'un verdigi bir astronomi bilgisi. "Her ne kadar inanamiyorsam da" (Herodot) dipnotuyla verilen bilgide, denizcilerin günesi kuzeyde gördükleri belirtiliyor. Bu gözlem sadece güney yarimküreden yapilabilir. Ayni sey belki Platon için de geçerlidir. Eger hikâye Deniz Halklari istilasini yansitiyorsa Atlantis'in yeri dogu Akdeniz'de aranabilir.

Istilaci kavimlerin Ege ve Bati Anadolu'dan geldikleri biliniyor. Bu saldirida Troya en ön saflarda savasmis olabilir.


Anadolu sir küpü

Atlantis, arkeolojik açidan tamamen bir bilinmeyendir. Diger taraftan, "Metalurjinin besigi" (Pernicka), efsanevi krallar Kroisos ve Midas 'in vatani Anadolu, topragin altinda pek çok sirri saklamaktadir.

Bir zamanlar basit bir tepe olarak görülen Hisarlik 'ta 130 yil önce Heinrich Schliemann Troya'yi bulmustu. Doksanli yillarin basina kadar burasi hâlâ küçük bir balikçi köyü olarak kabul ediliyordu, çünkü Schliemann sadece Akropolis'te çalismis ve 6000 metrekarelik bir yeri ortaya çikarmisti.

Manfred Korfmann baskanligindaki kazi ekibinin çalismalari sayesinde Troya'nin sehirleri gün isigina çikti. Kalede 300.000 metrekarelik bir alan kesin olarak belirlendi, sehrin daha da büyük oldugu tahmin ediliyor, ancak dis surlari henüz bulunamadi.

Konumu, Troya'ya büyük bir avantaj sagliyordu. Tunç çagi denizcileri için, güçlü kuzey rüzgarlarinin estigi Çanakkale Bogazini (Dardanelles) geçmek hemen hemen imkansizdi. Rüzgârlarin sürekli yön degistirdigi bu bogazi geçmenin ne kadar zor oldugunu, geçtigimiz yillarda Tim Severi n bir kez daha ispatladi. Argonotlarin yolculugunu tekrarlayan maceraci ekip (20 kürekli, basit bir seren yelkenlisi ile 16 metre uzunlugunda aslina uygun olarak yapilan bir Miken teknesi ile) Çanakkale bogazini birçok sonuçsuz denemeden sonra, rüzgârin ve kas gücünün yardimiyla zar zor geçmeyi basarabildi.


Troya büyük bir zenginlik

Bu sartlar altinda, efsanede adi geçen Priamos gibi birçok Troya krali büyük bir zenginlik içinde yasamis olmali. Akik, kehribar, Kaskas atlari- Karadeniz üzerinden gelen tüm degerli mallar Troya'nin kontrolü altindaydi. Antik dünyanin, özellikle silah yapiminda ihtiyaç duydugu bronzun hammaddelerinden birisi olan kalay in da ticareti belli ki Troya'nin elindeydi.

Simdiye kadar bu maden yataklarinin nerede oldugu bilinmiyordu. Maden uzmani Pernicka 'nin yaptigi ve henüz yayinlanmamis arastirma sonuçlarina göre, Kazakistan ve Özbekistan ' da çok sayida kalay çikartilan maden ocagi bulunmaktadir. En büyügü, Pamir daginda Musiston'daki 3000 metre yükseklikteki maden ocagi, burada prehistorik dönemden kalan galeriler de bulunmus. Bu ocaklardan çikartilan cevher Karadeniz'e getiriliyor ve oradan gemilerle Çanakkale bogazina gönderiliyordu.

Troya'nin buradaki önemi henüz tahmin edilemiyorsa da, bilinen su ki, sehrin bu kitalararasi ticaret için büyük bir limana ihtiyaci vardi. Platon'a göre, Atlantis'in de bu amaçla, denizle sehir arasindaki yaliyar arkasina yapilmis yapay bir iç limani vardi. Su yollari ve kanallardan limana "dünyanin her yerinden tüccarlar" gelip gidiyoruz (Platon).


Korfmann karsi

Troya kazi ekibi baskani Korfmann bu tarz spekülasyonlara kulak asmiyor. "Troya=Atlantis" denklemi onun için tamamen saçmalik. Ancak Zangger Almanya Yerbilimleri ve Maden Enstitüsü'nün destegini de alarak tezini ispatlamaya çalisacak. Arastirma ekibinin en çok ilgisini çeken, Troya'nin önündeki yaliyarda yer alan, 30 metre deriliginde ve 500 metre uzunlugundaki yarik (Kesik-kanal).

Benzer sekilde Platon da Atlantislilerin, kiyidaki kayalari yararak iç limana bir geçit açtiklarini belirtiyor. Arkeolog Jablonka bu tip paralellikleri kabul etmiyor, çünkü Kesik kanali su seviyeinin altina inmedigi için gemilerin buradan geçmesi olanaksiz. Zangger de bu gerçegi yadsimiyor, ancak Kasim ayinda yayinlanan kitabinda bu gedik için baska bir tez gelistirmis. Ona göre burasi, gemilerin iplerle çekildigi kizakli bir rampa görevini görüyor.

Bu fikri Zangger Odysseia'da Phaiaklar'in adasi ile ilgili bölümden almis (gemilerin kizaklar üzerinden çekilerek bir göle indirilmesi). Gerçekten de bu Antik dünyada kullanilan bir yöntemdir ve en uzun örnegi Korinthos kistagindadir.

Hidroloji uzmanlari Zangger'in bu siradisi kizak- senaryosunu akla yakin buluyorlar, çünkü Tunç çagi mimarlari ve insaat ustalari gerçekten sasirtici su tesisleri kurmuslardi (mühendis Garbrecht).

Tartismalar ve spekülasyonlar devam etse de ortaya çikan su ki, Atlantis'in tamamen bir hayal ürünü oldugu tezi artik eski cazibesini kaybetmeye basladi.

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?