|
Insanlarin çaglar boyunca hayran kaldiklari büyük eserler, asirlar boyu sanatçilara ilham, onlara yaklasma ve onlari geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermistir.
Tarihi açiklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin taniklari olan bu saheserlere ilgi duymayan nesiller, yaraticiliklarini kaybetmisler, içinde bulunduklari nesillerin medeniyet yarisinda geri kalmalarina sebep olmuslardir. Bu sebeple, bütün dünya için essiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardir. Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyillardan beri "Dünyanin en büyük ve en güzel anitlari hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapilmislardir?" sorularina cevap aramislardir. M.Ö. 4. yüzyilda Sidon'lu Antipatros ilk defa, kendi çaginda yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel aniti "Dünyanin Yedi Harikasi" olarak adlandirmistir. Heykeltraslik ve mimarlik saheseri olan bu eserler sunlardir: 1- Misir Piramitleri 2- Iskenderiye Feneri 3- Babil'in Asma Bahçeleri 4- Efes'teki Artemis Tapinagi 5- Olimpos'taki Zeus Heykeli 6- Kral Mausoleus'un Mozolesi 7- Rodos Heykeli Antipatros'un, yasadigi çagda dünyanin baska yerlerine gitme imkani olsaydi, belki de bu harikalarin sayisini iki, üç katina çikarirdi. Ancak, sadece tanidigi yerlerde gördügü bu eserleri yedi harika olarak tanimlamistir. Antik Çag'da yapilan bu eserler, hem boyutlari hem de olaganüstü dekor ve islemelerinden dolayi önemli eserlerdir. Dünya'nin yedi harikasindan günümüze sadece Misir piramitleri kalmistir. Yangin, deprem, savas ve zamana asimi digerlerinin yok olmasina neden olmustur. Arkeologlar eserlerin görünüsleri ile ilgili olarak anlatilanlari temel almislardir. MISIR PIRAMITLERI Dünyanin yedi harikasi arasinda günümüze kadar gelebileni Misir piramitleridir. Misirin çesitli bölgelerinde onlarca piramit vardir. Piramitlerin nasil ve niye yapildigi hakkinda çesitli görüsler olmasina ragmen bu sorulara kesin cevaplar verilememistir. Ama en akla yatkini piramitlerin Misir'da tanrisal bir anlam tasiyan firavunlarin mezari olmasidir. Içindeki gizli dehlizler, kapilar, salonlar hep yabancilara karsi firavunun hazinelerini ve mumyalanmis bedenini korumak için yapilmistir. Bu piramitlerin en büyügü Firavun Keops'a ait olan 146 metre yüksekligindeki piramittir. Dünyanin yedi harikasindan günümüze kadar ulasan tek eser, Misir'daki Keops Piramididir. Misir'in baskenti Kahire yakinindaki Nil Nehrinin batisinda bulunan Giza Yaylasinda bulunmaktadir. Keops Piramidinin yaninda biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadir. Ayrica, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakin yardimcilarina ait mumyalarin bulundugu bes piramit daha vardir. Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yillarina dogru hüküm süren Misir'in 4. Sülale devri hükümdarlarindan Keops'un mezaridir. Ikinci büyük piramit, Keops'un kardesi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren'e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500'lü yillarda hüküm süren Mikerinos'a aittir. Misir piramitleri yeryüzündeki anit-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunlarin en hasmetlisi olan Keops Piramidi dis görünüsü ile de "Dünyanin Birinci Harikasi" olma niteligine hak kazanmistir. Piramitler, firavunun mumyasi ile hepsi birbirinden degerli essiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde sakliyordu ve bu essiz hazineleri saklamak için yapilmislardir. Keops Piramidinin yüksekligi 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar asinmistir. Bazilari 10-15 ton agirliginda olan 2.300.000 adet blok tasin üst üste yigilmasiyla olusturulmustur. Bir kenari 227 metre olan dörtgen tabani 50.524 metrekarelik bir alani kaplar. Piramidin iç ortasinda, tepeden 100 metre kadar asagida ve tabandan 40 metre kadar yukarida firavunun odasi vardir. Firavunun mumyasi, hazinesi ve özel esyasi bu odaya konmustur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genislikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardir. Tarihçi Herodot'a göre, agir granit bloklari, piramidin üst bölümlerine çikarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genislikte bir rampa yapilmistir. Sadece bu rampanin yapilmasi bile 10 yil sürmüstür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalismasiyla 30 yilda tamamlanmistir. Daha sonra da Keops'un ve esinin mumyalanmis cesetleri bu mezara yerlestirilmistir. Keops piramidin güneyinde Büyük Sfenks vardir. Sfenks'in yüzü, firavun Kefren'in yüzü, bedeni ise yatan bir aslanin bedenidir. Keops'un piramidine giden yolun üzerinde Keops'un annesi Kraliçe Heteferes'in defin esyalarinin bulundugu bir çukur mezar vardir. Bu mezarin dibinde, Kraliçenin bos lahiti vardir. Lahit, üzerindeki mücevherler ve mobilyalar, dönemin zanaatçilarinin sanatsal yeteneklerinin ve teknik yetkinliklerinin gelismis oldugunu göstermektedir. Misir piramitleri, henüz sirlari çözülmemis olarak, güzellikleriyle insani büyüleyici güzelliktedir. ISKENDERIYE FENERI Misir'da Iskenderiye Limani'nin karsisindaki Pharos Adasi üzerine yapilmisti. Romalilar Misir'i ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anilan bir devlet kurmuslardi. Insaasi M.Ö. 285-246 yillari arasinda süren Fener, bu devletin ilk iki krali Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafindan yaptirilmisti. Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliginde olan fener, beyaz mermerden yapilmisti. Tepesinde bulunan, tunçtan yapilmis büyük bir ayna 70 kilometre uzakliktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu. Üç bölümden olusan fenerin mimari Knidos'lu Sostratus'tur. Alt bölümü dikdörtgen seklinde ve yaklasik 55 metre yüksekligindeydi. Orta bölüm, yukariya dogru giden rampasi olan bir silindir seklindeydi. Yaklasik 27 metre yüksekligindeydi. Üst bölüm ise silindir seklindeydi ve üzerinde alevin bulundugu bir odasi vardi. Iskenderiye Feneri, antik çagin yedi harikasi içinde günlük yasam için kullanilan tek eserdir. Ayrica yedi harikanin ve gelmis geçmis deniz fenerlerinin en yüksek olani da bu fenerdir. Üst kismi M.S. 955 yilinda bir deprem ve firtinada kopan fenerin gövde kismi da 1302'de baska bir depremde yikildi. 1500 yilinda ise bu yapiya ait kalintilar tamamen yokoldu. Üzerinde insaa edildigi adadan dolayi Pharos olarak anilmis ve bu kelime bir çok dile yerlesmistir. Ispanyolca, Fransizca ve Italyancada Pharos, deniz feneri anlamina gelmektedir. Yikilmadan önce yapilan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yildan beri örnek olmustur. BABIL ASMA BAHÇELERI M.Ö. 450'li yillarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diger sehirlerin ihtisamini asar." demistir. Herodot, sehrin dis duvarlarinin 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalinlikta ve 97 metre yükseklikte oldugunu ve 4 atli bir arabanin gezinmesine uygun oldugunu belirtmistir. Iç duvarlar, dis duvar kadar kalin degildi. Duvarlarin içinde som altindan yapilmis büyük heykeller bulunan kaleler ve tapinaklar vardi. Sehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardi. Bu kule, Tanri Marduk'a yapilan bir tapinakti ve cennete ulasmak için göge dogru yükseliyordu. Babil, M.Ö. 605'den itibaren 43 yil hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafindan yapilmistir. Daha zayif bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yilindan itibaren 5 yil hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafindan yapilmistir. Bahçeler Nebuchadnezzar'in sila hasreti çeken karisi Amyitis'i neselendirmek için yapilmisti.Amytis, Medes kralinin kiziydi ve iki ülkenin müttefik olmasi amaciyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmisti. Onun geldigi ülke yesil, engebeli ve daglikti. Mezopotamya'nin bu dümdüz ve sicak ortami onu depresyona itmisti. Kral, karisinin sila hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay daglar ve sularin akacagi büyük teraslar yaptirdi. Yunanli cografyaci Strabo'nun M.Ö. birinci yüzyildaki tanimlamasina göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden olusuyordu. Bunlarin içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve agaçlarin yetisebilmesi için toprakla doldurulmustu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pismis tugla ve asfalttan yapilmisti. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Firat nehrinden zincir pompalarla su yukarilara çikariliyordu. Zincir pompa, biri yukarida, digeriyse su kaynaginda bulunan iki büyük volana gerili, üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukariya çikiyor içindeki suyu havuza bosaltip tekrar nehre dönüyordu. Bu sekilde üst seviyelere tasinan su, bahçeleri sulayarak teraslardan asagiya dogru akiyordu. Yunanli tarihçi Diodorus'a göre bahçeler yaklasik 120 metre genislikte ve 120 metre uzunlugunda ve 25 metre yüksekligindeydi. Ninova'daki Asurbanipal kitapliginda bulunan çivi yazisi tabletlere göre Babil'de 53'ü büyük, 650'si küçük olan toplam 703 tapinak, 360 sunak, 2 ayin yolu, 24 büyük cadde ve 3 kanal vardi. Sehir dörtgen bir plana göre kurulmustu. Biri iç, digeri dis olmak üzere 16,5 kilometre uzunlugunda 2 surla çevriliydi. Surlarin disinda bütün sehri çevreleyen su hendekleri de vardi. Istilalar yüzünden sönmeye baslayan sehir, özellikle Pers Krali Keyhüsrev'in Babil'i fethetmesinden sonra sönmeye baslamis, M.S. 5 ve 6. yüzyillarda kumlara gömülmüs ve bir kum dagi haline gelmistir. Bu sehrin, içindeki tapinaklarin ve asma bahçelerin kalintilari ancak 20. yüzyilda yapilan kazilarla meydana çikarilabilmistir. ARTEMIZ TAPINAGI Tanriça Artemis adina ilk türbe M.Ö.800'lü yillarda Efes'teki nehrin yakinindaki bataklik kiyiya yapilmisti. Bazen Diana da denen Efes tanriçasi Artemis, Yunan Artemis'iyle ayni degildi. Yunan Artemis'i av tanriçasiydi. Efes Artemis'i ise belinden omuzlarina kadar birçok gögüsle resmedildigi gibi verimlilik, bereket ve dogurganlik tanriçasiydi. Bu eski tapinakta muhtemelen Jüpiterden düsen bir meteorit oldugu düsünülen kutsal birtas vardi. Tapinak, sonraki yüzyillarda birkaç kez tahrip olmus ve yeniden insaa edilmistir. M.Ö.600'lerde Efes sehri büyük bir ticaret limani haline geldi ve Chersiphron adli bir mimar yüksek tas kolonlari olan yeni ve büyük bir tapinak insaa etti. Lidya krali Croesus, M.Ö.550'de Efes'i ve Anadolu'daki diger Yunan sehirlerini fethetti. Bu savas sirasinda mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus'a daha öncekilerin hepsini gölgede birakan yeni bir mabet yaptirdi. Yeni tapinak öncekinin 4 kati büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genislikteydi. Masif bir çati, yüzden fazla tas sütunla destekleniyordu M.Ö. 356'da Herostratus adli biri tarafindan çikarilan bir yanginda yanarak tahrip oldu. Bundan kisa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltrasi olan Scopas'li Paros tarafindan yeni bir mabet yapildi. Romali tarihçi Pliny'ye göre yeni tapinak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genislikteydi. Tavani, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. Insaat 120 yil sürmüstü. Büyük Iskender M.Ö.333'de Efes'e geldiginde tapinagin insaasi hala devam ediyordu. Bizansli Philon "Babil'in asma bahçelerini, Olimpos'taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu'nu, yüksek piramitlerin kudretli isçiligini ve Mausoleus'in mezarini gördüm. Ama bulutlara dogru yükselen Efes'teki tapinagi gördügümde, digerlerinin tümünün gölgede kaldigini hissettim." diye yazmisti. M.S. 57'de St. Paul hristiyanligi yaymak için Efes'e geldi. O kadar basarili oldu ki bundan, sehrin demircisi ve tapinaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapildi. Çünkü Demetrius tapinaktaki heykellerin bir kisminin sahibiydi ve her yil tapinaga hacca gelenlerden iyi bir geliri vardi ve insanlarin dinini degistirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamina geliyordu. Birlikte ticaret yaptigi diger kisileri de yanina alan Demetrius heyecan verici ve "Yasasin Efesliler'in Artemisi" diye biten bir söylev yapti ve halki galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul'un yardimcilarindan ikisini tutukladilar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardimcilariyla sehri terketti ve Makedonya'ya geri döndü. 262'de Gotlarin bir akini sirasinda büyük Artemis tapinagi yakilip yikildi. Bir yüzyil sonra Roma Imparatoru Constantine sehri yeniden insaa ettirdi. Fakat hristiyan oldugu için tapinagi restore ettirmedi.Constantin'in çabalarina ragmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirledigi liman yokolmustu. Nehrin tasidigi alüvyonlar tarafindan deniz sehirden uzaklasmisti. Zamanla sehir sakinleri kenti terkettiler. Mabetin kalintilari baska yapilarin ve heykellerin yapilmasinda kullanildi. British Museum'dan John Turtle Wood 1863'de tapinagi arastirmaya basladi. 1869'da 6 metre derinlikte, çamurlarin içinde tapinagin temellerini buldu. Buldugu heykelleri ve bazi kalintilari British Museum'a götürdü. 1904'de yine ayni müzeden D.G. Hograth'in liderligindeki bir ekip kazilara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine insaa edilen 5 tapinak oldugunu kesfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapinagin yerini belli etmek için, bataklik halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmistir. ZEUS HEYKELI Eski zamanlarda Yunanlilar'in en büyük festivali, "Tanrilarin Krali Zeus" onuruna düzenlenen Olimpiyat Oyunlariydi. Bugünkü Olimpiyat oyunlarina benzeyen bu müsabakalarda Anadolu, Suriye, Misir, Yunanistan ve Sicilya'dan atletler yarisirlardi. Olimpiyatlar ilk kez M.Ö. 776'da basladi. Oyunlar 4 yilda bir düzenleniyordu ve Yunan sehir devletlerinin bütünlügünü saglamaya yardimci oluyordu. Yunanlilar, Yunanistan'in bati kiyisinda Peloponnesus denen bölgedeki Olimpos'ta Zeus adina bir tapinak yaptirmislardi. Kutsal oyunlar süresince, sehir devletleri arasindaki savaslar kesiliyor ve oyunlar için Olimpos'a (Olympia) gidecekler için güvenli bir geçis imkani saglaniyordu. Oyunlarin yapildigi yerde bir stadyum ve kutsal bir koruluk vardi. Yunanlilar ilk zamanlarda basit bir yapisi olan tapinagin yerine, zaman içinde oyunlarin öneminin artmasiyla, yeni ve tanrilarin kralinin adina yarasir bir tapinak yapmak istediler. Bunun için Elis'li Libon yeni bir tapinak yapmaya basladi ve M.Ö. 456'da Zeus tapinagi bitirildi. Tapinak dikdörtgen bir platform üzerine insaa edilmisti. Binanin yanlarinda yeralan 13 adet büyük sütun, tavani destekliyordu. Her kösede 6 adet sütun vardi. Üçgen seklindeki tavan heykellerle doldurulmustu. Kolonlarin üzerindeki pedimentler, Heracles'in heykelleriyle süslüydü. Tapinagin içerisinde tanrilarin krali Zeus'un görkemli bir heykeli yeraliyordu. Heykeli, Atina'daki Parthenon tapinagi için Athena heykelini yapan Phidias yapmistir. Heykel tapinagin bati ucuna yerlestirilmisti. 7 metre genislikte ve yaklasik 12 metre yüksekligindeydi. Zeus, özenle hazirlanmis tahtinda oturur sekildeydi. Basi neredeyse tavana degiyordu. Sag elinde zafer tanriçasi Nike'i tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çesitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asasi vardi. Altin, abanoz, fildisinden yapilmis olan ve degerli taslardan kakmalarin bulundugu Zeus'un oturdugu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrilarinin ve sfenks gibi mistik hayvanlarin oyma figürleri yeraliyordu. Heykelin derisi fildisinden, sakali, saçlari ve elbisesi altindandi. Tasarim, bir ahsap çerçeveye altin ve fildisi levhalarin tutturulmasiyla yapilmisti. Olimpos'un havasi çok fazla nemliydi. Bu yüzden fildisi levhalarin çatlamamasi için tapinagin altindaki özel bir havuzda bulundurulan bir yag ile sürekli yaglaniyordu. Roma imparatoru Theodosius I, M.S.255 yilinda, bir dinsiz adeti oldugu gerekçesiyle olimpiyatlari durdurdu. Daha sonra zengin Yunanlilar, heykeli Bizans'a tasidilar. Heykel, M.S.462 yilinda çikan bir yanginda yokoldu. Olimpos'ta 1829'da Fransizlar tarafindan burada bulunan bazi heykel parçalari Paris'te Louvre müzesinde sergilenmektedir. Bugün, bölgedeki stadyum restore edilmistir. Zeus tapinagiyla ilgili birkaç sütun haricinde hiçbir sey kalmamistir. Heykel ise tamamen yokolmustur. Ancak, o döneme ait bulunan paralar üzerindeki resimlerden, mabedin sekli hakkinda ipuçlari elde edilebilmistir. Kral Mausoleus'un Mozolesi Halikarnas Mozolesi, Dünyanin Yedi Harikasi olarak kabul edilen eserler arasinda, Türkiye’de bulunan iki harikadan biridir. Halikarnas’taki (Bugünkü Bodrum) bu mermerden yapilmis dev mezarda IÖ.353'te ölen Pers Imparatorlugu’nun ünlü ve uzak krallarindan Mausolus ve esi Kraliçe Artemisia’nin yattigina inanilir. Bugün birçok dilde benzer bir ses yapisiyla kullanilan “mozole” kelimesi de bu kralin adindan türemistir. Heykeli yaptiran Kraliçe Artemisia’nin kendisidir. 135 foot yüksekligindeki mezar, Yunan mimarlar Satyrus ve Pythius tarafindan biçimlendirildi. Mezari çevreleyen frizlenin yapiminda ise dönemin dört ünlü heykeltrasi çalisti. Dikdoörtgen prizma biçimindeki mozolenin üst kismi da piramit biçiminde bir çatiyla kaplidir. Mozolenin en tepesinde ise dört atin çektigi bir araba bulunur. Arabanin içinde oturanlar ise elbette kral ve kraliçedir. Mezarin kaidesi 25 x 30 metre idi ve Iyon stilinde sütunlarla süslenmisti. Tepesinde 4 atli bir zafer arabasi bulunuyordu. Basamakli bir piramit görünümündeydi. Anitin, araba heykeliyle birlikte yüksekligi 45 metreyi geçiyordu. Duvarlari kabartmalarla süslüydü. Sütunlar arasinda birçok güzel heykel vardi. MÖ 353 yilinda mozolenin yapimi tamamlandiginda, büyüleyici beyazliktaki mermer eserin ünü tüm antik dünyaya yayildi. Ancak, 15. yüzyilin baslarinda gerçeklesen bir depremde büyük hasar gören eser, zamanla yikildi. Bugün sadece temelleri ve frezeninin bazi parçalari bulunuyor. Frizlerin önemli bir kismi, ait olduklari topraklardan koparilmis ve Londra’daki The British Museum’a götürülmüstür. Rodos Heykeli Tarihi; Antik Yunan'da belirli güçleri olan kent-devlet sistemi geçerliydi. Lalysos, Kamiros ve Lindos gibi Rodos da, dört ada devletinden biriydi. MÖ 408'de dört ada anlasip, Rodos'u baskent yapip bir birlik kurduktan sonra ekonomik yönden büyük basari sagladilar. Misir Krali Ptolemy, 1.Soter'le çok gelismis bir ticari iliski içindeydiler. MÖ 305'te Mekadonyali Antigonid'ler, ticari rekabet sonucunda bu Rodos-Misir ticari birligini savasarak kirdilar ama asla kente giremediler. MÖ 304'te baris yapildi, birlik yine kuruldu ve tüm askeri malzeme satildi ve parasiyla Günes Tanrisi Helios adina dev bir heykelin yapilmasina karar verildi. Heykel 12 yilda yapildi ve MÖ 282'de bitirildi. Ama MÖ 226'da olusan çok siddetli depreme kadar ayakta durabildi. Kent tamamen yikilmisti. Heykel ise en zayif yeri olan dizlerinden kirilarak devrilmisti. Rodoslular, Misir Krali 3. Ptolemy'den restorasyon için maddi yardim istediler. Ama sonra bir kahin heykelin yapilmasinin yasaklandigi kehanetinde bulununca, Ptolemy'nin yardimindan vazgeçildi. Yaklasik 900 yil boyunca kirik heykel öylece yerde kaldi. Tabii artik bir kalintiydi. Sonra garip bir sey oldu ve Suriyeli bir Yahudi heykeli satin alarak 900 devenin sirtina yükleyip tasidi. Sonrasi bilinmiyor. Aslinda her ne kadar Rodos Limani deniyorsa da, heykelin hangi limanin agzinda durdugu bilinmiyor. Tahminler Mandraki Limani dogrultusunda... Resimde görüldügü gibi heykelin boyutlari inanilmaz görünüyor. Devrildikten sonra limanin agzini tikadigindan söz eden antik yazarlar da var ama çeliski çok fazla. Heykelin karada mi yoksa denizde mi 900 yil yattigi pek anlasilmiyor. Yahudi tüccar neyi satin aldi? Bir kismini mi? Ya da baska bir seyi mi? Heykel Rodoslu heykeltras Lindoslu Chares baskanligindaki bir komisyon tarafindan yapildi. Bronz parçalar halinde çalisildi, sonra birlestirildi, ayaklari ve topuklari konuldu. Çatisinin yapiminda demir ve tas bloklarin kullanildigi da saniliyor. Kaidesi beyaz mermerdendi ve bittigi anda yüksekligi 33 metreydi. Tam olarak sekli ve görünümü bilinmiyor, çizimler anlatilardan yola çikilarak yapilmis ve Fransiz heykelci Auguste Bartholdi, Rodos Heykeli'nden esinlenerek modern dünyanin en çok taninan ve en büyük ülkesini simgeleyen heykelini yapti; New York'taki Özgürlük Heykeli'ni... Ne gariptir ki, her iki heykel de özgürlük adina yapildi... "Ey Günes! Senin için Rodoslu Dorian halki bu bronz heykeli Olympos'a ulastirmak için, savas dalgalarini uzaklastirmani ve kenti taçlandirmani dileyerek yapti. Kentimiz, yagmadan uzak kalsin. Sadece denizler degil, karalar da özgürlük mesalesinin isigindan yoksun kalmasin" (Heykelin ithaf yazisindan)
|