Ana Sayfa arrow Arkeoloji arrow Arkeobotanik
Arkeobotanik PDF Yazdır E-posta
Bitkisel ürünler, Önasya 'da, her zaman yasamsal bir rol oynamistir; çogunlukla yiyecek olarak karsimiza çikarken, yakit, insaat malzemesi, ilaç gibi kimlikler de kazanmistir. Endüstri öncesi toplumlarin en önemli ekonomik faaliyeti olan tarim, eski uygarliklarin arastirilmasinda odak noktasi olmalidir.

Geçmisteki bitkilerin arastirilmasi, halkin çogunlugunu olusturan köylülerin gündelik yasamlarini aydinlatacagi için de önemlidir. ARKEOLOGLAR, 1960'lara kadar kazilarin amacinin ön­celikle, sanat tarihi arastirmalari ve yazili kaynaklarin bulunmasi olduguna inanip, hayvan ve bitki kalintilarina çok az ilgi gösterdiler. 1960'larin sonunda beliren "Yeni Arkeoloji" yaklasimi, arkeoloji pratigi açisindan iki önemli degisiklige yol açti:

Birincisi, eski insan topluluklarinin birbirleriyle baglantili olusumlar -sistem­ler- oldugu anlayisinin ortaya çikmasidir. Bu sistem kapsamindaki tüm unsurlar önemlidir ve hiçbir yerlesimin ya da tarihî olayin birbirinden soyutlanarak incelenmesi mümkün degildir, ikincisi ise, arkeolojik belgelerin elde edilmesi ve yorumlanmasinin da kendi içinde sorgulanabilir ve tartisilabilir bir konu haline gelmesidir. Geçmisin anlasilmasi için beslenme biçimi ile tarimin birbirini tamamladigi düsüncesi, biyolojik kalintilarin toplanmasi, gerçekten yogun bir ilgi uyandirmisti. Biyolojik kalintilar özenle toplanmaya baslandi. Bitki kalintilarini suda yüzdürme yöntemiyle toplama ve kemikler için kuru olarak elekten geçirme gibi yeni teknikler gelistirildi ve bu teknikler, toprak, polen ve peyzaj tarihinin arastirilmasi için kullanilmaya baslandi. Bu noktada, bitkisel kalintilar üzerinde çalismalarini sürdüren arkeobotanikçiler, arkeologlarin yaninda görev aldilar. Arazi, laboratuvar ve bilgisayar olmak üzere üç alanda çalisan arkeobotanikçilerin çalismalari önce arazide baslar. Arkeobotanikçiler, toprak parçalarinin batip, içindeki kömürlesmis bitki artiklarinin su yüzüne çikmasi ve sonra süzülerek ayrilmasi ilkesine dayanan, yüzdürme mekanizmalarinin kurulup, örneklerin toplamasina danismanlik ederler. Örnek toplama stratejisi, kalintilarin dogal yapisina ve bölgedeki arastirma konusuna uygun olarak gelistirilir.

Arkeobotanikçiler, yüzdürme isleminde görev almamislarsa, yöre florasi konusunda arastirma yürütüp, köylülerle konusarak, yöresel ürünler ve yabani gidalar konusunda bilgi edinirler. Laboratuvarda ise stereoskopik mikroskop yardimiyla, zaman alan bir destek çalismasi yürütülür. Kömür ve tohum gibi çesitli tiplerde bitki içeren örnekler, dik­katle ayrilarak siniflandirilir. Tohum türlerinin belirlenmesi, taninmayan eski tohumlarin, referans olarak kullanilan dikkatle siniflandirilmis günümüz tohumlariyla karsilastirilmasi gibi basit bir ilkeye dayanir. Karsilastirma islemi bittikten sonra, isimlendirilen ve sayimi yapilan tohumlarla ilgili sonuçlar bilgisayara geçirilir ve yorumlama islemi baslar. Bütün bu tohumlarin, eski insanlarin yasamindaki anlaminin bulunmasi arkeobotanikçilerin islerinin en zevkli bölümüdür. Tohumlar Ne Anlama Geliyor? Yangin geçirmis tabakalardan ele geçen kalintilar çogunlukla depolanmak için temizlenmis ürünlerden; örnegin siloda saklanan bugday tanelerinden ya da küplere konmus mercimeklerden olusuyor. Yanmis tabakalar, küller ya da dam çöküntüleri arasindaki kalintilari kaydetmek ve yorumlamak, zaman zaman zorlu bir süreç gerektirir. Örnegin M.Ö. 6. yüzyilda, Sardes'de Pers istilasi sirasinda yanmis bir odada yedi arpa, iki ekmeklik bugday ve bir nohut yigini bulundu. Çogu zaman tohumlar küplerde depo edilmis olarak bulunur. Çuvallarda depolanmissa, çuval yangina dayanamadigindan, tohumlar bu yanmis odada oldugu gibi, zemine yigilmis bir halde kalir. Duvarin dibinde bulunan sarimsaklarin ise duvarda asili olan kabindan düstügü saniliyor. Buluntulardan arpanin, bölge insaninin beslenme aliskanliginda önemli bir yer tuttugu ve diger tahillarin göreli olarak daha az tüketildigi sonucuna variyoruz. Ne var ki bu kalintilar bir odada, bir günde bulunanlarin anlik bir fotografidir ve genelleme yapmak için uygun olmayabilir.

Öte yandan ocak, çöp yigini ve çukurlardan elde edilen yüzdürme örnekleri, bit­kisel ürünlerin kullanimi konusunda daha kapsamli bir açiklama getirir. Çünkü kalintilardaki küller, genellikle birçok etkinligin sonucu olarak birikir. Sardes kenti, yangin tabakalari arasinda koruna gelmis tohum kümelerinin nasil degisik ve tamamlayici sonuçlar verebilecegini gösteren iyi bir örnektir. Yangin tabakalarinin yanindaki bir dizi yanmamis katlardan yüzdürme yöntemi ile alinan örneklerin tümünde arpa bulundugu, bugdayin ise sadece örneklerin %60'inda mevcut oldugu görülmüstür. Bu bulgular arpanin o dönemdeki önemini dogrulamaktadir. Yangin tabakalarinda görülmeyen, fakat yüzdürme islemiyle elde edilen, akdari, adi mürdümük, burçak, üzüm, badem ve keten gibi ürünler vardir. Bu incelemede sarmisaga rastlanmamistir. Otlar ve baharatlar küçük miktarlarda kullanildiklari için, arkeolojik kayitlarda adlari ender olarak geçer. Bu tip bitkilere gemi kalintilari gibi istisnai ortamlarda siklikla rastlanir. Çömlek parçalari veya sikkelerin aksine, dönemini yansitan kanitlar tasimayan bitki kalintilarinin yasi, dikkatli stratigrafik kazilarla belirlenmelidir. Tarimin Kökeni Tarimin gelismesi, hizli nüfus artisi, tarim köylerinin yayilmasi gibi sonuçlar dogururken, Mezopotamya'da ilk okuryazar uygarliklarin ortaya çikisinda önemli bir rol oynamistir. Yakin zamana kadar, bu dikkate deger bulusu aydinlatan az sayida kanit vardi. Tarim öncesi ve erken dönem tarim yerlesimlerinde, bitki kalintilarinin ve kemiklerin toplanmasi oldukça zordur. Erken dönem tarim uygulamalari ile avci toplayici kültürlerin anlasilmasi, birbirini tamamlayan çalismalardir. Botanikçiler, bugday, arpa, mercimek ve nohut gibi ürünlerin yabani atalarinin sadece Önasya'da yetistigini kanitladilar; bu ürünlerin burada seçilerek kültür formuna dönüstürüldügünü düsünüyorlar.

Arkeologlar, kazilardan çikan örneklere radyokarbon testi uygulayarak, Önasya'daki Neolitik Çagi köylülerinin 10.000 yil önce çiftçilik yaptiklarini kanitladilar. Üst Paleolitik insan, çevresinde buldugu yabani bitkileri toplayarak ve yabani hayvanlari avlayarak besleniyordu. Dicle nehrinin kolu üzerinde bulunan Hallan Çemi'de civardaki mese ormanlarindan yabani badem, yabani baklagiller, antep fistigi gibi ürünleri toplayarak beslenen insanlarin beslenme sisteminde, sivri saz (Scirpus maritimus) ve yalanci sarmasik da (Polygonum) bulunuyordu. Ayrica, belki de basarisiz bir yag çikarma isleminin kalintisi olan, kalin bir tabaka kömürlesmis yabani horoz ibigi çiçegi meyveleri (Gundelia tournefortii) bulundu. Kuzey Suriye ve Irak'ta yer alan Abu Hureyra ve M'lefaat yerlesimlerindeki iyi insa edilmis ve büyük bir olasilikla yil boyunca kullanilmis olan avci toplayici köylerde, step ormanlarinin içinde yer alan az sayida orman bitkisi kullanilmistir. Büyük miktarlarda yabani tahil, bakliyat ve menengiç (Pistacia) de diger çesitlerin yanisira toplaniyordu. 10.000 yil önce, Bereketli Hilal'in üzerinde yasayan avci toplayicilar tahillarin atasi olan bazi yabani tohumlari ekmeye basladilar. Toplanarak ekilen bu tohumlar, daha çok yasama sansi bularak kültür tohumlari haline geldiler. Ve zamanla bu ürünler, insan müdahalesi olmadan tohumlarini dagitma yetenegini kaybettiler. Çünkü artik tohumlar, olgunluk döneminde dagilip saçilmak yerine, basagin üzerinde kaliyordu. Bu degisimin çiftçiler için büyük bir avantaj oldugu açiktir. Tarimin ilk kez tam olarak Önasya'nin hangi kesiminde ortaya çiktigi hâlâ net olarak bilinemiyor. Bugünkü tahillarin yabani atalarini olusturan bitkilere, Bereketli Hilal'in hemen hemen bütün Neolitik yerlesimlerinde rastlamak mümkündür. Arpa, mercimek ve bezelyenin yabani atalari bütün bu bölgeye yayilmisken, yabani çatal siyez bugdayi (Triticum diccoum) yaygin olarak Dogu Akdeniz'de, yabani kaplica bugdayi (Triti­cum monococcum) daha çok Güney Anadolu ve çevresinde, yabani nohut ise Güneydogu Anadolu'da dar bir bölgede görülmektedir.

Tarim tekniklerinin büyük olasilikla çok çabuk yayildigi ve bugünkü tahillarin, Neolitik atalarim olusturmak üzere seçilerek kültür formlari haline dönüstürülen tohumlarin degisik alanlardan toplandigi düsünceleri, tarimin, nerede ve ne kadar genis bir alanda basladiginin, hiçbir zaman tam olarak anlasilamamasina neden oluyor. Avci toplayicilarin, neden çiftçilik yapmaya basladiklari önemli bir sorudur. Çiftçiligin baslamasindan 2000 yil önce, Buzul Çagi'nin sona ermesiyle dünya ölçeginde çevresel degisiklikler olmustur. Polen diyagramlari, ormanlarin günümüzden daha nemli ve iliman bir iklim sayesinde Anadolu'nun steplerine kadar yayildigini göstermistir. Bu çevresel degisimlerin sonucu olarak gelisen, avci toplayici yasamdaki nüfus artisi ve buna bagli olarak gelisen artan yiyecek gereksinimi, ilk tarimsal denemelerin yapilmasina neden olmustur. Ancak bu asamanin daha iyi anlasilmasi konusunda karsimiza çikan en önemli engel, bu evreye ait bilinen yerlesim sayisinin azligidir. Anadolu'da sadece iki tane, hemen Neolitik öncesi döneme tarihlenen yerlesimde kazi yapilmistir (Pinarbasi ve Hallan Çemi). Ayni durum Erken Neolitik için de geçerlidir. Erken Neolitik Dönem bitki kalintilari, sadece M.Ö. 7500-6000 yillarinda çiftçiligin görüldügü Çayönü'nde bulundu. Arkeobotanigin Hammaddeleri Toplanma ve yorumlama stratejileri tamamen farkli olan iki grubu söyle tanimlayabiliriz. Makro Kalintilar; tohumlar ve tahta parçalari gibi çiplak gözle görülebilecek kadar büyük olan bitkisel kalintilardir. Birçok Önasya ülkesinde oldugu gibi çölümsü kurak bölgelerde, bitkisel kalintilar diger arkeolojik kalintilarin içinde korunabilirler. Kislarin nemli geçtigi Türkiye'de ise, bitkiler hayvanlar tarafindan yenmekten kurtulabilselerbile çürürler.

Botanik kalintilar biyolojik olarak çürüyemeyen artiklardan olusur. Kömürlesme ise korunmak için en iyi yoldur. Atesle temas eden tohumlar, odunlar ya da diger bitki parçalan çogu zaman yanarak kül olur, tamamen yanmayanlar ise kömürlesir. Çogunlugu karbondan olusan bu kömürlerin içinde baska organik maddeler de bulunabilir. Kömürlesmis bir tohumdan lipid ve DNA'nin ayrilabilmis olmasi bu bilgiyi dogruluyor. Hayvanlarin otlamasiyla, sindirim sistemlerine geçen tohumlar dogal olarak diskilarinda da bulunur. Diskilarin yakilmasiyla bu tohumlar arkeolojik kayitlara kömürlesmis kalintilar olarak geçerler. Çesitli tohumlarin bir arada bulundugu gübreler ilginç arkeobotanik örnekler olustururlar. Mikro Kalintilar, Polenler, sporlar, fitolitler(phytolithler) mikroskopta incelenmesi gereken küçük parçaciklardir. Genellikle rüzgar veya böcekler tarafindan ayristirilan bu mikro parçaciklar, kalin dis kabuklan nedeniyle göl yataklari ya da batakliklar gibi anaerobik kosullarda çürümeye karsi dirençli olurlar. Bölgenin bitki örtüsünün tanimlanmasinda önemli ipuçlari tasiyan polenlere, arkeolojik kalintilarda genellikle rastlanmaz. Çesitli bitki hücrelerinde bulunan silisli bir yapi olan fitolit ise bitkilerin çürümesinden sonra arkeolojik toprakta birikir ve laboratuvarda ayristirilabilir.

Fitolit analizleri, daha yeni bir teknik olmasina ragmen bitkilerin taninmasi ve sonuçlarin mikromorfoloji çalismalariyla birlesmesiyle arkeolojik verileri tamamlivor. Degisen Ürün, Degisen Kültür ister Önasya'da, ister Kuzey Amerika bozkirlarinda olsun, hangi ürünün, nasil yetistirilecegini, tüketiciye veya merkezi hükümete bagli olan piyasa belirler. Ürünün seçilmesi hiçbir zaman sansa birakilmaz. Ancak bu yaklasim, arkeolojik bitki kalintilarina nasil uygulanir? Bu durumda kaplica ve çatal siyez bugdaylari, incelemek için güzel örneklerdir. Kavuzlari ve bu eski hububatlarin diger bugdaylardan ayrilmasini saglayan kalin kabuklan, depolanma sirasinda ürünü vebadan korur. Erken çiftçilik döneminde öncelikle kullanilan kaplica ve çatal siyez bugdaylari, batida Britanya Adasi'na, doguda ise Hindistan'a kadar yayilmistir. Günümüzde ekimi bazi yüksek daglar disinda oldukça sinirlidir. Türkiye'de bulunan arkeobotanik kanitlar, kaplica ve çatal siyez bugdaylarinin M.Ö. 3000 yil öncesine kadar makarnalik ve ekmeklik bugday ile arpa gibi diger tahillarin yani sira yetistirilmis oldugunu gösterir. Daha sonra Erken Tunç Çagi'nda, kaplica ve çatal siyez bugdaylari, Güneydogu Anadolu'nun arkeolojik kayitlarindan aniden silinmis ve asla tekrar ortaya çikmamistir. Bu durumun aydinlatilmasinda görev" alan arastirmacilarin yolu Karadeniz daglarina düsüyor. Çünkü kaplica ve çatal siyez bugdaylarinin hâlâ az miktarda yetistirildigi köylerden birkaçi Kuzey Anadolu'daki nemli Karadeniz daglarindadir. Buralarda çiftçilerle yapilan konusmalardan, kaplica ve çatal siyez bugdaylarinin neniili ve sicak yazlarda gelisen mantar hastaliklarina karsi dayanikli olmasi nedeniyle tercih edildigini ögreniyoruz. Kaplica ve çatal siyez bugdaylarinin yüksek kaliteli tavuk yemi ve bulgur olarak da çok degerli olmasina ragmen, ekim alanlari büyük bir hizla azaliyor. "Günümüzdeki bu hizli azalma ile "Erken Tunç Çagi"ndaki azalma arasinda bir paralellik olabilir mi?" sorusu akla geliyor. Köylüler bu konuda ipucu olabilecek su bilgileri verdiler: Öncelikle verimi düsük olan kaplica ve çatal siyez bugdaylarini devlet desteklemiyor. Bugday tüccarlarinin ekmeklik bugday alirken, bu bugdaylar gibi azinliklarla ilgilenmemeleri ise baska bir neden... Görüldügü gibi, Karadeniz daglarindaki ekim alanlarinda yasayamayan ve hastaliklara karsi daha az dirençli olan ekmeklik bugday, modern piyasa ekonomisine daha iyi uyum saglamis.

Erken Tunç Çagi'na dönersek, Güneydogu Anadolu'da bu çagin en belirgin özellikleri, yerlesim yogunlugundaki artis ve araziye yayilmis küçük köylerden kasabalarin çevresine kurulan köylerle birlikte daha hiyerarsik bir düzene geçis olarak özetlenebilir. Bu degisimin tarima yansiyan etkisi için ortaya atilan en akilci teori kisaca söyle özetlenebilir: Çogalan sehirli nüfusun artan ihtiyaçlari, çiftçileri, ekmeklik ve makarnalik bugdaylar gibi gübrelemeye bagli olarak verimi artan ve hasat sonrasi kolay islenebilen ürünler yetistirmeye yöneltmistir. Bu iddia, günümüzde çesitli bugday türlerinin, çesitli gübrelerle deneysel ekimi yapilarak test ediliyor. Ege baglantilariyla birlikte Bati Anadolu'daki ve alçak bölgelerdeki eski çiftçilik hakkinda ne kadar çok sey ögrenebilirsek, eski tarim yöntemlerinde de daha fazla çesitlilik bulmayi umabiliriz. Tarim tekniklerindeki çesitlilik beslenme aliskanliklari için de söz konusudur. Türkiye'deki en yaygin arkeobotanik kalinti olan arpayi hayvan yemi ya da malt yapimi için kullaniyoruz; ama arpanin geçmiste insan hayatinda önemli bir besin olarak yer aldigina dair arkeolojik kanitlar var. Sardes ve Gordion da bulunan, M.Ö. 500 yillarina ait yangin geçirmis odalarin külleri arasinda, arpa kabuklariyla dolu çömleklere rastlanmistir. Bunlar arpa tanelerinin ayiklanmasindan arta kalan kabuklardir. Bu zahmetli kabuk çikarma isi sadece insanlarin tüketimi içindir, hayvan yemi olarak kullanilan arpalara bu ayiklama islemi yapilmaz. Eski yazitlarin yorumlanmasindan ortaya çikan ortak kani, insan besini olarak arpanin, bugday kadar önemli oldugudur.

Günümüz Türkiye'sinde nadiren insan besini olarak kullanilan arpanin, besin olarak geçmisteki önemini ne zaman kaybettigi merak konusudur. Uzmanlar, benzer iki durumdan bahsediyorlar. Anadolu'da hayvan yemi olarak yetistirilen burçak ve aci bakla, zehir içerdigi için insan besini olarak kullanilmiyor. Ancak her iki ürünün de neolitik dönem ve sonrasina ait arkeobotanik örnekleri bol miktarda bulunuyor. Bu iki ürüne mutfak alanlarinda rastlanmis olmasi, besin maddesi olarak kullanildigini düsündürüyor. Aci bakla ve burçak yeterince pisirildiginde ve karisik bir beslenme biçiminin parçasi olarak kullanildiginda yararli birer besin oluyorlar. Bu örneklerin isiginda, günümüzün gida maddeleri hakkindaki düsüncelerimizi geçmise uyarlarken, dikkatli olmamiz gerektigini söyleyebiliriz. Arkeoloji ve Yazli Kaynaklar Tarihi dönemlerle ilgili arastirma yapan arkeologlarin, ihtiyaç duyduklari bütün bilgilere, bulduklari yazili kaynaklarla ulastiklarini düsünme egilimleri vardir. Bu egilim, Geç Tunç Çagi ve sonrasina ait arkeobotanik veya zooarkeolojik verilerin gerçekten önemsenmemesine sebep olmustur. Ne yazik ki, yazili belgeler, tarim ekonomisinin dinamigini anlamamiz için yeterli bilgiyi nadiren içermektedirler. Ayrica tarim ürünlerine ait terimlerin çevirisi de oldukça sorunludur. Örnegin, Bogazköy'den çikarilmis Hitit dönemine ait on binlerce tabletin hemen hepsi diplomasi, hukuk, din veya mitoloji ile ilgili ayrintilar içerirler. Yazilari tamamen anlamis olsak da, bu tabletlerden Hitit tarimi hakkinda nitelikli bilgiler edinemeyiz. Hititçedeki ürün terimleri bugüne kadar tam olarak anlasilmasa da dilbilimciler, Sümer terimlerinin Hititler tarafindan ayni anlamda fakat kisaltilmis olarak kullanildigini varsaymislardir. Orijinal Mezopotamya metinlerinde ve ayni anlamda kullanildigi varsayilan Hitit metinlerinde siklikla kullanilan "ZIZ" terimi dilimize çatal siyez bugdayi olarak tercüme edilir. Hoffner, Geç Tunç Çagi'nda çatal siyez bugdayina ait verilerin azaldigini gösteren arkeobotanik verilere dayanarak "ZIZ" in aslinda ekmeklik bugday ya da bugday için kullanilan genel bir terim oldugunu öne sürmüstür. Kaman Kalehöyük'te bulunan arkeobotanik veri analizleri, çatal siyez bugdayinin sadece az miktarlarda bulundugunu dogruluyor. Ekmeklik bugday, Hoffner'in düsüncesini dogrularcasina, en fazla bulunan bugdaydir. Hitit yazitlari tarim teknikleri ve bitkisel ürünler hakkinda ilginç bilgiler içermekle beraber arkeobotanik bilgilerle desteklenerek kullanilmalidir.

Klasik Çag ve Ortaçag için de tamamen ayni durum geçerlidir. Anadolu'ya yeni ürünlerin geldigi ve önemli tarimsal gelismelerin oldugu açiktir, ancak bu konuda tarihi belgeler yetersizdir. Basta Anadolu olmak üzere, Onasya'daki arkeobotanik arastirmalar henüz baslangiç asamasindadir. Günümüzde sayica az ama her geçen gün artmakta olan arastirmacilar, arazide hâlâ tohum türlerinin belirlenmesine ve yorumlanmasina yarayacak sorular konusunda temel teknikler üzerine çalismaktadirlar. Az sayida ama oldukça önemli olan, tohum konulu toplantilar yapiliyor. Türkiye'de seri halinde yürütülen kazilarda, genis çapli bitki ve hayvan kalintilari arastirmalari yapilmaktadir. Örnek toplama stratejisi gelistirmek, modern floranin taninmasi, tohumlan mikroskopta tanimlamak ve günümüz çiftçileriyle etnografya çalismalari yapmak, arkeobotanik çalismalarin temelini olusturur ve arkeologlari dogru sorulara yöneltir. Bir kazidan yeni çikarilmis her bitki kalintisi yeni kesiflere yol açabiliyor. Arkeobotanik, ister tarimin henüz basladigi tarihöncesi dönemler olsun, ister yazinin bulundugu dönemler olsun, insanoglunun geçmisine isik tutabiliyor.

Bilim ve Teknik dergisi 1995

Yorum (0)Add Comment

Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

busy
 
< Önceki   Sonraki >

Anket

Megabilim.com içerigini yeterli buluyor musunuz?